2020 sonunda Türkiye için jeopolitik vizyon

featured

Amiral Cem Gürdeniz yazdı…

ÖNCE DOĞA İLE BAŞLAYALIM

Endüstriyel medeniyet çağını yaşayan insanlık için yeni bir dönemi başlatan 2020 senesi, birkaç hafta sonra bitiyor. 2020, doğanın insanoğluna verdiği en büyük derslerden biri olarak hatırlanacak. Zira insan doğaya ihanet etti. Neoliberal, kapitalist ekonomi modelinin dizginlenemeyen kazanma ve tüketme hırsı ile tükenme aşamasına gelen bir düzenden bahsediyoruz. Küresel sermaye ve kapitalizm doğayı yok edeceğini bildiği halde özellikle son 50 yılda aşırı tüketimi acımasızca teşvik etti.  Soğuk savaş sonunda ABD ve AB, siyasi ve askeri güçlerini kendi ticaret ağlarını gerek tüketici sayısını gerekse sömürülecek hammadde kaynaklarını artırmak için kullandı. Zorla haritalar değiştirildi. Hükümetler düşürüldü. Kan, gözyaşı ve yıkım bu dönemin markaları oldu.

BATI’NIN YOK ETTİĞİ DOĞA

Diğer yandan küresel nüfus artarken, Washington Konsensüsü gereğince aşırı tüketmeye teşvik edilen insan, doğayı yok etme aşamasına geçti. 7,8 milyar nüfusun büyüyen orta sınıfı, aşırı tüketim modeli ile buluşunca insan denen canlı türü sadece karadaki kaynakları yok etmedi, soluduğu oksijenden, atmosfere kadar doğanın her boyutunu rekor seviye ve zamanda kuruttu. Endüstriyel medeniyetin elektrik üretimi, ulaştırma, sanayi ve hane ısıtmasında kullandığı fosil esaslı enerji atmosferi aşırı ısıttı. Oluşturduğu su buharı, metan ve karbondioksitin yarattığı sera etkisi dünya ortalama ısısını 1860’takı 13,5 dereceden 2019’da 14,5 dereceye arttırdı. Bu artışın en büyük kısmı son 13 yılda yaşandı. Doğa dengesinin belirleyicisi olan Arktik (Kuzey Buz Denizi) bölgesi, günümüzde bu yok oluşun en ciddi göstergelerine tanıklık ediyor. Küresel iklim düzeninin bir nevi sigorta teli olan buz örtüsünde 1970’ten bu yana %31 oranında küçülme yaşandı. En fazla küçülme 2007’de meydana geldi. 2015, Paris İklim Anlaşmasında küresel sıcaklık artışının karbon emisyonlarını azaltarak kontrol altına alınması hedeflendi. Hedeflerden birisi, 2050 yılında pek çok ülke için yenilenebilir enerjiye geçilerek sıfır karbon emisyonuna erişmek. Ancak buna erişmenin çok zor olduğu biliniyor. O nedenle 21. yüzyılda artan ve artacak sıcaklıklara, yükselen deniz seviyesi nedeniyle kıyılarda su baskınlarına, kuraklıklara, orman yangınlarına, çölleşmeye, su kıtlığına, dolaylı şekilde gıda krizlerine, frekans ve şiddeti artan tayfun ve kasırgalara insanoğlu hazırlıklı olmalıdır. Örneğin ABD’de 2 metrelik deniz suyu seviyesi yükselmesinin 882 milyar dolarlık masraf çıkaracağı simülasyonlarla kanıtlanmış. Doğanın bu son derece ciddi ikazları insanoğlunu ve özellikle kapitalizmin sınırsız kazanma ve sömürme güdüsünü etkileyecek mi? Bunu zaman gösterecek. Ancak petrol endüstrisinde artık taşların yerinden oynadığını görüyoruz. Uluslararası Enerji Ajansı IEA, yeni yayınladığı 2020 WEO (Dünya Enerji Geleceği) raporunda petrol endüstrisinin ciddi kayıplara uğradığını ve milli gelirini petrol ihracatına bağlayan ülkelerde yüzde 25’lik gelir azalması yaşandığını belirtiyor. Bu durum uluslararası petrol firmalarının (IOC) yeni yatırımlar yerine yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırıma yönelmelerini ortaya çıkarıyor. Bu yönelişin devrimsel özellikte olduğunu belirtmeliyiz.

DOĞADAKİ GELİŞMELER VE JEOPOLİTİK

Uzun bir doğa girişi yapmamın temel nedeni doğa olaylarının yaratacağı ekonomik krizler, kitlesel göçler, kaynak savaşları (su ve tarım alanları), iç çatışmalar, rejim değişiklileri vb. nedenlerle jeopolitiği etkileyeceği gerçeğidir. Örneğin güneyimizde denize çıkışı olan kukla bir Kürt devletinin kurulmasının gelecekte Anadolu’dan pay alması riskini görmezden gelebilir miyiz? Su havzalarının, GAP ziraat alanlarının, kısacası gelecek nesillerimizin su ve gıda merkezlerinin kaybına yol açacak gelişmelere evet diyebilir miyiz?

KIBRISLI RUMLARA KÖTÜ HABER

Diğer yandan, Doğu Akdeniz’de yaşanan jeopolitik mücadelemizde gerek Covid 19, gerekse küresel ısınmaya bağlı koşulların sunduğu konjonktür, GKRY ve Yunanistan aleyhinde yeni gelişmeleri yaratacaktır. Atlantic Center’da Enerji uzmanı Charles Ellinas’ın geçen hafta Kıbrıs Postası gazetesinde yayınlanan ‘’Cyprus: In need of a new (energy) growth model?’’ başlıklı makalesinde GKRY’nin Afrodit sahasından çıkaracağı gazın gerek miktar, gerek fiyat olarak yeterli ticari şartları yaratmayacağını; GKRY’nin ruhsat  sahalarında önemli yatırımcı olan İtalyan ENI ve Fransız Total firmalarının 2050 yılına kadar karbon emisyonlarını % 80 azaltacaklarını, bunun yatırımları kısıtlayacağını; Her iki firmanın da yenilenebilir enerji alanında yatırıma yöneldiğini; en önemlisi ucuz Rus gazını  piyasada en ciddi sorun  olduğu ve bununla baş edilmesinin zor olduğunu belirtiyor. Ama en önemlisi makalede AB’nin Doğu Akdeniz Gazını taşıyacak EastMed boru hattına ihtiyacı olmadığını okuyucunun suratına çarpıyor. Son darbesini ‘doğal gaz artık AB için ana mesele değil; AB 2050 yılına kadar sıfır emisyon politikasını, 2030 yılına kadar da karbon emisyonlarını % 55 azaltma kararı verdi; 2050 yılına kadar doğal gaza bağımlılığını % 80 azaltacak, AB artık fosil yakıt projelerini desteklemekten vaz geçti,’’ diyerek vuruyor. Makalede ayrıca ENI CEO sunun en önemli sorun olarak bölgedeki jeopolitik dengesizliği gösterdiğini belirtiyor.

DOĞU AKDENİZ’DE ASLOLAN JEOPOLİTİKTİR

Bu koşullar altında Doğu Akdeniz’de başından bu yana vurguladığım ‘’asıl olan jeopolitiktir, enerji mücadelesi ikinci plandadır’’ tezimi bir kez daha hatırlatmak isterim. Doğu Akdeniz ve genelde Akdeniz, 21. Yüzyıl Türk jeopolitiğinin asli damarıdır. Bu denizden bizim soyutlanmamız düşünülemez. İzin verilemez. Ancak, emperyalizm asla vaz geçmez. Türklerin Atatürk ve denize yaklaşmasını asla istemezler. Arkas Holding gibi dünyanın en büyük ve prestijli konteyner firmaları arasındaki bir ticari kuruma ait Roseline A gemisine 22 Kasım 2020’de Ankara onayı olmadan çıkılması bile bu stratejinin ve vaz geçmemenin bir parçasıdır. Almanya yaptığı hukuksuzlukla sadece denizlerdeki seyir serbestisi ilkesini katletmemiş aynı zamanda tarihte ilk kez denizde Türk’e silah doğrultmuştur. Bu hukuksuzluk onları o  kadar zor bir duruma düşürmüşmüştür ki, önce Der Spiegel gibi BND emrindeki bir dergiye -Türkiye’nin 2000 li yıllarındaki utanç kaynağı Taraf gazetesine benzer- suni haber ürettirilirmiş, ardından önemli Alman deniz hukukçularından Prof. Dr. Stefan Talmon’a    acilen bir makale yazdırmışlardır. (“Like pirates” – Turkey accuses Germany of illegally boarding its merchant vessel on the high seas’’.) Son derece hukuki zafiyetleri olan bu makalenin hemen ardından, Alman tarafı, Türkiye’deki muhipleri üzerinden acele ile Almanya’nın Ankara Büyükelçisini 4 Aralık 2020 sabah haberlerinde Fox TV programına çıkarmak gereğini duydular. Aynı zaman diliminde ana muhalefet partisi lideri Alman tezlerini destekleyen açıklama yaptı. Ne acı. Türk bayraklı bir gemiye cumhuriyet tarihimizde ilk kez onayımız olmadan çıkma (boarding) yapıldı. Bu hukuksuzluğu milletçe reddetmemiz ve eleştirmemiz gerekirken başta ana muhalefet partisi lideri ve ana akım medyada en çok izlenen bir kanal, Alman tezlerini savunabildi veya savunulmasına fırsat verdi. Bu durumun 25 Nisan 1915‘de Çanakkale Savaşında İngiliz istila güçlerinin Gelibolu’ya çıkmasını savunmaktan ne farkı vardır? Ne acıdır ki iktidar da milli birliği Atatürk gerçekçiliği rehberliğinde güçlendireceğine, ülkede kutuplaşmayı artıracak konjonktürü yaratabilmiştir.  Halbuki her yazımızda ne diyoruz? Zaman Mustafa Kemal Atatürk rotasında yumruk olma zamanıdır.

COĞRAFYAMIZI KENDİ LEHİMİZDE KULLANABİLMEK

Türk devleti, hükümeti, muhalefeti ve Türk milletinin farkında olması gerçek şudur: Atalarımız bu coğrafyayı vatan seçmekle sadece yaşayan nesilleri değil gelecek nesilleri de ödüllendirdiler. Bu coğrafyanın farkına varabilenler 15 ve 16. Yüzyılda olduğu üzere coğrafyayı güç ve gönenç için kullanabildiler. Ancak coğrafya tek başına bir şey ifade etmez. Siyasi, askeri, ekonomik, teknolojik ve kültürel güçle desteklenmesi gerekir. Osmanlı bunu 17. Yüzyıldan sonra yapamadı. Aydınlanmayı beceremedi. Dinin dogma koridorlarındaki sonsuz kısır döngüleri içinde zamanını kaybetti. Sonunda ana vatanı istila edildi. Atatürk olmasaydı var olamazdık. Osmanlının çöküşü ve sonlandırılmasını önleyen tek faktör, emperyalizmin vizyonu paralelinde Rusya’nın Akdeniz’e inişine mâni olan emsalsiz coğrafyasıydı. Ancak bu coğrafyanın İngiltere ve Rusya arasında paylaşılmasına karar verildiği anda (1907 Reval) bu kez, Almanlar yine coğrafya avantajımız ile yanımıza geldi. (Berlin Bağdat demiryolu) Sonumuz istila oldu. 1922’de Sevr Anlaşması yırtılıp atıldı. 1923’de mucizevi lider Atatürk ile kurtulan bir Türk ırkı ve kurulan Türkiye Cumhuriyetinden bahsediyorum. Ardından 1939 yılında İnönü zamanında İngiltere ve Fransa ile ittifak anlaması ve bugüne kadar devam eden Atlantik bağımlılığı. Sebep yine coğrafya.  O zaman şu soruyu soralım: ‘’Emperyalizm neredeyse 17. Yüzyıldan bu yana coğrafyamızı kendi çıkarları için kullandı. Biz ne zaman kendimiz için kullanacağız?’’

O ZAMAN BUGÜNDÜR

Türkiye soğuk savaş zamanının kendi jeopolitik çıkarlarını göz ardı ederek Atlantik çıkarlarını koruduğu dönemi artık kapatmalıdır. İktidar, 2002 yılında bu coğrafyanın batı çıkarlarına uyumlandırılması için teşvik edildi ve desteklendi. Ancak aynı sistem 2016, 15 Temmuz’unda sadece batı desteği ile cumhuriyetin kurucu paradigmalarını değiştiren iktidarı devirmeyi değil, devletimizi iç savaş tuzağına çekerek Türkiye’yi tarih sahnesinde bitirmek için FETÖ üzerinden tetiği çekti. Yeter deme zamanı gelmiştir. Türkiye kendi coğrafyasını kendi jeopolitiğini sahiplenmeli, pergeli ve paraleli alarak kendi rotasını çizmelidir. Zira son 350 yıllık tarihimizde bu fırsat ilk kez bu kadar yakıcı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Konjonktürü okuyamayan sığ kasaba politikacılığı; mandacı sözde aydınlar ve gardırop Atatürkçülüğü; Amerikan indoktrinasyonu ile şekillenen din soslu sahte Türk milliyetçiliği; 21. yüzyılda vicdani alanda kalması gereken inancın, aklın ve bilimin önüne geçerek laik bir cumhuriyetin siyasetini şekillendirdiği sözde tarikat demokrasisi; devleti yıkma pahasına iktidar düşmanlığı içindeki Tolstoy Horozları yeter artık.

YENİ FIRSATLAR DÖNEMİ

Önümüze olağanüstü küresel ve bölgesel fırsatların çıktığı bir dönemi yaşıyoruz. Emperyalizm nadir de olsa kendi içinde bölünmüş durumda. Yeni çok kutuplu bir dünya düzeni çoktan kuruldu. Sadece son ay içinde yaşananlar bile bunun somut göstergeleri oldu. Asya Pasifik’te RCEP (Regional Comprehensive Economic Partnership) ile 15 ülkenin serbest ticaret bölgesi kurması ve bu anlaşmada ABD’nin Pasifik’teki en hayati ve önemli beş müttefiki Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda, Singapur ve Güney Kore’nin Çin’in yanında anlaşmaya imza koyması Washington Consensus’a büyük darbe oldu. Benzer şekilde, Cumhuriyet tarihimizde ilk kez Nahcivan üzerinden Azerbaycan ve Orta Asya ile doğrudan ulaştırma hattı kurabileceğimiz bir konjonktürün yakalanması ve Rusya’nın Türkiye’nin Orta Asya, Azerbaycan ve Kafkasya’da etkinliğinin ve parmak izinin artışına sebep olan siyasi ve askeri gelişmelere muhalefet etmemesi bu dönemin en somut örnekleri oldu. Bugün emperyalizmin ABD ve AB üzerinden her türlü sıkıştırma ve baskısına rağmen yeni bir konjonktür mevcut. Asya uyandı. Türkiye uyanıyor. Türkiye, Batı Asya’da kendi bölgesinin jeopolitik kaderini ele almayı öğreniyor. Türk dünyası ile 1938 sonrası ara verilen büyük buluşmasının şartlarını oluşturuyor. Atatürk’ün mirası Rusya ile karşılıklı çıkar ve iyi komşuluk ilkeleri içinde stratejik seviyede ilişkiler kurmaya yöneliyor. Küresel ekonominin yeni lideri Çin ile ekonomik iş birliği için Asya ve okyanuslar üzerinden yeni rotalar üretiyor.  Türk ekonomisi, demografik gücü ve savunma sanayi batıya teslim olduğumuz 1853 ve 1947 şartlarıyla kıyaslanamaz. Batı ile zoraki evlilik döngüsünü kırmakta olduğumuz bir döneme giriyoruz.  AB’nin Alman savaş gemisi üzerinden onurumuzu kıran, geçmişimize yakışmayan 22 Kasım 2020 tarihinde bayrağımızı taşıyan gemimize çıkmasını unutmamız mümkün değildir. Akademisyen ve gazeteci Barış Doster’in ifadesi ile AB bir uygarlık projesi değildir. Politik, diplomatik, ekonomik bir projedir. Dahası, uygarlığın patent bürosu değildir. Emperyalist bir projedir. ABD ise yazılı tarihi henüz 244 yaşında olan genç bir devlettir. Deniz Harp Okulu’muz bile ondan 3 yıl yaşlıdır. ABD’nin ne durumda olduğunu Covid 19 süreci, George Floyd isyanları ve başkanlık seçimlerinde gördük. Dünya düzenine, huzur ve refahına katkılarını soğuk savaş bittiğinden bu yana zaten irkilerek izliyoruz. Bu gerçekleri görerek hareket etmeliyiz. Bu topraklarda atalarımızın imparatorluk kurduğunu, Kurtuluş Savaşı ve Kuruluş devrimleri ile emperyalizme ilk tokat atabilen ulus olduğumuzu unutmamamız gerekir. Ayrıca, vatan topraklarımız tarihte Türklerden başkası tarafından kurtarılmadı. Anayasalarımızı sömürge valileri yazmadı. Türk halkı kendine güvenmelidir. Küresel çapta doğanın insanoğluna her türlü sürpriz yıkımları yaşattığı bir dönemde belki de dünyanın en güzel coğrafyası ve doğa koşullarında bulunan cumhuriyetimizin, ana vatan ve mavi vatanımızın değerini bilmeliyiz. 1923-1946 arası döneme yeniden dönebilme artık potansiyel bir vizyon değil, kinetik bir gerçeklik olmalıdır. Türklerin en önemli özelliğini hatırlatayım: Bir kere başardılar mı bir daha başarırlar.

2020 sonunda Türkiye için jeopolitik vizyon

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

13 Yorum

  1. 2 sene önce

    1. sınıf bir yazı teşekkürler Cem Paşa Hazretleri…

    Cevapla
  2. 2 sene önce

    Cem bey güzel yazı yazmışsınız elinize sağlık,

    Ben o yıllarda çocuktum askeri gemimizin kumanda merkezi Amerikalı bir savaş gemisi tarafından vurulmuş ve bazı askerlerimiz şehit olmuştu(Allah rahmet eylesin, ruhları şad olsun).

    Askerlerimizin başına çuval geçirildiği günü de unutmuyorum.

    Unutmadigim diğer görüntü İlker Başbuğ beyin tutuklanması hemde silahlı terör örgütü kurmak ve yonetmekten. O gün mahkeme kapısında bir avuç insan vardi. Ancak 50 kisi

    Alman savaş gemisinin bir Türk ticari gemiyi araması daha çabuk unutulacaktir. Gazeteci Deniz Yücel in tutuklanma iddaasi ve serbest birakilma ricasını unuttuğumuz gibi.

    Bence Kürtler ile iletişim kanali oluşturmak zorundayız. Adam Amerika’dan gelip iletişim kuruyor. Diplomasiyi kesmek keskin sirke olmak bize zarar verir.

    Yapilmasi gereken şey bence liyakat ve sadakate sahip insanları yönetime getirmek. Ayrıştırmamak, ayrıştırılmamak.

    Saygilarimla

    Cevapla
  3. 2 sene önce

    1923 ila 1938 arası döneme yeniden dönebilme. Zira, ilk ikili anlaşma Kamâl Atatürk göçtükten yaklaşik 6 ay sonra yapılmıştı.

    Cevapla
  4. 2 sene önce

    TC nin AB ve Nato ile iliskisi, evlenme vaadiyle kandirilmis genc bir kizin durumundan farki yok..Bu iliski dediginiz gibi 1939 da basladi..Baska bir gercekte sudur…Eoka 1958 de kuruldu ve kibris turklerini asimilasyona basladi..1964 te Cengiz topelimizi diri diri sehit ettiler..Elimiz kolumuz bagli yillarca seyretmekten baska ne yaptik..? Inonu 1973 te oldukten 1 yil sonra 1974 te baris harekatini ancak gerceklestirebildik..Bu harekati yapabilmek icin onun olmesini mi beklemek zorunda kaldik…Nicin bir cikarma gemisi dahi yapmayi beceremedik yillarca..?Firat kalkanini feto devletten temizlenir temizlenmez 1 ay icinde baslatmamiza ne kadar cok benziyor bu durum..Ataturkun degil ama Inonunun bakiyesi olan partinin de bu harekata karsi cikmasi ve en son irini operasyonunda Almanlari yunanlilari destekleyen aciklamalar yapmalari ne kadar da cok benziyor birbirine..Bu gayrimesru iliski daha ne kadar surecek…? Biz bu iliskiyi bitirmek istedigimizde muhtemelen klasik kadin cinayetlerinden birisiyle karsilasacagiz.Akillarinca bizi kimseye yar etmeyecekler ve “ya benimsin ya kara topragin” diyecekler….Tehditler gelmeye basladi bile..Bu iliskinin devam etmesini israrla isteyenlerde bizi bu iliskiye baslatanlar ve yillardir surdurenler degil mi zaten..? Hersey o kadar acik ve net ki..!…Bu onursuz gayrimesru iliski bitmek zorundadir..Bedeli ne olursa olsun..!

    Cevapla
  5. 2 sene önce

    Cem Amiralime katılmamak mümkün değil. Jeopoliik fırsatları degerlendirebilmemiz için eksiklerimiz olmasına rağmen potansiyel gücümüz mevcut. Bu konuda partilerüstü bir dış politika olmasi gerektiği konusunda Türk halkının büyük bir çoğunluğunun hemfikir olduğu da aşikâr. Ancak bu anlayışı harekete geçirecek politik ortamın olmaması uzucu

    Cevapla
  6. 2 sene önce

    Biz laik,demokratik,sosyal hukuk devletine inanan cumhuriyetçiler ana vatan ve mavi vatanımızın değerini biliyoruz ama bu ülkeyi yönetir gibi yapanlar bilmiyorlar.

    Cevapla
  7. 2 sene önce

    Sayin Gurdeniz Dogaya verdigimiz zararlari one cikarmaniz onemli. Ulkemizin bir cok yerinde insaat, maden sirketleri basta su kaynaklarimiz olmak uzere dogal varliklarimizi kontrolsuz bir sekilde talan etmekteler. Koyumuzun(14 koy) de icinde oldugu Kazdaglari’ ndaki Grup Suyumuzun kaynaginda, Grup Suyu Yonetimi ve diger ilgililerden gizli olarak Nurol holding’in sirketi TUMAD, gizli olarak altin arama calismasini surdurmektedir .Bence asil vahim olan bu sirket yoneticisinin, Turkiye Varlik Fonun icindeki maden sirketine yonetici tayin edilmis olmasidir. Sonuc olarak Iktidar buyuk insaat ve maden sirketlerinin elinde bulunmakta diye dusunuyorum. Benim gibi dusunen vatandaslar endise ve karamsarlik icindeyiz.

    Cevapla
  8. 2 sene önce

    Cem Amiral çok haklı. Gemimizde yapılan arama cevapsız kalmamalı. Kılıçdaroğlunun nın Alman tezlerini savunmasını da tarihe not düşülmüştür. Kimin sesi olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

    Cevapla
  9. 2 sene önce

    Cem GÜRDENİZ komutanımın görüşlerine sonuna kadar katılıyorum. Dünya sömürgeciliği ticari rantla başladı. Avrupada yaşayan tüccarlar ipekyolu kullanarak Çin ve Hindistan aldıkları malları Avrupa da pazarlıyorlardı. Ne var ki o dönemde ipekyolu hakimiyeti Osmanlı devletinin kontrolünde olması ödediklerigeçiş vizesi ve vergilerin yüksek olması kar marjlarını düşünüyordu. Buna çare olarak Hollanda merkezli olarak 300 tüccar güçlerini birleştirerek ilk holding kuruluşunu gerçekleştirmek suretiyle. Denizden alternatif ticaret yolu arayışını giriştiler. Para karşılığı İspanya kralından kiraladıkları gemilerle başladılar. Bu işin hikaye kısmı bu rant ve ticari hırs bu tüccarlar eli ile sömürüldü. Ne zaman devletler müdahil oldu iki dünya savaşına mal oldu. Bu günde aynı tüccarlar eli ile Çin devleştirilmiştir. Son yıllarda Çin ABD nin denizlerdeki üstünlüğünü kıramadığı için bypass olarak ipekyoluna geri dönülmüştür. Bu ülkemiz için bir fırsata dönüşmüştür. Ülkemizin alt yapı ulaşım, enerjideki yatırımlar bunun bir yansımasıdır. Ama en önemlisi biz toplum olarak şahsiyetimizi kaybetmeden varlıklarımıza ve değerlerimize sahip çıkmalıyız. Selam ve saygılarımla.

    Cevapla
  10. 2 sene önce

    sevgili cem gürdeniz..her zaman ki gibi çok yerinde tespitler. bakın çok zor dönemlerden geçiyoruz ve türkiye yavaş yavaş prangalarından kurtuluyor gibi görünüyor , umarım bundan geri dönülmez.
    sevgili cem bey, sizin atmaca füzesi için yazdığınız o yazıdaki bir paragraf beni çok etkilemişti,”artık atatürk’ün vermek zorunda kaldığı emri bir daha vermek zorunda kalmayacak” , bunu çanakkale savaşı için söylemiştiniz. türkiye savunmada inanılmaz işler çıkartıyor ve bu beni çok mutlu ediyor.
    işte karabağ zaferi ve oradan türk dünyası ile kurulacak olan köprü.. kısacası talihimiz dönüyor ve emperyalistler dediğiniz gibi birbirini yiyor, bu da bize yepyeni konjonktürler sunuyordu. trump kazansaydı bir 5 yıl daha biribirlerini yemeyi sürdüreceklerdi.
    beni asıl endişelendiren içimizdeki ihanet içinde olan kesimler. biden ile bu kesimler artık kendilerini de gizlemiyorlar, aslında uzun süredir gizlemiyorlardı. hendek terörü, suriye’deki pyd ypg terörüne operasyon yaparken,doğu akdeniz’deki mavi vatanımızın mücadelesinde bile bunların karşıda olduğunu gördük. bir de biden’dan sözde türkiye için “güçlü vurgu” beklediklerini öğrendik. mandacılık yapıyorlar ve ne yazık ki kendilerini hâlâ utanmadan sıkılmadan sözde “atatürkçü” gibi gösteriyorlar. umarım insanlar gerçeği görüyordur. inşallah tüm bu zorlukları mandacılara rağmen aşacağız.

    selamlar.

    Cevapla
  11. 2 sene önce

    İşte emperyalizmin dünya barışına hizmeti: Uğrunda savaşacak dünya kalmayınca savaşlar da tabii sona erecek!!!

    Cevapla
  12. 2 sene önce

    Elinize sağlık.

    Cevapla
  13. 2 sene önce

    Cem Amiralim yine enfes bir makale yazmışınız bizim gibi gençleri teşvik ettiğiniz ve yol gösterdiğiniz için bütün akranlarım adına teşekkür ederim. Ancak ben bir eleştiride bulunmak istiyorum, avrasyacı bir emekli asker olmadığınızı biliyorum lakin Rusya ile işbirliğine de pek sıcak bakmıyorum, bakamıyorum çünkü Rusya şu an her cephede karşımızda Türkiyenin neredeyse bütün dış politikalarında Türkiyenin karşısında durmaya devam ediyor ancak Türkiye de müttefiklerinden(!) hiç azımsanmayacak şekilde dışlandığını görüyoruz. Lakin hal böyle olunca bile Rusya ile işbirliği ne kadar doğru? en azından Ruslar Türkler ile anlaşmasını öğrenebilmişler gizli saklı işi pek sevmeyiz, müttefiklerimizde maalesef bizi Rusya kadar iyi anlayamadığından sürekli olarak el altından aleyhimize işler çevirme peşindeler ben yine bu yalnızlığımızı gidermek için ne Rusya ne de Çin gibi ülkelerle işbirliğinin doğru olduğunu düşünmüyorum. Nedenine gelirsek Ruslarla daha şu iyi günlerde bile (geleceğ göre bugünlerimizin iyi günler olduğunu düşünüyorum) sürekli olarak Türkiyenin karşısında adımlar attığını görmek daha geniş çaplı işbirliklerinin önü kesiyor ve Rusya ile işbirliğinin olağan derecede kendileri tarafından önünün kesildiğini görüyoruz. Bu da her ne kadar mecbur bırakılsak da Rusya ile işbirliğinin olumlu sonuçlar doğuracapını söylemek güç çünkü işbirliğine mecbur bırakıldığımız bir güç bizimle sağlıklı ilişkiler geliştiremez diye düşünüyorum

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!