9 Eylül 1922: İzmir'i Yunan işgalinden kurtaran Türk ordusuna İzmir yangını ve soykırım iftirası

9 Eylül 1922: İzmir'i Yunan işgalinden kurtaran Türk ordusuna İzmir yangını ve soykırım iftirası

On yıl önceydi; ABD Başkanı Obama, Steven Spielberg’in yönettiği II. Dünya Savaşı’nı konu alan “The Pacific”adlı diziye büyük bir ilgi göstermiş; 11 Mart 2010 günü Spielberg’i Beyaz Saray’a davet eden Obama, diziyi gösterime girmeden önce Beyaz Saray’ın özel bölümünde yönetmenle birlikte izlemişti. Obama’nın diziyi övdüğü ve Spielberg’i kutladığı haberleri yazılı ve görsel yayınlar aracılığıyla dünyaya duyurulmuş, herkesin bu diziyi izlemesi için elden gelen tüm olanaklar kullanılmıştı. Home Box Office (HBO), 10 bölümlük diziyi Amerika’yla birlikte dünyanın 150 ülkesinde gösterime sokacak ve dizi 18 Nisan’da Türkiye’de de yayımlanmaya başlayacaktı.  

Obama ve Spielberg, Beyaz Saray’da diziyi birlikte izledikleri özel odada. 

Gelgelelim, diziyi ABD’de izleyen Türkler, üçüncü bölümde bir Rum kadının boynunu büküp sesini titreterek; "Türkler 1922’de İzmir’e girip yakıp yıktılar; her şeyimiz gitti, biz de kaçtık”dediğini duyunca çok üzülecek, dizinin 9 Eylül 1922 günü İzmir’i Yunan işgalinden kurtaran Türk ordusuna karaçalmaya yönelik sözler içerdiği Türkiye’de duyulunca, olay televizyonlarda anahaberlere konu olacaktı.  

Dizide İzmir’I Türkler yaktı suçlamasının yapıldığı sahne. 

İzmir Yangını görüntüsü. 

Türkiye’de büyüyen tepki Amerikan şirketine ulaşmış, yetkililer, dizinin Türkiye’deki gösterimlerinde o sahnenin çıkartılmasına karar vermişlerdi. Kararda: “O sahnenin çıkartılması filmin bütünlüğünü bozmadığından; Türkiye’deki gösterimde bu sahnenin kesilmesinde bir sakınca bulunmadığı”açıklanıyordu. Özürü kabahatinden büyük bir açıklamaydı bu. Madem bu sahnenin olması ya da olmaması, filmin bütünlüğünü etkilemiyordu, öyleyse bu sahne filme niçin konulmuş ve Türkiye dışındaki bütün dünyaya Türklerin 1922’de İzmir’i yakıp kül ettiği iftirası niçin yayılmıştı? Dizinin ünlü yönetmeni Spielberg, tüm yönetmenlerin bildiği Çehov ilkesini bilmiyor olamazdı.Anton Çehov, ilk perdede duvara asılı bir tüfekgösteriyorsan, ikinci perdede o tüfekmutlaka patlamalıdır, der; ikinci perdede patlamayacaksa, o yönetmen o tüfeği o duvara hiç asmamalıdır…  

Spielberg’in diziye koyduğu, Türkleri İzmir yangınıyla suçlayan, fakat çıkartılması halinde yapıtın bütünlüğünü bozmayacak o konuşmalar, anlaşılan o ki, filmin içinde değil fakat izleyenlerin beyninde patlaması için filme konulmuşlardı ve nitekim öyle de oldu. Türkiye dışındaki ülkelerde bu sözler izleyici tarafından hiç sorgulanmaksızın doğru bellenecek, yalnızca Türkiye’de tartışmaya açılacak ve tartışmaya açılan her olgu gibi, Türkiye İzmir’i kimin yaktığı konusunda öne sürülen çeşitli görüşler çevresinde bölünecekti. Obama’nın özel bir ilgi gösterdiği bu dizinin, çıkartılması yapıtın bütünlüğünü bozmayan o sahnesi, böylece siyasi amacına ulaşmış oluyordu.    

“Yurttaşlar Cumhuriyeti”ni oluşturan çeşitli kökenlerden biri adına sanki o soyun sözcüsü imiş gibi ortaya atılan birileri, diğer kökten yurttaşlara: “senin soyun geçmişte benim soyuma soykırım uygulamıştı!..”suçlamasını yönelttiğinde; suçlanan soydan olanlar, ister sussunlar ister karşı çıksınlar; her iki durumda da, yurttaşlar, yurtkardeşi kimliklerini geriye iterek, soy kimliklerini öne çıkardıkları bir tartışmanın içine yuvarlanacaklar ve bu tartışmayı hangi yan kazanırsa kazansın; sonuçta “Yurttaşlar Cumhuriyeti”, birbirine düşman etnik topluluklara ayrışacak ve soykırım tartışmaları, o ülkenin bireylerini barış içinde bir arada tutan “Yurttaşlık Bilinci”ni, “Yurtkardeşliği Duygusu”nu öldürecektir. “Soykırım”, etnik bölücü küresel odakların ulusu bölmek, ulus devleti içten çökertmek amacıyla elimize tutuşturduğu iki ucu ve her noktası kirli bir değnektir. 

Önceleri 1915’e tarihlenen Ermeni soykırımı iftiralarının son yıllarda 1915-1922 yılları arasına yayılması ve giderek 1923’ü de kapsaması; İzmir Yangını’nın Türklerce çıkartıldığı iftiralarından kaynaklanıyordu. İlk kez sıcağı sıcağına, 1922 yılında, daha İzmir Yangını’nın dumanı tüterken, kimi önyargılı yabancı yayınlarda ortaya atılan bu iftira; yine kimi batılı yayın organlarında batılı yetkililerce çürütülmüş ve İzmir’i yakanın Türkler olmadığı gerçeği, daha o günlerde, kimi yabancı gazetelerde yer almaya başlamıştı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Priştina  Kent Arşivi ve Müzesi Müdürü Sayın Dr. Okay Gökdemir’in “Fransız Kaynaklarının Işığında 1922 İzmir Yangını” başlıklı dört dörtlük makalesi, olayın gerçek boyutlarını ve sorumlularını, belgelerin tıpkı basımlarını da yayımlayarak gözler önüne sermiştir. Mehmet Coral "Ateşin Gelini, Gavur İzmir / 13 Eylül 1922'de İzmir'i Kimler Yaktı?" kitabında İzmir yangınını işlemiştir. 


 Mehmet Coral, "Ateşin Gelini Gavur İzmir", Doğan Kitap, 2008. 

 Yayınlarda yer alan önemli belgeler tarih sırasıyla ve özetle şöyledir:  

- 13 Eylül 1922, Fransız gazetesi “Le Temps”: “Yunanlılar çekilirken şehri yaktı ve halkı katletti.”  

- 13 Eylül 1922: Savaş muhabiri G. Ercole’ün İzmir’den gönderdiği ve30 Eylül 1922 günlü Fransız L’Illustration dergisinde yayımlanan raporu: “Öğleden sonra saat 2’ye doğru Ermeni Mahallesi üzerinden yoğun bir duman bulutu yükseliyor. Bununla birlikte, bu yangın genişlemiyor ve sönme eğiliminde gözüküyor. Buna rağmen kaçmak isteyen, paniğe kapılmış insanlar rıhtımda toplanıyor. Bir Amerikan vapuru, ABD konsolosluğu önünde, hareket etmek zorunda, çünkü insanlar o vapura binmek için kendilerini denize atıyor. O anda yine Ermeni Mahallesi'nde, daha önemli iki yeni yangın başlıyor. Durum ciddileşiyor, çünkü güneyden gelen rüzgar şiddetiyle alevleri Frenk Mahallesi'ne doğru ilerletiyor. Silah sesleri var, el bombaları patlıyor. Türk işgali altında yaşamaktansa ölmeye karar vermiş olan Ermeniler evlerini yangına vererek, Türk askeriyle savaşmaya başladılar. (Ce sont les Armeniens qui décides a mourir plutot que de souffrir l’occupation turque, ont incendié leurs maisons et engagé le combat avec les soldats turcs.) Cephanelikler korkunç bir gürültüyle infilak ediyor. Saat akşamın dokuzu; biz farkına varmadan gündüzden geceye geçtik. Gökyüzü geniş bir ateş bulutuna dönmüş."  

Görsel 5 "L'İllustrasyon" dergisinin ilgili sayfaları. Ahmet Priştina Kent Arşivi ve Müzesi. Dr. Oktay Özdemir, “Fransız Kaynaklarının Işığında 1922 İzmir Yangını”. 

- 16 Eylül 1922-İzmir Askeri Valisi Kazım Paşa’nın başlattığı soruşturmada yangınla ilgisi bulunan 22 Ermeni terörist yakalanmış, bunlar verdikleri ifadelerde; eğer İzmir Türklerin eline geçerse yakmaya and içmiş 600 kişilik bir örgüt olduklarını ve aldıkları bu karar gereğince İzmir’i yaktıklarınıitiraf etmişlerdir. 

- 17 Eylül 1922: Atatürk’ün Amiral Dumesnil’e gönderdiği telgraf: “İzmir yangını hakkında açıklama aşağıdadır. Ordumuz İzmir’i her türlü kazadan korumak için şehre girmeden evvel önlemler alınmıştır. Ancak Yunanlılar ve Ermeniler daha evvel kurdukları teşkilatlarıyla İzmir’i tamamen yakmayı planlamışlardı. Kiliselerle Hrisostomos’un vermiş olduğu nutuk (Müslümanlar tarafından işitilmiştir), İzmir’i yakmak isteyenlerce dini bir vazife olarak algılanmıştır. Yangın bu teşkilat tarafından çıkarılmıştır. Bunu kanıtlayan birçok şahit ve belgeler vardır. Askerlerimiz yangını söndürmek için bütün güçleriyle çalışmışlardır. Yangını askerlerimize mal eden ve iftira edenler, İzmir’de durumu yerinde görebilirler. Yalnız böyle bir iş için resmi soruşturma söz konusu olamaz.  Şu andaburada bulunan her milletten gazeteciler zaten bu vazifeyi yapmaktadırlar. Hıristiyan ahali hakkında gereği yapılmakta ve göçmenler yerlerine gönderilmektedir.”(Atatürk'ün Bütün Eserleri, Kaynak y., c.13, sf. 296) 

Türk Ordusu'nun İzmir'e girişi. 

Atatürk, yangın günlerinde İzmir’de. 

Türk Ordusu İzmir'de. 

- 20 Eylül 1922: Fransız gazetesi “Le Figaro”: “Yangın konusunda Fransız hükümetine ulaşan bilgilerden hiçbiri bu felaketin sorumluluğunu Türklere yüklemiyor. Rodos’tan çekilen bir telgrafta da İzmir’den gelmiş sayısız sığınmacılardan hiç birisinin yangını Türklere mal etmediği kaydediliyor. Pek çok tanığa göre suç yangın çıkarmakla görevli bir askeri birlik oluşturan Yunan askeri otoritelerine aittir.”  

 - 21 Eylül 1922: Fransızca “Le Levant”: “İzmir yangınının, Ermeniler tarafından provake edildiğini daha önce bildirmiştik, şimdi resmi açıklamalar bu haberimizi doğruluyor.” “Ermeni Kilisesi’ne yaklaşık 100 metre uzaklıkta bir Ermeni evinde ilk yangın görüldü. Bu ilk girişim, itfaiyecilerin çabalarıyla engellendi. Birkaç saat sonra kilise çevresinde patlayıcı maddeler ateş almıştı. Yangın, eş zamanlı olarak Basmane’deki ve Soğukçeşme’deki Ermeni evlerinde başladı ve art arda Ayavukla’da, Ayaparaskeri’de ve Kireçağırı Mahallesi’ndeki Ermeni evlerinde yangın çıktı. Yangından önce bütün Ermeni evleri kapalıydı ve herhangi bir hayat belirtisi yoktu. Yangınla birlikte Ermeniler silahlı olarak evlerinden çıktılar. Hatta Ayavukla Mahallesi’nde bir Ermeni’nin kendi evini ateşe vererek çıktığı görüldü. Birçok evde yangını körükleyen paçavra parçalarına rastlandı. Bu mahallelerde yaşayan Ermeniler, aynı zamanda yangını söndürmek isteyen itfaiye erlerine ateş etmeye başladı. Ermeni mahallelerinde ve çarşıda bomba atan Ermeniler görüldü ve tutuklandılar. Darağaç’ta Yordani Aleksiyati adlı bir Rum, evini yakarken yakalandı. Kendisine bunu yapması için bir Rum görevli tarafından para verildiğini itiraf etti. Anadolu’daki Ermeni alaylarını örgütleyen meşhur Trukom, Yunanlılara İzmir’i terk etmeden önce şöyle seslenmişti. ‘Siz İzmir’i Türklere bırakarak kaçın. Biz ancak öldükten sonra İzmir’i onlara teslim edeceğiz.’ Gerçekten de İzmir’i yakmak için burada bir Ermeni komitesi kurulduğu anlaşılıyor.” 

Levant gazetesinin ilgili sayfasının tıpkı basımı. Ahmet Priştina Kent Arşivi ve Müzesi. Dr. Oktay Özdemir, “Fransız Kaynaklarının Işığında 1922 İzmir Yangını”. 

- 23 Eylül 1922: Fransız gazetesi “Le Matin”: “Yangını çıkaranlar, kendi mahallelerini terk etmeden önce Ermeniler olmuştur. Onu izleyen talan, Türk ordusunun arkasından gelen işsizlerin ve din ve ulus farkı olmadan İzmirli serserilerin işidir.”  

25 Eylül 1922: İzmirEnternasyonal Kolejinin Müdürü Alexander Maclachlan’ın İngiliz The Times Gazetesine gönderdiği haber: 'YangınıTürk askeri kıyafeti giymiş Ermeniler çıkarttı.” 

- 28 Eylül 1922: FransızAmiralDumesnil’in “Yangının failleri kimlerdir?”başlıklı raporu: “Ben, İzmir yangınında Türklerin suçlu olamayacakları kanaatindeyim. Bu kanım hiçbir zaman duygusal bir temele de dayalı değildir. Yine bu kanım sadece mantıksal bir çıkarsamanın sonucu da değildir.  

a)- Somut şahitler (düzenli birliklerce yağmacı Türklerin öldürüldüğünü gören Lazaristlerin Üstadı) Türklerin şehirde düzeni sağlamak ve yağmayı ortadan kaldırmak amacını ispatlamıştır.  

b)- Türk ordusu, başka hiçbir ordunun sahip olmadığı kadrolara sahiptir ve bu orduda disiplin iyi biçimde uygulanır.  

c)- İşgalin ilk gününde bağımsız biçimde yapılan yağmalar takip eden günlerde büyük ölçüde bastırılmıştır ama bu yağmalar sırasında hiçbir zaman yangın girişimine işaret edilmemiştir.  

d)- Rum ve Ermeni mahallelerinde çok sayıda cephane ve çok miktarda yanıcı ve patlayıcı malzeme depoları vardı. Bir hayli zaman öncesinden beri, bütün Hıristiyanları moralman baskı altında tutmak için, İzmir’in Türklere bırakılmasındansa tahrip edileceği fikri üzerine propaganda yapıldığı tespit edilmişti. Bu şekildeki söylentiler binlerce defa başta bizim Genel Konsolos olmak üzere Fransızların kulağına gelmişti.  

e)- Yangının arifesinde Mustafa Kemal Paşa, bizim konsolosluğumuzun birkaç ev ötesinde bulunan kordon üzerine genel karargahını kurdurtmuştu. Ateş bu evlerden hemen uzaklaştırılmıştı. 

 f)- Türkler yangına karşı sahip oldukları tüm imkanlarla mücadele ettiler. Bu imkanlar, böylesine büyük bir felaket karşısında elbette yetersizdi.  

g)- İzmir’de çok iyi organize itfaiye ekipleri çok sayıda Hıristiyan’ın gitmiş olmasından dolayı ne yazık ki kargaşa içindeydi. İtfaiye ekipleri mümkün olduğu kadar çabuk harekete geçtiler, ama onlar şehrin birçok noktasında aynı anda çıkan yangın karşısında bulunuyorlardı, bu durum Türk yağmacılara atfedilmeyecek bir organizasyonu gösteriyor. Bu yangınlar mevcut yeteri miktardaki yanıcı malzemeyle daha da azmış ve çok kısa sürede yaygınlaşmıştır. Kundakçılar (Ermeniler veya Rumlar) görevlerini yapmakta olan Hıristiyan itfaiyecilere bile saldırmışlardı. (Sigorta Yönetimi Yangın Servisi Temsilcisi Mösyö Ernest Bon’un şahitliği). 

 h)- Düzenli Türk askerlerini sokaklara petrol dökmekle suçlayan, tabiatiyle güvene layık olan insanlar konumundaki Fransız rahiplerin ifadelerini bizzat araştırdım. Bu söylentiler katiyetle yanlış öğrenilmiştir ve felaketin ciddiyeti ve aniliğinden dehşete düşmüş insanların hayalinden kaynaklanmaktadır. Türk otoriteleriyle görüşmelerim öncesinde olan herşey, iyi niyet benim kanaatimi oluşturdu. Hatta bu kanım, Türk makamlarının topladığı deliller ve hala devam ettirdikleri soruşturmalarını dikkate almaksızın oluştu. Tutuklananlar arasında çok sayıda Rum ve Ermeni ile onlarn itirafları bulunuyor olmalıdır. Bu konudaki Türk gazeteleri isimler ve kanıtlarla birlikte bazı açıklamalar yapmaya başladılar. Genel bir biçimde, Rumlar için sessiz kalınırken, sadece sorumlu olarak Ermeniler tutulmaktadır. Alışkanlıkları ve karakterleri dikkate alındığında ben de gönül rahatlığıyla sorumluluğun büyük bir bölümünün onlara ait olduğuna inanıyorum. Şunu da son olarak bildirmek istiyorum ki bizim genel konsolosluğumuz da biraz da olsa suçlamadan pay almaktan uzak değildir. Yangından önce İngiliz Genel Konsolosluğunun talebi üzerine Amiral B. Brock 3 Eylül’de, İngiliz vatandaşlarını en kısa sürede şehri terk etmeye çağırır çağırmaz İzmir’de panik başlamıştı. 12 Eylül’de, her zaman sakinliğini koruyan ve meslekdaşlarıyla sıkı ilişkileri olan Amerika Birleşik Devletleri genel konsolosu birden bire tüm Amerikan vatandaşlarının ayrılmaları emrini verdi ve kendisi de bizzat İzmir’i terketti. Bu bilgilerin kaynakları, İngilizler için Rumlardır, Amerikalılar içinse Ermenilerdir. Bu durum bu iki milletin genel konsoloslarının, Ermeni veya Rum kundakçıların şehri maruz bırakacakları tehlikeden önceden haberdar edildiklerini sanmaya imkan vermektedir. Manen ve maddeten yıkılan Mustafa Kemal’in felaketin duyulmamasına çalıştığı bir vakıadır. Onun asıl amacı böylesi bir felaketi İstanbul’da görmemek.” 

 – Dumesnil’in raporunun özgün metninden 3 sayfanın fotokopisi. Ahmet Priştina Kent Arşivi ve Müzesi. Dr. Oktay Özdemir, “Fransız Kaynaklarının Işığında 1922 İzmir Yangını”. 

- İzmir’in sırp kökenli Avusturya uyruklu Hıristiyan İtfaiye Komutanı Paul Grescovitch’in raporu:“11/12 Eylül gece yarısından bir saat sonra Ermeni Mahallesi’nde yangın çıktığını haber verdiler. İtfaiye erleriyle yangın yerine hareket edip, Rum Hastanesi’ni geçerken 120–150 kadar çoluk çocuk ve kadın acı acı bağırıyorlardı. ‘Niçin bağırıyorsunuz?’ diye sordum; ‘Ermeniler bizi yaktılar, Seyis Hanı içerisinde oturuyoruz’ dediler. Bunlar Rumlardı. Bu insanların; Ermeni evlerine bitişik oturduklarını ve Ermenilerin duvardan bir delik açtıklarını ve delikten çokça gaz dökerek evi ateşlediklerini söylediler. Bunları sabaha kadar çıkmaz sokak içinde muhafaza ettim. Ve sabahleyin devriyeye teslim ettim. 13 Eylülsaat 10.30’da Ermeni Mahallesi’nde ateş görüldüğünü haber verdiler. İtfaiye ile birlikte giderken Ermeni Kilisesi’nden 50 metre mesafede bir Ermeni evinin yandığını gördüm. Evin alt katından şiddetli bir ateş çıkıyordu. Mecburi biraz geriye gittim ve etrafa yayılmaması için söndürmeye uğraşırken, Ermeni Kilisesinde yangın çıktığının haberini verdiler. Kilisenin binalarında ateş yoktu. Yalnız küçük bir bina civarında, bahçede 200 kadar üzerine yağ dökülmüş eşya balyası ile paçavralar bir yere toplanmış, üzerine de 200 kadar tüfek ve çokça da cephane konmuştu. Ateş de bunların arasından çıkıyordu. Aynı zamanda ateş içerisinde devamlı patlamalar oluyordu... Biz yangını söndürmeye çalışırken, Ermeniler ateş ediyor ve atılan mermiler yangın tulumbalarına isabet ederek zarar veriyordu.Yangından önce örgütlü bir grup Ermeni genci, şehir Türklerin eline geçerse yakmaya and içmişlerdi. Bu plân acımasızca uygulandı. Yangının ilk gün ve ikinci gecesinde 25 kadar yangının eşzamanda çeşitli yerlerden parladığını gördük. Ermeni okul ve kiliselerine girdiğimde benzin tenekeleri ve hazırlanmışkundaklar bulduk. Kadın kılığına girmişve yangın çıkartmakta olan çok sayıda Ermeni yakalandı ve bir çoğu  hemen kurşuna dizildi. Ermeni hastahanesinin Türkler tarafından yakıldığı büyük yalandır. Ben, Türk askerlerinin yaralıları disiplinli bir şekilde Ermeni hastahanesine yerleştirildiklerini gördüm.” 

- 1 Ocak 1923: Yakın Doğu Yardım Cemiyeti yetkilisi Mark O. Prentiss’in Amiral Bristol’e sunduğu rapor:“Öyle görünüyor ki, Amerika’da hemen herkes İzmir’deki şiddete son bir trajedi olarak eklenen yangının Türklerin sorumluluğunda olduğuna inanmaktadır. Üst düzey önem taşıdığı kabullenilen böylesine bir suçlama Türklerin üzerine atılamaz. İzmir, doğu savaşında ele geçirilen en büyük ödüllerden biriydi. Halkın ve ordunun  acil gereksinimi için kullanılan depolar evlerdi. Bunları neden yaksınlar? Bu genel bilginin öğesi olarak diğer yandan Ermeni ve Rumlar bu bölgenin nefret ettikleri düşmanın eline geçmesine izin vermediler. Yangından birkaç gün önce İzmir’de bulunan bir rapora göre örgütlenmiş genç bir Ermeni grubu, eğer şehir  Türklerin eline geçerse şehri yakmaya ant içmişlerdi. Ermeniler bu planı gerçekleştirebilmek için yeteri kadar hazırlık yapmışlardı.” 

Mark O. Prentiss’in raporunun birinci sayfası.(Heath W. Lowry “Turkish History: On Whose Sources Will It Be Based? A Case Study On The Burning Of Izmir”,
Osmanlı Araştırmaları, 9 (1988): 13.) 

- 22 Ocak 1923: Mark O. Prentiss'in günlü San Antonio Express gazetesinde yayımlanan demeci:“İzmir'i Türkler değil, Ermeniler yakmıştır.”  

- 1923: Amerikalı savaş muhabiri E. Alexander Powell’ın “Müslüman Asya’da Güç Mücadelesi” (The Struggle for Power in Moslem Asia)adlı kitabından:“Şimdi anlıyorum ki, kamuoyuna Türk’ün kötü gösterilmesindeki yanlışlarını ve önyargılarını sistematik olarak yönlendiren gazetelerin hiçbir makul özrü yoktur. Sayfalarını, köşelerini Türk karşıtı saldırılara cömertçe açmışlar ve en serinkanlı düşünen kişilerin dahi gerçeği yansıtmak konusundaki fikirlerine itibar etmemişlerdir. Buna en yakın örnek Eylül 1922’de İzmir’in yakılması olayıdır. Amerika’da ciddi bir öneme sahip hiçbir gazete Türkiye’de yaşanan bu dehşeti Türk tarafının görüşlerine yer vermek için beklemedi. Ancak Amerikan, İngiliz ve Fransız kaynaklarınca, görgü tanıklarının ifadesi doğrultusunda ve bir Fransız komisyonun raporuyla, kentin Türklerin ellerine geçmesini engellemek için Rum ve Ermenilerce kasten ateşe verildiği yeminli ifadelerle ortaya çıktıktan sonra bile kaçı satırlarında kısacık da olsa Türklere büyük bir haksızlık yapıldığını kabul edebilme cesaretini gösterebildi.”(E. Alexander Powell, The Struggle for Power in Moslem Asia, 1923, The Century Co. Newyork/London, s.s.32-33’den aktaran Mehmet Coral, Ateşin Gelini, Gâvur İzmir, Doğan Kitap, İstanbul, 2008, s.260. -  Oktay Gökdemir, "Fransız Kaynakları Işığında 1922 İzmir Yangını, ÇTTAD, VI/15, (2007/Güz), s.s.19-38.) 

Amerikalı savaş muhabiri E. Alexander Powell 

- Mart 1971: Richard Reinhardt’ın Amerika’da “The Ashes Of Smyrna” (İzmir’in Külleri) adıyla yayımlanan kitabından: “Ermeniler dehşet içindeydiler. Ermeniler el bombaları ve asit şişeleriyle silahlı İzmir’e dolmuşlardı. Cepleri mermi doluydu, Siyahlar giyinmiş Ermeni kadınları dinamit taşıyor, erkek çocuklar duvarların dibine gaz yağı tenekelerini yerleştiriyorlardı. Kırmızı kukuletalı Şeytan söylevine devam etti: ‘Kalemiz burası bizim. Hz. İsa’nın kılıcı koruyacak bizi. Bizleri buradan atmağa kalkacak olurlarsa bizlerle birlikte onlar da yanacaklar!’ Ve kalabalık: ‘Yakacağız onları! Yakacağız’ diye tekrarladı.”(a.g.e.-s.419) 

- Eylül 1971:Reinhardt’ın tam da Ermeni örgütlerinin Türkiye’yi soykırımcılıkla suçladıkları 1970’li yılların başında yayımlanan kitabı, Ermeni örgütlerini öfkelendirecek; New York City Columbia Üniversitesi Barnard Koleji öğretim üyelerinden Ermeni yazar Marjorie Housepian Dobkin, Eylül 1971’de Amerika’da “İzmir Olayı” (Smyrna Affair) ve 1972’de İngiltere’de “İzmir 1922 - Bir Kentin Yıkılışı“ (Smyrna 1922 - The Destruction Of A City)  adıyla yayımlanan kitabında; “İzmir’i 9 Eylül 1922’de kente giren Türk ordusu yaktı ve İzmir’deki Ermenilerle Rumları da katletti” iftirasını yaymaya koyulacaktı.  

- 1992:Belgeler, bilgiler, bulgular ve raporlar İzmir’i Rum ve Ermeni örgütlerinin yaktığını kanıtlamasına ve Prof. Dr. Türkkaya Ataöv 1980'li yıllarda bu belgeleri gözler önüne sermesine karşın iftiralar sürmüş ve Yaşar Aksoy’un bildirdiğine göre, 1992  yılında Washington’daki Ayasofia Katedrali’nde “Ermeni - Rum Ortodoks Kiliseler Birliği”, Türk ordusunun İzmir’e girdiği 9 Eylül 1922’yi, “İzmir Soykırımı Günü”olarak ilan etmiş ve ardından ABD Temsilciler Meclisi’nin 3 üyesi,“9 Eylül 1922 İzmir’i ele geçiren Türklerin Mustafa Kemal önderliğinde şehri yakarak, yıkarak 450.000 Hıristiyanı yok etmelerinin yıldönümüdür”(!) diyerek Türkiye’yi suçlayıcı bir karar tasarısını imzaya açmışlardı. Kabul görmeyen bu karar tasarısının ekinde başta Ermeni yazar Marjorie Hosepian Dopkins’in “Smyrna 1922” adlı Türkleri suçlayıcı propaganda kitabı olmak üzere, bir çok düzmece anı da belge olarak sunulmuş ve “İzmir’i Türkler yaktı”iftirası, Ermeni soykırımı iftirasına eklenerek, günümüze dek sürdürülmüştü.  

- 2008-2010:Bugün geldiğimiz noktada, Marjorie Housepian Dobkin’in: “Çıkarılan yangın öncelikle ve özellikle Ermenileri ortadan kaldırma projesinin bir uzantısıdır. Atatürk'ün muzaffer kuvvetleri, törensi bir tecavüz, yağma ve katliam orjisinden sonra, 21 müttefik kuvvetler ve Amerikan savaş gemisinin gözleri önünde İzmir'i ateşe verdi,”iftirasını Türk okuyucusuna gerçek imiş gibi yutturmayı iş edinmiş bir takım “yerli”-“yazar”lar türemiştir. Ermeni ve Rum örgütleri başta ABD olmak üzere dünyayı İzmir’in Türklerce yaklıdığı yalanına inandırmaya çalışırken, “yerli”ler Türkleri İzmir’in Türklerce yakıldığına ve Atatürk’ün komuta ettiği Türk ordusunun 9 Eylül 1922’de İzmir’e girip Ermenilere ve Rumlara soykırım yaptığına inandırma işini üstlenmişlerdir.  

Bir ulusun yabancı işgalden kurtuluş savaşını “tecavüz”, “yağma”, “katliam”, “soykırım” olarak niteleyebilmek için, kişinin ya usunu ya onurunu yitirmiş olması gerek.     

Tarih Kurumu, şimdi (2010) “Büyük İzmir Yangını” konulu İngilizce bir kitap hazırlamaya başlamış ve 16 Eylül 1922’de yakalanan Ermeni teröristlerin İzmir’i biz yaktık itirafları da bu İngilizce kitapta belgeleriyle birlikte yayımlanacakmış. Bestesi Selahattin Pınar’a, sözleri Fuat Edip Baksı’ya ait bir şarkı geliyor dudaklarımın ucuna:  

Bir bahar akşamı rasladım size... 

Daha önceleri nerelerdeydiniz?..

Mayıs 2010, Bütün Dünya. 

Ekim 2019, "Kalemin Namusu 1, Türk Savun Kendini" s.647.