ABD, Afganistan’dan neden çekildi?

Gürbüz Evren yazdı...

ABD, Afganistan’dan neden çekildi?

ABD’nin, Afganistan’dan çekilmeye karar verdiği iki önemli dönüm noktası vardır. Bunlardan ilki Trump’ın başkanlığı döneminde Çin ile başlayan ticaret savaşlarıdır.

Çin’in önlenemez yükselişi ve dünyanın bir numaralı ekonomik gücüne dönüşmesi karşısında sürekli ek gümrük vergileri getiren ABD yönetimi, alınan tüm tedbirlerin işe yaramadığını gördü.

İşte tam da bu dönemde, 25 Ağustos 2018 tarihli Amerikan istihbarat raporunda şu cümle çok önemliydi: “Çin’in gücünü kıracak ülke içindeki ve çevresindeki sorunlar canlı tutulmalıdır.”

Söz konusu rapor, CİA ve Ulusal Güvenlik Ajansı NSA tarafından ortaklaşa hazırlanmış, Başkan Trump’a sunulmuştu.

Washington Post gazetesi ve Le Monde gazetesi muhabirleri, Beyaz Saray’daki bir basın toplantısında, raporu gündeme getirerek, “Doğu Türkistan’a ABD yönetiminin ani ve büyük ilgisinin nedeninin Çin’i zayıflatmak olup olmadığını" soruyordu.

Raporda ayrıca Afganistan’ın yeniden Taliban’ın eline bırakılmasının da komşu ülke Çin’de sıkıntılara yol açacağının altının çizildiği hatırlatıldı.

Bu rapora tekrar döneceğiz, ama bir de işin Rusya tarafına bakalım.

Joe Biden, seçim kampanyası sırasında 21 Ağustos 2020 tarihinde, Delaware’deki konuşması öncesi gazetecilerle yaptığı sohbette Afganistan konusunda ilginç ip uçları veriyordu.

Taliban ile Katar’da yürütülen görüşmeleri hatırlatan Biden, başkan seçildiği takdirde Afganistan’dan hemen çekilmek için düğmeye basacağını söylüyordu.

Biden, Afganistan’da tam olarak kontrolün sağlanamayacağının anlaşıldığını, NATO ve ABD’nin bu yükü daha fazla taşımak istemediğini savunarak, ABD’nin Taliban’dan çok daha önemli rakipleri bulunduğuna dikkati çekti. 

Gazetecilerin, "Çin ve Rusya’ya mı işaret ediyorsunuz?" sorusunu yanıtsız bırakan Biden, “Kontrol edilebilir Taliban’ı ABD’ye sorun olmaktan çıkarıp başkalarının başına sarabilme seçeneği kullanmak da elimizi rakiplerimiz karşısında rahatlatacaktır” değerlendirmesini yaptı.  

Şimdi tekrar Trump dönemine dönecek olursak, Başkan’ın Afganistan’dan 7 bin asker çekme kararını açıkladığı 18 Aralık 2018 tarihinden hemen sonra yayınlanan bazı stratejik analiz yazılarında unutulmuş bir kavram yeniden gündeme getiriliyordu.

USA Today, Washington Post, Time, Newsweek gibi gazete ve dergilerdeki ortak görüş, ABD’nin birkaç yıl içinde Afganistan’dan tamamen çekilme planını devreye soktuğu yönündeydi.

Yorumların ilginç yanı ise Sovyetler Birliği döneminde soğuk savaş kapsamında ABD’nin başlattığı ‘Yeşil Kuşak’ stratejisinin günümüz şartlarına uyarlanarak yeniden uygulamaya konulmasından bahsedilmesiydi.

O dönemde, Sovyetler Birliği’nin Müslüman nüfus barındıran cumhuriyetleri Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Gürcistan’a komşu ülkeler Türkiye, İran, Afganistan’da oluşturulacak İslamcı örgütlerle etki altına alınarak Moskova’nın zayıflatılması düşünülüyordu.

Bu politikanın devamında İran, Afganistan, Pakistan ve Türkiye’de İslami akımlar güçlendirilmiş, harekete geçirilmişti.

İşte bu ‘Yeşil Kuşak’ stratejisini hatırlatan Amerikan uzmanlar, Afganistan ile komşu eski Sovyet Cumhuriyetleri Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Kırgızistan’ın Taliban rejiminden etkilenmesinin kaçınılmaz olduğu sonucuna varıyordu.

Aslında söz konusu ülkelerdeki İslami akımların Taliban’dan etkilenerek güçlenmesi, bölgeyi arka bahçesi olarak gören ve buralarda büyük nüfuzu bulunan Rusya’yı rahatsız edecek gelişmelere yol açabilecek riskler de içermektedir.

Aynı sorun Afganistan ile sınır komşusu olan Çin için de geçerlidir. Pekin, Doğu Türkistan’daki İslami grupların Taliban ile etkileşim içine girmesi ihtimaline karşı hazırlıklarını yapma öngörüsünde bulunmuştu.

Şimdi baştaki rapora dönersek, “Çin ve bu ülkeyle birçok konuda birlikte hareket eden Rusya’nın, Taliban’ın eline bırakılmış Afganistan’dan olumsuz yönde etkilenmesi kaçınılmazdır” ifadeleri bize önemli mesajlar vermektedir.

Burada da işaret edilenin Afganistan’a komşu eski Sovyet Cumhuriyetleri ve Çin’in Doğu Türkistan bölgesi olduğunu anlamak için alim olmaya gerek yok.

Aynı şekilde Rusya ve Çin’in, ABD’nin bu hesaplarından habersiz olmadığını ve önlemlerini çoktan aldıklarını söylemeye de gerek yok.

Sadece Çin Dışişleri yetkililerinin Taliban ile resmen görüşmesi ve Rusya ile Çin’in Kabil’deki Büyükelçiliklerini açık tutmaya devam edeceklerini duyurmaları, her iki ülkenin de kendi stratejilerini uygulamaya başladıklarını göstermektedir.

Özellikle Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın, Taliban’ın ülkenin kontrolünü ele almasının ardından yaptığı, “Afganistan’a şimdi istikrar geldi” açıklaması da Rusların da oyunu kendi kurallarına göre oynayacağının kanıtıdır. 

ABD’nin Taliban ile gizli bir anlaşma yaptığı, 15 Haziran 2021’deki NATO Zirvesi’nden yaşanan gelişmelerden anlaşılmıştı. Söz konusu anlaşmanın en önemli yanı ise Taliban’ın kendisine bırakılacak Afganistan’da daha ılımlı bir yönetim göstermeyi kabul etmesiydi.

NATO Zirvesi’nden 8 ay önce, dönemin CİA Başkanı Gina Haspel, Katar’da, Taliban’ın kurucu liderlerinden Abdul Gani Baradar ve Molla Ömer’in oğlu Molla Muhammed ile yaptığı baş başa görüşmenin ardından kısa bir açıklamada bulunmuştu.

“ABD, çıkarlarını garantiye almadan ve ülkenin 20 yıl öncesine dönmeyeceğinin garantisini almadan Afganistan’dan çekilmez” diyen Haspel’in bu sözleri CİA bağlantılı sitelerden 15 Temmuz’da kaldırıldı. Bu açıklama, İsrail ordusunun ve istihbaratının sitesi Debka’dan ise 30 Temmuz’da kaldırıldı.

Haspel’in bu açıklamasını sildirenin ise CIA’nın yeni başkanı ve Biden’in ‘en güvenilir adamım’ dediği William Burns olduğunu Washington Post, Le Monde gazeteleri ve CNN İnternational internet sitesi yazdı.

Eski CİA Başkanı Haspel’in görüştüğü Taliban liderlerinden Abdul Gani Baradar hakkında kısa bir bilgi vermekte yarar var. Baradar, Taliban örgütünü kurmadan önce Pakistan’daki Amerikan Büyükelçiliği yetkilileri tarafından ABD’nin Pensilvanya ve Nebraska eyaletlerine götürülen 8 kişilik Afgan grubun içindeydi. Baradar yaklaşık 4 ay kaldığı ABD’den Afganistan’ın Kandahar kentine yine Pakistan üzerinden dönmüştü. Abdul Gani Baradar’ın ABD’ye turistik ziyaret için gitmediğini söylemeye gerek yok sanırım.

El Kaide, Taliban, IŞİD vb. örgütleri kuran ABD’nin Taliban planını okumak çok da zor değil. Suriye’de ve Irak’ta, uluslararası alanda sempati kazandırmak istedikleri terör örgütü PKK’yı IŞİD’e karşı savaştırdılar. Sonra da yenilmiş gösterdikleri IŞİD mensubu teröristleri Afganistan’a taşıyıp Taliban’a yamadılar. Şimdi ise koskoca bir ülke bıraktıkları Taliban’ı, Libya, Yemen, Somali başta olmak üzere uluslararası birçok aktörün bulunduğu bölgelerde kullanmayı planlıyorlar.

Afganistan’daki değişimi daha çok konuşup yazacağız. İlgili tarafların anlaşma iddialarını, gizli ilişkileri, yapılan hesapları taşlar yerine oturuncaya kadar yalanlayacakları, inkâr edecekleri bir süreci yaşayacağız.

Afganistan, bundan böyle ABD, NATO, AB, Rusya, Çin ve hatta İran’ın şimdiye dek görülmemiş yöntemlerin kullanıldığı yeni çatışma alanı olacaktır.

Sadece 10 günde koca Afganistan’ı ele geçirmesine izin verilen ve ipleri Amerika Birleşik Devletleri ile ortaklarının elinde olan Taliban’ın işi ise bu kez çok daha çok zor.

ABD’nin Taliban üzerinden Türkiye ve İran’a ilişkin hesaplarını da bir başka yazıda aktaracağız.