2 dünya savaşı, 11 Eylül, bölgesel savaşlar, Covid-19... Plutokrasi neyin peşinde?

2 dünya savaşı, 11 Eylül, bölgesel savaşlar, Covid-19... Plutokrasi neyin peşinde?

“Dışarıdan görünen hükümetin perde arkasında, halka hiç bir sadakati ve sorumluluğu olmayan gizli bir otorite oturmaktadır tahtında. Bu gölge hükümet, yoz politika ve iş dünyasının uğursuz ittifakından ibarettir.”

Bu sözleri söyleyen adam, benim gibi sıradan bir “komplo teorisyeni” değil.

1901 ile 1909 arasında iki dönem ABD Başkanlığı yapmış bir kişi; Theodore Roosevelt.

Bu gölge hükümet, öyle “kafatası ve kemikler” cemiyeti, masonlar veya illuminati filan da değil.

Bunların siyaset biliminde teknik ismi Plütokratlar.

Plütokrasi, yönetme erkinin maddi açıdan üstün kişilerce paylaşılmasını öngören oligarşik bir yönetim biçimi olarak tanımlanır.

Buna, oligarşi veya kısaca mafyokrasi de denebilir.

Ama Plütokrasi, Batı kapitalizmini ve hareket tarzını çok iyi anlatan bir terim.

T. Roosevelt’in de dediği gibi bu tipler, halka karşı en ufak bir bağlılık veya sadakat hissetmezler.

Her büyük krizde halkı topun ağzına koyarlar aksine.

Mesela sanayi devrimi ve kolonyalizmin devamında küresel finansal kapitalizmin 1800’lerin sonundaki ilk krizinde giderek artan toplumsal basıncı, 1914’te bir dünya savaşına dönüştürmekten çekinmediler.

Veya ikinci kürsel ekonomik krizin yaşandığı 1929 “Büyük Buhranı”nda da aynı şeyi yaptılar. Komünizmi ezmek ve Almanya’yı bir tehdit olmaktan çıkartmak için faşist Hitler’i piyasaya sürdüler.

Hitler Almanyası ile Sovyet Rusya’yı çarpıştırırken Avrupa’yı savaş sahnesi yaptılar.

Plütokraside liderliğin Avrupa’dan ABD’ye geçmesi için, 2 dünya savaşı, atom bombası ve 100 milyon ölü gerekti.

Kaldı ki, bu nispeten barışçıl bir geçişti. İki dost ve müttefik ülkeden birine, İngiltere’den Amerika’ya aktarılmıştı Batı Emperyalizmi’nin liderliği. Tek fark, Avrupa devletlerinde kurucu unsurlar aristokrat aileler iken, Amerika’daki kurucu unsur, geçmişi kanlı aç gözlü büyük şirketler ve işadamları idi.

Amiral gemisinin kaptan köşkündeki ABD, kıtadaki kanlı tarihine ihanet etmedi. Yerli Amerikalı ve Afrika kökenli siyahileri köle yapıp, öldürdüğü gibi tüm dünyaya zulüm saçmaya devam etti.

Tüm bunlar gerekliydi çünkü halk her ekonomik krizde en ağır darbeyi yiyor ve homurdanmaya başlıyordu.

HER EKONOMİK KRİZ SONRASI ÇARE SAVAŞ OLDU

Sanayi devrimiyle koşut ortayla çıkan sosyalist hareketler oligarkları ürkütüyordu.

Rus Çarının başına gelenler hele dehşet vericiydi!

İlk dünya savaşını iyi yönetemeyen Avrupa ve İngiltere, Atatürk ve Lenin’e engel olamadı.

2. Dünya savaşının ardından SSCB çok kayıp verse de güçlenmişti.

ABD’nin atom bombası tekelini de kırmayı başarmıştı.

Ruslar, Manhattan projesinde çalışan Alman sosyalist bilim adamı Claus Fuchs’un casusluğu sayesinde atom bombasını geliştiremeseydi, bugün ortaya çıkan belgelerden biliyoruz ki ABD ordusu onlarca Sovyet kentine atom bombası atmaya hazırlanıyordu.

Ardından Çin’de halkın önüne düşen Mao da ikinci darbeyi indirdi plütokrasiye.

Yeni Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyetleri ortaya çıkmasın derken ipin ucu kaçıyordu.

Doğu Avrupa, Kuzey Kore, Vietnam, Laos, Kamboçya, Kongo, Angola, Yugoslavya, Afganistan, Yemen, Küba, Mısır, Suriye derken hep daha çok savaş çıkarıyordu plütokrasi.

Sovyetler Birliği’ni çökertmek için çok para harcadılar.

En nihayetinde çöktüğünde ise dünyanın tek hakimi olduklarını ilan ettiler.

Ama satrançta komünistler hep daha iyiydi!

Nasıl ki Birinci Dünya Savaşı’ndan SSCB ortaya çıkmıştı, ikincisinden sonra da Çin Halk Cumhuriyeti ortaya çıktı.

Daha doğrusu SSCB’nin çöküşünden sonra.

Tarihin sonu denirken, yeni bir tarih başladı; Sosyalist Çin, 30 yıl boyunca her yıl yüzde onluk büyümeye imza attı.

Çin elimizin altında diye düşünürlerken, bu kez kötü haber Rusya’dan geldi.

Yeltsin ile finoya dönüştürdüklerini sandıkları Rus Ayısı Putin diye genç bir eski KGB ajanı ile ayağa kalkıyordu.

Türkiye’yi de unutmamak gerek tabii.

1990’ların başında “Atatürk”ü silin, laikliği bırakın, liberal ekonomiye ve etnik siyasete geçin, federalizme yelken açın telkinleri işe yaramadı.

Bölünmeye ve ufalanmaya razı gelmeyen Türkiye, ABD’ye karşı cephe almaya başladı.

ABD’de “Türk Generaller hizadan çıktı” denmeye başlandı.

Amerikalı ve Avrupalı (Plütokrasinin elindeki) Vakıflar ve sivil toplum örgütleri hababam adam devşiriyordu.

Gazeteci, siyasetçi, ekonomist, bilim insanı vs.

Suudilere ve diğer petrol zengini körfez Araplarına ise tarikat ve cemaatleri destekleme emri verildi.

Kendine ve tarihine düşman bir nesil işte 1980’deki Amerikancı askeri darbe ve sonrasında 1990’daki Sovyet çöküşü sonrası yetiştirildi.

Bunlar en nihayetinde PKK bölücülüğü ve Dinci gericilikle buluşturuldu.

“Yetmez ama evetçi”, ulusalcılığı ve Kemalizmi tükaka ilan eden dinci, liberal, sözde milliyetçi tüm ekipler adım adım iktidara yürüdü.

2002’de hepsi AKP projesinde buluşturuldu ve Türkiye’nin 18 yılı böylece plütokrasiye kurban edildi.

Bugün yine Mavi Vatan’da yeni Sevr ve savaş peşinde Amerikan plütokrasisi.

Ama Tarzan bu kez zorda.

2000’lerin başında Rusya’nın satmak için enerji yollarına, Çin’in ise dev endüstrisi için enerji kaynaklarına ihtiyacı vardı.

Bunu önlemek için önce Avrupa’da sonra Batı Asya’da harekete geçildi.

11 EYLÜL SALDIRILARI DA PLÜTOKRASİ İŞİYDİ

Plütokrasi 2000’de yeni bir oyun planı yaptı.

İşler pek de iyiye gitmiyordu.

Ekonomik ve siyasi tablo Amerikan Yüzyılı projesini Asya’nın çetin dağlarına ve fırtınalı sularına gömecek gibiydi.

Ekonomiyi düzeltmek ve rakipleri baskı altına almak için yeni savaşlara ihtiyaç vardı.

Oyunu bozmak için azılı bir çete bulundu.

Bush-Cheney çetesi.

Kirli şirketler ve siyasetçiler ekibi.

Plütokrasinin saf haliydiler.

2000 seçimlerinde yapılabilecek tüm hile ve siyasi oyunlar yapıldı.

Seçim sonuçları Florida eyaletinde tıkandı.

Ne tesadüf ki Florida Valisi oğul Bush’un kardeşi Jeb Bush idi.

Seçim karakoldu bitti, hakeme gidildi.

Baba Bush’un atadığı Yüksek Mahkeme yargıçları başkanlığı George W. Bush’a hediye etti.

Plütokrasi böyle çalışıyordu.

Halliburton Şirketi’nin yöneticisi ve hissedarı Dick Cheney ile Carlyle Grubu’nun hamisi Bush ailesi savaş için ittifak halindeydiler. Ve bunlara eklenecek daha binlerce şirket yöneticisi ve siyasetçi ismi vardı geniş kapsamlı plütokrat çetede.

11 Eylül saldırılarından bir gün önce, New York’taki Ritz Carlton otelinde, eski Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Herbert Walker Bush, El Kaide örgütü lideri Usame Bin Ladin’in kardeşi Şefik bin Ladin ile buluştu. 11 Eylül sabahı devam eden “iş” görüşmeleri, ikiz kulelere saldırı haberiyle kesintiye uğradı. Toplantılara, Baba Bush dönemi Dışişleri Bakanı James Baker, yine o dönemin Savunma Bakanı Frank Carlucci ve Şefik Bin Ladin ile birlikte Bin Ladin ailesinden çok sayıda kişi de katılıyordu. Dünya Ticaret Merkezi yanarken, uçuşlar yasaklanırken ve oğul Bush, “bu saldırıların sorumluları, yardım ve yatakçılarına her kim olursa olsun acımayacağız” derken, Şefik Bin Ladin ve beraberindekiler Suudi Arabistan’a uçurulmuşlardı bile.

Bu arada El Kaide lideri Usame Bin Ladin ise 10 Eylül 2001’de Pakistan’ın Ravalpindi kentindeki bir askeri hastanede böbrek diyalizine giriyordu. Bin Ladin’e ( O dönem ABD destekli) Pakistan ordusundan askerler eşlik ediyordu.

Saldırıların ardından “teröre karşı savaş” kisvesiyle Afganistan ve Irak işgallerinden Carlyle Grubu ve Halliburton yüz milyarlarca dolar kar etti. 2 milyona yakın insanın ölmesi plütokrasi için önemli değildi.

Washington Post gazetesi, Carlyle Group ile Suudi yatırımcıları buluşmasını haberleştirdi.

Ama ne zaman biliyor musunuz? Görüşmeden tam 18 ay sonra.

Aslında 11 Eylül saldırıları sadece yabancı ülke işgalleri için değildi.

Plütokrasi içinde güç savaşları da vardı.

Mesela Rockefeller Vakfı kontenjanından CFR’da (Plütokrasi’nin üst birimi - Council of Foreign Relations-Uluslararası İlişkiler Konseyi) uzman olarak çalışan Kenneth Maxwell, 2003’te hazırladığı raporda Brezilyalı solcu bir ekonomiste atfıta bulunarak, 11 Eylül’ü, Hitler’in 1933’te tezgahladığı Reichstag (Alman Parlamentosu) Yangını’na benzetiyordu.

Chavez, Ahmedinejad, Castro, Mahathir gibi pek çok ünlü lider de 11 Eylül’ün Amerikan derin devletinin (Plütokrasi) işi olduğunu ileri sürecekti.

Amerikalı itfaiyeci ve mühendisler de 2 kule ile üçüncü bir binanın patlayıcı ile çöktüğünü savunan detaylı raporlar hazırlayacaktı.

BU KEZ SAVAŞ YERİNE COVID 19 KOMPLOSU

500 yıldır süren Batılı sömürge projesinin sonundaki benzersiz bir zamanda yaşıyoruz.

İkinci Dünya Savaşının sonundan 1960'lara kadar süren bu kolonyal projenin yerini yavaş yavaş, neredeyse tamamen ABD plütokratları tarafından kontrol edilen neo-sömürgecilik aldı.

Son 10-20 yılda, Çin'in ekonomik yükselişi ve ayrıca Batılı elitlerin yozlaşması nedeniyle yeni sömürgecilik sistemleri çökmeye başladı.

Özellikle de 2008 yapısal Amerikan ekonomik krizi sonun başlangıcı oldu.

Özgür Dünya dediğimiz şey, sadece daha derin ve daha çok borçlanarak yaşam tarzını sürdürüyor.

Bu durum sonsuza kadar devam edemez ve ABD, Fransa, İngiltere ve çoğu Avrupa ülkesinde muazzam sosyal ayaklanmaların eşlik ettiği yaşam standardında ani düşüşler başladı. ABD plütokrasisinin bu çöküşü durduracak hiçbir ekonomik veya askeri seçeneği de kalmadı.

Plütokrasinin bulduğu çözüm, suçu bir virüsün üstüne atmak ve ardından krizden kaynaklanan sorunları kontrol altında tutmak için gereken her türlü şiddeti haklı çıkarmak olacaktır.

Yani devrim ve değişim isteyen halkları, virüs yoluyla “evde tutacak, ağzını kapatacak ve toplanmalarını yasaklayacak”.

ABD plütokratları, dünya medyasının çoğunu rahatlıkla kontrol ediyorlar ve dünyanın her yerinde büyük "hayırsever" vakıflar ve bağlı STK kurumları ağına sahipler.

Bu ağ, nesillerdir medyayı, eğitim kurumlarını, hükümetleri ve uluslararası kuruluşları etkilemek, sosyal mühendislik ve ideolojik kontrol için bir araç olarak kullanılıyor.

Plütokrasi içinde de çelişmeler var elbette.

Mesela eski tip savaş ve finans sermayesinin yerini yavaş yavaş dijital enformasyon teknolojileri ve biyoıenetik şirketleri almaya başladı.

Bunlar artık bankacılık ve savaş da dahil her şeyi bilgisayar ekranlarına sıkıştırabiliyorlar.

Siber savaş, kripto paralar, yapay zeka, evden eğitim ve çalışma, çipli hayat ve daha pek çok şey.

Covid 19 işte bunun dönüşümü için ideal bir katalizör olarak görülüyor.

Hem toplumsal olayları engellemek için bahane, hem de yeni dönemin projelerini uygulamak için muhteşem bir fırsat.

Dünya aslında yeni bir tür komünizm veya sosyalizme geçmek zorunda.

Ancak bu plütokratlar, bunu yeşil devrim veya dijital devrim (endüstri 4.0 vs) adı altında yeni bir çeşit kapitalizme dönüştürme peşinde.

Greta Thunberg isimli İsveçli genç kıza verilen maddi manevi destekler bunun bir göstergesi.

Yeni zengin tipi artık Rotshchild gibi savaşlarla para kazanmak ve nüfusu kontrol etmek yerine, aşılarla nüfus kontrolü peşinde.

Bill Gates 2010’da bunu kendi ağzıyla söyledi: “Küresel ısınma tehdidi yüzünden dünya nüfusunu yüzde 10- 15 arasında azaltmamız lazım”.

Ayrıca artık eskisi gibi kol kuvveti de gerekmiyor.

Pek çok iş kolu ortadan kalkıyor.

Peki plütokrasi bu dönüşümü nasıl yapıyor?

Tabii ki büyük para ve etki gücüyle.

Henüz 1928’de, ABD’nin o dönem en ünlü halkla ilişkiler uzmanı olan Edward Bernays şunları söylemişti:

“İster siyaset, ister iş alanında, sosyal davranışlarımızda veya etik düşüncemizde olsun, günlük hayatımızın hemen hemen her eyleminde, kitlelerin zihinsel süreçlerini ve sosyal kalıplarını anlayan nispeten az sayıda insan tarafından yönetiliyoruz. Halkın zihnini kontrol eden tuşları çalan onlardır."

Noam Chomsky daha kısa konuşmuş: “Herhangi bir diktatör, ABD medyasının tek tipliğine ve itaatine hayran kalır."

Bu sıkı kontrole bir örnek verelim.

CIA’nın gazetecileri nasıl teslim aldığını anlatan “Journalists for Hire, How the CIA buy the News” (Kiralık gazeteciler, CIA haberleri nasıl satın alıyor?) isimli kitabın Alman yazarı Dr. Udo Ulfkotte, 2014’te şüpheli biçimde genç yaşta kalp krizinden öldü. Bugün Amazon’a girip kitabı sipariş ettiğinizde “satışta yok” yanıtı alıyorsunuz.

CIA demişken, bir yanlış anlamayı düzeltmek lazım. Plütokraside sermaye devlete hakimdir, devlet sermayeye değil. Yani CIA bağlantılı NED Vakfı mesela, aslen CIA’ya değil plütokrasiye bağlıdır. Stratfor da öyle, diğerleri de öyle.

Mesela Amerikan think tank ve sivil toplum kuruluşlarının çoğu, Rockefeller Vakfı, Ford Vakfı, Açık Toplum Vakfı, Carnegie Vakfı ve Bill & Melinda Gates Vakfı çatısı altında faaliyet gösterir.

ABD Kongresi’nde bu vakıflarla ilgili sadece iki kez araştırma yapılmıştır. Birisi 1915, diğeri 1954’te!

'THE GREAT RESET'E DOĞRU

En azından 2008'den beri bir krizin geldiğini duyuyoruz. Davos olarak bildiğimiz Dünya Ekonomik Forumu (WEF) yöneticisi Klaus Schwab'a göre "Büyük Sıfırlama" (the great reset) gereklidir. Bildiğimiz tüm dünya düzeni sona yaklaşıyor.

The Economist dergisi 2019 Kasım sayısında, 2020’de büyük bir küresel çaplı ekonomik kriz beklendiğini duyurmuştu.

Pandemi tam da bu ortamda çıktı.

Krize kılıf covid 19 oldu.

Oysa 2008’den beri şişirilmiş bir borç batağı üzerinde yüzüyordu küresel ekonomi.

Pek çok doktor ve bilim insanı virüsün ilk çıktığında ölüm oranlarının düşüklüğü (ölüm oranı yüzde 0.1, hatta asemptomatik vakalar dahil edildiğinde yüz binde 1) karşısında alınan sıkıyönetim tedbirlerini eleştirmişti.

Almanya Mainz'deki Johannes Gutenberg Üniversitesi'nde fahri profesör ve Tıbbi Mikrobiyoloji Enstitüsü eski başkanı Dr. Sucharit Bhakdi; Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi üyesi Dr. Wolfgang Wodarg; IMI (Innovative Medicines Initiative-EU) Bilimsel Komite Başkan Yardımcısı Prof. Dolores Cahill; Avusturya'dan Dr. Peer Eifler; Dr Claus Köhnlein; Minnesota Senatörü Dr. Scott Jensen; Yale Halk Sağlığı Okulu'nda epidemiyoloji profesörü Harvey A. Risch, bunlardan bazıları.

Yanıt yine virüsten geldi.

Özellikle Türkiye ve bazı Asya ülkelerinde güçlenmiş bir versiyon ile karşı karşıyayız.

Normalde mutasyon ile daha zayıf bir hale evrilmesi (konakladığı canlıyı öldürmeyecek ve yaşamını onunla sürdürecek şekilde) gerekirken, artık çocuk ve gençleri öldürebilen bir tablo var önümüzde.

Ve plütokrasi mücadele devam ediyor.

Mesela ABD’Deki NSA eski Başkanı General Keith Alexander, (virüsten yıl başından bu yana 800 milyar dolar çarpan zenginler kulübünün onur üyesi) Plütokrat Jeff Bezos’a ait Amazon’un yönetim kurulu üyesi oldu.

Alexander sıradan birisi değil, ifşacı Edward Snowden’ın ortaya çıkardığı tüm Amerikan vatandaşlarını izleyen/dinleyen NSA’ya bu emirleri veren kişi.

Bir diğer plütokrat, kritik virüs işleri dairesi başkanı Bill Gates, 23 Haziran tarihli ve şu anda ABD Ticaret Odası Vakfı web sitesinde yayınlanan bir videoda, bize açıkça "bir sonraki..." olacağına söz verdi ve - "Bu, diyorum, bu sefer dikkat çekecek" dedi.

2015’te bu virüsü “bilen” Bill Gates, boş konuşmuyor.

Artık 3. Dünya Savaşı bu şekilde yaşanıyor.

Plütokrasi gücü elinden bırakmamak için her şeyi yapıyor.

Bunu yine Bill Gates 2015 TED konuşmasında söylemişti.

“Artık füzeler değil, gelişmiş virüsler insanları öldürecek”

Ne insancıllar ama değil mi?!

KAYNAKLAR:

https://off-guardian.org/2020/09/06/%EF%BB%BFfabricating-a-pandemic-who-could-organize-it-and-why/ - Dr.Gregory Sinaisky

https://www.rt.com/usa/500319-nsa-amazon-surveillance-snowden/

https://www.uschamberfoundation.org/event/path-forward-special-edition-conversation-bill-and-melinda-gates