14 Mart Tıp Bayramı neden millidir?

14 Mart Tıp Bayramı neden millidir?

Milletimizin öz bilincinden geçmiş, sindirilmiş, her anıldığında milletçe aynı hazzın alındığı özel günlerimizi bayram olarak tanımlarız. Divan-i Lugat-it Türk’de “Badram” veya “Beyrem” olarak geçen, 1330’lü yılların literatüründe ise Bayram’a dönüşen bu özel günlerden birisi de 14 Mart Tıp Bayramı’dır.

Türk ulusunun bayram bilinci dini bayramlarla sınırlıyken Cumhuriyet’le birlikte milli bayramlarımızı kutlamaya başladık. Millet bilincini halkın dimağına kazıyan bayramlarımızdan birisi de 14 Mart Tıp Bayramı’dır. Ancak neden bayram kabul edildiğine dair günümüzdeki bilinç eksik, tartışmalar yetersizdir. Tıp öğretisine ve sağlık hizmetlerine atfedilen kutsallık, insan hakkı gibi basit tanımlamalar, Tıp Bayram’ı tanımının içini doldurmamaktadır.

14 Mart 1827, Osmanlı’da 2. Mahmut döneminde Tıp doktoru ve Cerrah yetiştirmek üzere açılan Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adlı okulun açılış tarihidir. Bu tarih klasik literatürümüzün tanımına göre, modern tıp eğitiminin başlangıcı ve bayram olarak kabul edilir. Ancak bu klasik tanım bir Tıp Okulu açılışının neden bayram kabul edildiğine dair içerisinde yeterli bilgi vermez. Soru şudur: 14 Mart Tıp Bayramı’nı milli ve özgün yapan nedir? Bir Tıp okulunun açılması milli bir bayram olarak kabul etmek için yeterli midir?

Türk Milleti’nin cephede ve sahada, ağır sağlık yıkımına çözüm üretmekten uzak olduğu tespitli bir Tıp okulunun açılmasının bayram olarak tanımlanması tek başına iddialı ve abartılı bir yaklaşımdır. Öyleyse neden bu iddialı yaklaşıma evet denmiştir. Bunu anlamak için sürecin içinde barındırdığı dinamikleri öğrenmemiz gereklidir. Ancak o zaman bunun basit bir okul açılmasından öte kavramlar içerdiğini anlar, 14 Mart’ın milletimiz için özel ve milli olduğuna karar verebiliriz.

Okul ilk açıldığında dili Fransızcadır. Eğitim dili nedeniyle hekim yetiştirme ve eğitim açısından bir dolu sıkıntılar barındırmaktadır. Okuyanların çoğu Müslüman olmayan gençlerdir. Bu okul kırk senede sadece üç yüz hekim yetiştirdiğinden, memlekette hekim sıkıntısı devam etmektedir. Büyük kolera salgını sonrası Türk öğrenci sayısı daha da azalmış; 1855 de 7 hekim, 1856 da 9 hekim mezun olmuştur ve bunların sadece birisi Türk’tür. Türkçe eğitime yabancı hocalar karşı çıkmakta hatta Türk öğrencilerin alınmasına burun kıvırmaktadır. Türk gençleri onlar için bir ütopya olan bu okula başvurmakta çekimserdir. Başlayanlar da eğitimden memnun değildir; eğitim dili nedeniyle bilgiye ulaşmakta zorlanmaktadır. Ancak gençlerin aydınlanmaya olan ihtiyacı bir şekilde başlamış ve durduramayacaktır.

Türk öğrenciler Cemiyet-i İlmiyye-i Tıbbiye adında bir cemiyet kurarak Türkçe eğitim için mücadele etmeye başlamışlardır. Bu mücadele netice vermiş ve öğrenciler tam kırk yıl sonra, 1 Mart 1867 de askeri tıbbiyenin bir köşesine Mekteb-i Tıbbıye-i Mülkiye-i Şahane’yi yani sivil tıbbiyeyi kurdurmayı başarmışlardır. Ancak okul Türkçe eğitime başlasa da milletin derdine, askerin ihtiyacına yetecek kapasitede değildir. 1871 de okul müdürü olan meşhur Marko Paşa on yedi yıl boyunca devletin sağlık işleyişinde söz hakkı olmasına rağmen, eğitimin gelişiminde başarısızdır. Tüm öğrencilerin gözü sorunlu yönetimdedir ve Marko Paşa, devamlı ipe un serdiği için öğrenciler, “Derdini Marko Paşa’ya anlat” diyerek halkın sözlü literatürüne bir deyim dahi kazandırmıştır.

Marko Paşa sonrası yönetimi devralan mareşal Mustafa Zeki Paşa, 2. Abdülhamid’i ikna ederek yurtdışından hocalar getirmiştir. Dünya ile bağlantı derinleşmekte, süreç yavaş yavaş olgunlaşmaktadır. Öğrenciler dünyadaki siyasi gelişmeleri izlemekte, istibdat rejimine karşı özgürlük fikirleri alevlenmeye başlamaktadır. Aydınlanma, semeresini vermeye başlamaktadır ve öğrenciler arasındaki hürriyetperverlik yanında vatanseverlik duygusu gelişmektedir. Bu duyguların gelişimi, öğrencileri birlikte hareket etmeyi çağıracaktır. Öğrenci aydınlanması öğrenci birliğine dönüşmüştür ve milletin kaderi üzerine söz hakkı talebi yükselmektedir. Öyle güçlü bir birlikteliktir ki araya girmeye çalışan her nifak bertaraf, her hafiye aforoz edilmektedir. Okula yeni başlayan her gence abilerinin öğretileri mutlaktır. Tıp Mektebi ilim ve hürriyet ocağıdır, hürriyet mücadelesinde ve ilimde itaat ve hürmet esastır, hocalar hürriyetperverdir ve bizdendir. Bu birlikteliğe ve kararlılığa yabancı hocalar da şahittir ve onlar Türklerin kendi geleceklerini kendilerinin tayin edeceğini görmüşlerdir. Hürriyet mücadelesi tırmanırken; aydınlanma ve Tıp ilminde yükselme devam etmektedir. Gülhane kurulmuştur. Askeri ve harp cerrahisi gelişmektedir.

İşte bu kısa bir paragrafa sığdırmaya çalıştığımız öğrenci ve hoca birlikteliği zemininde sağlanan aydınlanma hareketinin ismi İttihat ve Terakki’dir. Ancak yine de olgunlaşma sürecinin içerisinde milli olmayan ögeler vardır; her güçlenen yapıda olduğu üzere iç dengelerdeki ayrışma ve mutlak hakimiyet istenci, süreci milli çizgiden saptırmaktadır. İttihat ve Terakki içerisinde güçlenen iki farklı yapı milli çizgiye zarar vermektedir. Bunu ilk görenlerden birisi Mustafa Kemal’dir ve 1909 kongresinde İttihat ve Terakki’nin ordudan elini çekmesini istemiştir. Ancak İttihat ve Terakki’nin güçlü örgütlenmesi kendi içinde çözümü sağlayacak kadar gelişmiştir. Tıbbiyeliler için aslolanın milli çizgiye yaklaşmak olduğu anlaşılmış, tıbbiyeliler sonunda Türk Ocağı’nı kurmayı başarmıştır.

Türk Ocağı sadece milliyetçilik hisleriyle kurulan bir yapılanma değildir. Türk Ocağı, teknik, eğitim, sağlık işleri, tarım ve ekonomiyle de ilgilenmektedir. Türk Ocağı, kendi içerisinden çıkardığı Köycüler Cemiyeti ve Bilgi Derneği sayesinde artık halkının yanındadır. Yani aydınlanma hareketinin halkla aradaki mesafe kapanmış; hareket, halkına hizmet etmeye başlamıştır. Tanımladığımız milli çizgiye yaklaşma tam olarak budur. Türk Ocakları tarihsel süreçte Halkevlerine dönüşecek, Halkevleri, Türk ocaklarından aldıkları miras sayesinde bilgi ve uygulama alanları ile yıllarca ayakta kalacaktır. İttihat ve Terakki milletle bütünleşmenin gereğini yapmıştır ve daha da yapacaktır. İttihat ve Terakki içindeki aydınlık, bilgi, birikim Milli Mücadeleye hazırdır. Bunu artık Mustafa Kemal de görmekte ve milli hareketinin öncülerini yönetime getirmekte, birikimlerinden faydalanmaktadır.

14 Mart Tıp Bayramı, orduya tabip, halka hekim yetiştirmek üzere kurulmuş basit bir Tıp Okulu’nun açılış günü değildir. Yıkılmış, yok edilmiş bir imparatorluğun gençlerinin, aydınlanma süreciyle başlattığı milli dava hareketinin miladıdır. Hareket salt aydınlanma yolunda ilerlerken savrulmalar yaşamış ve ancak milli çizgiye geldiğinde başarmıştır. İçinden koca bir Cumhuriyet çıkarmıştır. Milli olmadıkça bilginin ve aydın imgesinin önemli olmadığının da ispatı gibidir. Bu bayram, devletimizin devamlılığı için de içerisinde derin manalar saklamaktadır. Cumhuriyet milletin aydınlanma ihtiyacı, kararlılığı ve aydınlarının milli çizgisi sayesinde kurulmuştur; devamlılığı için aslolan ögeler tarihsel olarak tespitlidir.

Nice 14 Mart’lara… Milletimizle birlikte…