17 Ağustos gecesi görevi devralan Amiralin deprem sınavı

featured

Büyük depremin yaşandığı 17 Ağustos’ta Gölcük’te Donanma Kurmay Başkanı olan emekli Amiral Mustafa Özbey, yaşadıklarını ve çıkarılması gereken dersleri yazdı…

Bu tarih Türkiye için çok önemli olmasına rağmen, toplumsal bellekten giderek silinmeye başladı. 17 Ağustos 1999 tarihini önemli yapan neydi?

Kuzey Anadolu Kırığı, bu tarihte Gölcük’te orta yerinden yırtıldı.

O dönemde Gölcük’te Mayın Filosu Komutanı olarak görev yapmakta olan ben, 17 Ağustos saat 1600’da Alper Tezeren Amiral’den Donanma Kurmay Başkanlığı görevini teslim alacaktım.

Oturduğumuz lojman, Ana Üssün batı sınırına yakın, deniz kenarında iki katlı şirin bir binaydı.

İzmit körfezinin günbatımı manzarası olağanüstüdür. Karşı kıyıda Tüpraş’ın ışıklar içindeki tesisi her gece görsel bir keyif yaşatır insana.

16 Ağustos gecesi bu keyifli manzarayı seyredip eve çekildiğimizde, aklımda kalan, alıştığımız gece serinliğinin yerine boğucu bir sıcaklığın varlığı idi.

Biraz sohbet, biraz televizyon, gece yarısına doğru yatmaya çıktık.

Büyük bir gürültü ve ardından diş gıcırdatmasını andıran korkunç bir yırtılma sesi. Yatak odası fırtına içindeki dalgalı denize dönmüş durumda. Yatak, odanın içinde yüzüyor, bir o duvara bir bu duvara çarpıyor, bir yukarı yükseliyor, sonra var gücü ile dibe vuruyor. Bir şeyler yapmak istiyorum, ama hiçbir şey yapamıyorum. Yatağa tutunup, yere düşmemeye çalışıyorum. O hareketlerden birinde, elbise dolabı yatağın üstüne devrildi.

Deprem bir ara soluklandı. Tam, artık bitti dediğimde, çok daha büyük ve sert bir savrulma yaptı. Yatağın üstüne yıkılmış elbise dolabı, bu kez ters yöne savrularak duvara çarptı ve parçalanarak zemine yığıldı…

Ardından bir büyük sessizlik, sessizlik, sessizlik…

Arkası gelir mi diye bekliyorum. Sessizlik…

Galiba bitti diyorum. Eşim şokta. Elektrikler kesildiğinde pil ile çalışan sönük ışık olmasa yön bulmak mümkün değil. Kapının yönünü görüyorum. Eşimi elinden tutarak beraber kapıya yürüyoruz. Yerde kırıklar var. Merdivenden alt kata iniyoruz. Dış kapıyı açmaya çalışıyorum. Kapı çökmüş. Ancak, omuz vurarak açıyorum. Kendimizi dışarıya atıyoruz….

Tüm bu anlattıklarım 17 Ağustos 1999 tarihinde saat 03.02’de Gölcük’te yaşandı. Toplam 42 saniye… 42 saniyenin, 42 yıl gibi yaşanması ne imiş, bunu ancak o tarihte Gölcük’te olanlar, size anlatabilir.

Sevgili Alper Tezeren Amiral’le 1600’da planlı resmî devir teslim törenini gece 03.02′ den az sonra, lojman çıkışında yaptık.

Denizcilerin vardiya tesliminde gelenek olarak söylediği gibi bana, “Allah, selâmet versin” dedi.

Donanma Kurmay Başkanlığı görevini, üzerinde üniforma olmadan, gece yatak kıyafeti ile teslim alarak, meslekte bir ilki de böylece yaşamış oldum.

Yan yana lojmanlardan komşular yavaş yavaş çıkmaya başladığında, herkesi sağ fakat korkulu görünce, acaba hafif bir depremi, uyku etkisi ile abartılı mı algıladım diye düşünürken, gökyüzünü büyük bir alev topu aydınlattı. Yıllardır bize ışıkları ile görsel keyif veren Tüpraş’ta yakıt depoları patlamış ve yanıyordu.

Hayal görmemiştim. Yaşanan bir felaketti. Eve döndüm. Niyetim üniformamı bulup, yeni görev yerim olan Donanma Komutanlığına gitmekti. Evin karmaşası içinden kendimi tanıtacak bir şeyler buluşturup giydim. Elektrikler, körfezin her iki yakasında da kesik. Ortalığı Tüpraş yangını aydınlatıyor. Onun yalazının aydınlığı ile yürürken  bir boşluğa düştüm. Kuzey Anadolu Kırığının, oturduğumuz lojmanların 40 metre güneyinden geçtiğini bu yırtığa düşerek öğrendim. Yarıktan çıkıp yürümeye yeniden başladığımda, Gölcük Subay Orduevi, eski yerinde durmuyordu. Çöküntünün altından, “kurtarın” sesleri toz bulutuna karışıyordu.

Yürümeye devam ettim. Gölcük Ana Üssünün en büyük binası, Yıldızlar Suüstü  Eğitim Merkezi yıkıntısını geçtim. Yeni görev yerim, Donanma Komutanlığı binasına yaklaştığımda onun da yıkılmış olduğunu gördüm.

Bina önünde çaresiz beklerken, Donanma Komutanlığı personeli, ailelerini güvenli bir yere bıraktıktan sonra görev yerlerine gelmeye başladı. Gelenleri, kendimi tanıtıp, üs içinde hasar tespiti için görevlendirmeye başladım. Donanma Komutanlığına yeni atanan Oramiral Bülent Alpkaya da geldi. Ankara’ya durumu bildirmek üzere Komutan hemen, gemilerimizin bulunduğu Poyraz Rıhtımına gitti.

Gün ağarmadan yönetmemiz gereken en büyük risk, Tüpraş yangınının İzmit körfezine yayılması ve gemilerin deniz yangınından etkilenmesiydi.

Burada, gururla paylaşmalıyım: Gemide acil durumlarda görev yapmak üzere toplam personelin bir bölümü (1/3, 1/4) vardiya nöbetinde bulunur.

Vardiya personeli emir  beklemeden, Tüpraş yangınının batısına geçirecek şekilde gemilerini hareket ettirmeye hemen başladıklarını daha sonra öğrendim.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte o tarihte 1.nci Ordu Komutanı olan Org. Çevik Bir helikopterle Gölcük’e geldi. Uçuş yaparak geldiğinden deprem yıkımının Yalova’dan başlayıp İzmit Körfezi sonuna kadar etkili olduğunu kendisinden öğrendik. Bir şey daha öğrendik; TSK, Gölcük deprem bölgesine yardım ve destek olmak için birliklere çoktan hareket emri verilmiş…

O çok özel dönemin ayrıntılarına daha fazla girmeyeceğim. Deprem bölgesinde yaşayanların, benzer özgün anıları olduğunu biliyorum.

Yaptığım bu paylaşımdaki amacım; Gölcük depreminde yaşanan tanrısal uyarıdan, ne kadar yararlanıp gelecek depremlere hazırlandığımızı sorgulamaktır.

Donanmanın Gölcük Ana üssü depremden büyük zarar gördü. Şehitlerimiz, yaralılarımız oldu. Tüm meslek yaşamını düşmandan gelecek tehdidi savuşturmak üzere eğitilmiş bizler, Ana üssün altına boydan boya döşenmiş megaton gücünde dev bir saatli bomba (!) olduğunu bilmemeye yenik düştük.

Depremin hasar ve yaralarını sarmak üzere başta TSK olmak üzere devlet tüm varlığını seferber etti. Depremin yaz ayında olmasının, halkın barınma sorununu gidermede kolaylaştırıcı etkisi oldu.

TSK, kurumsal ders çıkaran ilk  örgüt olarak tüm ülkedeki askeri binaların depreme dayanıklılık ölçümlerini yaptırarak, her yıl planlı kaynak ayırarak sağlamlaştırdı. Depreme müdahaleyi, personel eğitim programa aldı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı olarak bu can yakıcı kayıptan en büyük dersi çıkararak, hem depremin yaralarını kısa sürede sardık, hem de birliklerin yüksek harbe hazırlık düzeyine ulaşmasını başardık.

Türkiye geneline baktığımızda, bu yıkıcı depremden benzer dersler çıkarıp fayda yaratabildik mi? Bu sorunun yanıtı maalesef “Evet” değil.

1999 Gölcük Depreminin ekonomide yarattığı hasarın olumsuz etkisi, ülkeyi 2001 ekonomik krizine sürükledi, ardından ülkede yaşanan iktidar değişikliği ile Türkiye için yeni bir politik dönüşümün içine girdi.

Gölcük Depremi; Türkiye’de bilimsel deprem bilincini yaratmak için tarihî bir fırsat sunmuşken, daha çok deprem korkusu yaratmayı başarmıştır denirse, yanlış olmaz.

Gölcük Depreminden günümüze 23 yıl geçmiştir. Deprem ile ilgili önemli bilgi birikimi sağlanmış olmasına rağmen, hasar ve kayıpları azaltma konularında henüz çok gerideyiz. Bir yandan kötü kurgulanmış/uygulanmış ve fakat doğru bir proje olan kentsel dönüşüm devam ederken; öte yandan, çıkarılan imar affı ile, depremde yıkılabilecek binaların da af kapsamına alınması anlaşılır gibi değildir.

Gelecekte yaşanacak Marmara depreminin yeri ve şiddeti konusunda bilimsel tartışmalar sürüyor. Ben bu tartışmaların ayrıntısına girecek değilim. Ancak; Gölcük depremini yaşamış biri olarak şunu söyleyebilirim:

İstanbul’dan kuş uçuşu 150 km. uzaktaki Gölcük depreminde, Avcılar ilçesi, en büyük hasar ve kayba uğrayan yöre oldu.

İstanbul’un Avrupa yakasında yıkım riski yüksek bina sayısı, sokakların yıkım sonunda uzun süre ulaşıma imkân vermeyecek oluşu, depremin kış ayında olmasının artıracağı kayıplar ile olası Marmara depreminin ülke çapında yaratacağı maliyet, iyimser modelleri yanıltacak boyutta ve dev bir büyüklükte olabilir. Gölcük Depremi sonrası ülkenin içine sürüklendiği ekonomik krizin çok daha büyüğü ile karşılaşmak istemiyorsak, hazırlık zamanının çok azalmakta olduğunu artık anlamalıyız.

Aradan 23 yıl geçmesine rağmen, hiçbir siyasi partinin programında, “Depreme Dayanıklı Türkiye” yaratma hedef ve önceliği olmaması acı gerçeğini yorumlamayı, siz okurlara bırakıyorum.

Gölcük depremi şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum. Mustafa Özbey

 

17 Ağustos gecesi görevi devralan Amiralin deprem sınavı

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

4 Yorum

  1. 4 ay önce

    tarih tekerrür edecek 38de yetim kalan Türk milleti gene büyük bedel ödeyecek kaçınılmaz.
    depremden sonra biden gelip bebeği kucağına alır.bak buraya yazıyorum.

  2. 4 ay önce

    Daha önceden bir kaç küçük sarsıntı yaşamış da olsak asıl deprem gerçeği ile Marmara depreminde karşı karşıya geldik. Ne yazık ki deprem bilincine sahip değildik. Kuzey Anadolu fay hattının kırk metre yakınına askeri lojmanların inşa edilmiş olması bu konudaki aymazlığımızın derecesini gösteriyor. Halbuki bu tür olayları önceden tahmin edecek, senaryolarını ve risk analizini hazırlayacak ve çözüm önerilerini sunacak bir devlet aklının olması gerekiyordu. Bu gün de pek farklı durumda değiliz. Türkiye’de altından aktif fay hattı geçen 24 şehir var. Toplumumuz bu konuda devlet kurumlarından da geride. Günlük çıkarlarının peşinden giden ve sadece rantı düşünenler satın alacağı konutun manzarasını düşünüyor ama zeminin sağlamlığını umursamıyor. Geleceğe yön veren bir ülke olmak istiyorsak bu günü ve yarını planlamayı, tedbir almayı öğrenmeli, kriz yönetiminin yanı sıra risk yönetimini de başarabilmeliyiz. Sayın Mustafa Özbey’e teşekkürler. Saygılar.

  3. 4 ay önce

    O acı gecede. Amcaoğlumda oradaydı. Devir teslim töreninde bulunduktan sonra eve gelmese belki oda ölenlerin arasında olacaktı.
    Soylu Türk Ulusunun bir daha böyle kıranlar yaşamaması dileğiyle.

    • 4 ay önce

      Çok büyük geçmiş olsun bütun Türkiyeye Paşam . İnşallah bir daha böyle bir felaket yaşamayız.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!