2023 menzilinde Diyanet İşleri’nin yeri

Hakan Paksoy yazdı...

2023 menzilinde Diyanet İşleri’nin yeri

Diyanet İşleri Başkanı son dönemde çok görünür bir hâlde. Harp okulları mezuniyet törenlerinde, yeni Yargıtay binasının açılışında, MSB Temel Atma Töreni’nde dua ederken çekilen fotoğraflar öne çıktı. Ne var bunda denebilir. Ama bu fotoğrafların hayatın akışı içinde tesadüfen ortaya çıkıp çıkmadığı üzerinde düşünmek gerekir.

Öncelikle, dua insanın boyun eğdiği ilahi kudretle konuşması, onunla ilişki kurmasıdır. Duygularını, arzularını dile getirmesi, kendisi veya başkasının anlık yahut genel ihtiyaçlarını talep etmesidir. Özellikle psikolojik rahatlama sağlayan, üzerindeki yükü hafifleten, huzur veren önemli bir ilişkidir. İnsan Yaradan’ın verdiğine, vereceğine şükran duygularını ifade eder. Topluluk olarak dua olur mu? Elbette olur. Bizim kültürümüzde vardır ve doğrudur da. Büyük felaketler sonrasında gidenlerin arkasından yapılan dualar da terapi gibidir.

Harp ve Jandarma okulları törenlerinde dua, “Ölürsek şehit kalırsak gazi” anlayışı içinde normaldir. Ancak normal olmayan Diyanet İşleri Başkanı’nın artık bir üniforma gibi giydiği ve artık hiç kimsenin farklı bir kıyafetle hatırlamadığı cüppeli ve fesli fotoğrafıdır. Bu cüppe ve fesi cami dışında sadece ve sadece Diyanet İşleri Başkanı giyebilmektedir. Bu fotoğrafla duanın devlet tarafından yapıldığı işaret edilmektedir.

DEVLET SADECE MÜSLÜMANLARIN MI?

Dua eden devlet görüntüsü Yargıtay’da yapılan törende olunca fotoğraf daha da farklılaşır. Ortada devletin ve milletin en üst temsilcisi Cumhurbaşkanı, bir yanda cüppesiyle Yargıtay Başkanı diğer yanında yine cüppesiyle Diyanet İşleri Başkanı.

Bu fotoğraf devlet yönetiminin dinle ilişkisini işaret etmektedir. Ancak Türkiye ne bir din devletidir ne de sadece Müslümanların devleti. Nüfusunun büyük bölümünün Müslüman olduğu doğrudur ve bir gerçektir. Ancak nüfusunun tamamı Müslüman değildir. Hâlbuki bu fotoğrafla, benim inandığım üzere yaşayacaksınız denmektedir. Uluslararası anlaşmalarla tanınmış dinî azınlıkları vardır. Hiçbir dine inanmayan veya başka dinlere inanan vatandaşları da vardır. Bu insanların hepsi de vatandaşlık haklarını kullanırlar. Anayasa’da yazılı olan hak ve ödevlerin istisnasız hepsi o insanların hakları ve ödevleridir.

Türkiye Cumhuriyeti tek hukuklu bir devlettir. 84 milyonun tamamı da Türk yargı sistemi içinde yaşar. Müslüman veya Hristiyan yahut putperest ya da Musevi, Budist ve ateist diye sorulmadan yargıya sığınırlar. Yargı da neye inandıklarına değil hak sahipliğine ve haklılığa bakar. Anayasa’nın değiştirilemez ilkesi laiklik, inanç ve yargı ile hakkın, hak sahibi tarafından kullanılabilmesinin en önemli zırhıdır. Bu zırh delinirse mülkün (devletin) temeli sarsılır.

Bu fotoğraf aynı zamanda Yüce İslam Dini’nin emrettiği adalet açısından da çok vahim bir hatadır.

YAŞANANLAR TESADÜF MÜ?

Elbette değil. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde karar yetkisi sadece Cumhurbaşkanı’nda. Bütün başkanlıklar ve kurullar görüş olarak sunuyor ve Cumhurbaşkanı da karar veriyor. Verilen karar da ilgili bakanlıklar ve başkanlıklar tarafından uygulanıyor. Ondan izinsiz veya talimatı olmadan böyle fotoğrafın çekilebilmesi mümkün değil. O zaman asıl sorulması gereken, bu davranışın siyasi hedefi ne?

Kara Harp Okulu Mezuniyet Töreninde bir başka fotoğraf daha öne çıktı. O da türbanlı bir kadın teğmenin diploma almasıydı. Gerek basında gerekse siyasilerin dilindeydi. Bunu yeni bir aşama olarak sundular.

Bu fotoğrafları daha geniş manasıyla değerlendirebilmek için ÖNDER İmam Hatipliler Derneğinin düzenlediği 18. Kurultaya bakmak gerekiyor.

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş yaptıkları protokol konuşmalarında buna vurgu yaptılar. Bakan güçlü bir vesayetçi anlayış vurgusuyla, “…hangi iktidar gelirse gelsin başörtülüler zulme uğramasın… kılık ve kıyafetinden dolayı ötekileştirilmesin diye yeni anayasa…”  sözlerini sarf etti. Kurtulmuş da başörtülü teğmen kızımız vurgusu yaptı.

GÖZLERDEN KAÇIRILAN KONUŞMA

Kurultaydaki en önemli konuşmayı ikinci çalışma gününde Diyanet İşleri Başkanı yaptı. Yine cüppesi ve başlığıyla başkan olarak kürsüdeydi.

Diyanet İşleri’nin Basın Merkezi 58 dakikalık bu konuşmanın sadece 8 dakikalık kısmını yayınlamış. Gönül isterdi ki Başkan kâğıda bakarak yaptığı yani hazırladığı konuşmanın hepsini de Başkanlığın resmî sitesinde yayınlayabilseydi. Malum, kürsüye çıkarken başkan olarak takdim edilmiş ve üzerinde cüppesi ile çıkmıştı.

Konuşmanın hemen hemen tamamında güçlü bir dava vurgusu var. Salona, önderler olarak …  Peygamber varisisiniz diyerek neler yapması gerektiğini anlattı. Müslümanların dünyasındaki sorunlardan bahsederek “… tetikleyen en önemli olgu dinin yaşanan hayatla irtibatının bilerek zayıflatılması, bireysel ve sosyal meselelere İslam adına (!) …çözümler getirilememesi …bu durum inancın ikinci planda kalmasına, hayatın dışına itilmesine sebep olmaktadır. … inanç… evine yansımasın, ticaretine yansımasın, adaletine yargısına yansımasın. Görüyorsunuz ya ortalığı ayağa kaldırıyorlar” dedi.

Erbaş mezhebi, meşrebi farklılıkların ortadan kalkması gerektiğini ve birlik olunmasını söyledi. İslam fıkhının özünü ve maksadını gözetmeksizin zahiri boyutu dikte ederek temel inanç konusu hâline getirilmesinden bahsetti. Başkanlığın sosyal medyaya İslam fıkhı yoluyla müdahâle edilebileceğine dair haberlerle birleşen cümleler.

Hayrettin Karaman’ın “Bundan önceki birçok iktidar döneminde İslâmî kesimin ayaklarında maddi ve manevi hareketlerini engelleyen bağlar, bukağılar, prangalar vardı. Bu iktidar bunları teker teker çözdü, şimdi iyi Müslümanlar olabilmek için maddi ve manevî neye ihtiyacımız var ise mevcuttur. İnsanların kendi aralarında anlaşarak -ceza alanı hariç- birçok alanda ve ilişkide şeriat kurallarını uygulamalarına da engel yoktur.” (Yeni Şafak Gazetesi, 25 Ekim 2019, Beklentilerde ölçülü olmak) cümleleriyle aynı anlamı içeriyor.

“Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Filistin Afrika Kıtası’ndaki coğrafi parçalanmışlık zihinsel dağınıklığı beraberinde getiriyor. Coğrafya kaderdir… parçalanmışlığı kaldırarak birliği beraberliği oluşturmak”tan bahsediyor. Bu cümleler de eski Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve eski Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi emekli General Adnan Tanrıverdi’nin başkanlığını yaptığı ASDER’in İslâm Birliği için İslâm Ülkeleri Konfederasyonu çalışmasını akla getiriyor. Anayasalarını hazırladıkları ASRİKA (ASYA-AFRİKA) İslam Devletleri Birliği’ni hatırlatıyor. O toplantıda da konuşan Erbaş: Müslümanların öncelikle fikri ve siyasi birliklerini tesis etmeleri, … uluslararası bir sisteme dönüştürmeleri … yürütme organlarını oluşturmaları ve … güvenlik ve savunma teşkilatlarını kurmaları … zorunluluk” demişti.

BAŞKA PROJELER Mİ DEVREDE?

Erbaş’ın Dinlerarası Diyalog proje grubu çalışması 15 Temmuz’da sonlanmış gibi. Ancak menzil hedefine yolculukta Türkiye’nin Rotası'nı* uygulayan önemli figürlerden birisi olduğu görülüyor. 25-28 Kasım 2019’da “Sosyokültürel Değişim ve Diyanet Hizmetleri” başlığıyla yapılan 6. Din Şûrası’nın** kararlarının uygulamaya alındığı anlaşılıyor.

Ne yapıldığını anlayabilmek için gayret sarf ederken başka sorular akla geliyor. 2023 hedefleri içinde müftülüklerin nikah kıyma yetkisinden sonra, DİB’nın devlet protokolünde 40’ıncı sıradan 12’nci sıraya yükseltilirken, 3 Mart 1924 yılında kaldırılan Şer‘iyye ve Evkaf Vekâleti’nin, Şer’iyye kısmının benzeri bir yapı oluşturma hedefi mi var? Diyanet’in denetimi olmalı diyerek, medrese diye isimlendirilen, tarikatların yasa dışı eğitim kuruluşları Diyanet’in yönetimine mi verilecek? Tevhid-i Tedrisat Yasası da delinerek, Türkiye tekrardan fiilî olarak ikili eğitime mi geçirilmeye çalışılıyor?

Erbaş’ın başkan olarak katıldığı ve Cumhurbaşkanı’nın telefonla bağlanarak katılanlara başarı dilediği Diyarbakır’daki toplantıdaki STK’lar hangileri, kanaat önderleri kimler?

İmam-ı Azam ve Zenbilli Ali Efendi’nin fetva makamını bırakarak kazaya (yürütme) dâhil olmayı reddetmesi ile dîvana girmeyi kabul eden Ebussuud’dan sonra, günlük siyasetin içinde türlü rekabete giren şeyhülislamların ayaklanma ve padişah hâl edilmelerindeki rolleri akıldan çıkarılmamalıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eğitim yılı açılış konuşmasında lise öğrencilerine, Türk kimliği ile değil de “Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatandaşı olmaktan daima iftihar edin.” tavsiyesinde bulunması da anahtar cümlelerden birisi.

2023’e yaklaştıkça yeni anayasanın basında görünmeye başlayan işaretleri bütün bunlarla birleştiğinde projenin gerçekleşmesinde bir hareketlilik görünüyor. Bakalım doğum nasıl olacak?

* Bu yolculuğun daha geniş hikâyesini Pankuş Yayınlarından çıkan Türkiye’nin Rotası kitabımda ele aldım. Yirmi yıllık yolculuğun kilometre taşlarını merak edenler için önemli bilgileri içeriyor.

** Şura’yı iki yazıyla değerlendirmiştim. İkinci yazıyı okumak isteyenler https://millidusunce.com/ayrilik-tohumlari-eken-din-surasi-ii/ adresinden ulaşabilirler.