ABD bu işin neresinde? İkinci Zarrab vakası mı?

Hüseyin Vodinalı yazdı

ABD bu işin neresinde? İkinci Zarrab vakası mı?

Sedat Peker, TV mini dizisi klasmanında IMDb’ye (Internet Movie Database) girdi.

Puanı da 9.9.

Geçen yazıda sözünü ettiğim Netflix hikayesi gerçek oldu resmen.

50 milyon kez izlenmiş ilk 7 bölüm.

Peker’in iddiaları çok önemli.

İtirafçı tanıklığı yapıyor.

Söylediklerinin hepsi doğru mu bilinmez.

Ama savcıların harekete geçmesi için yeterli.

Özellikle de bir zamanlar birlikte çalıştığını söylediği Mehmet Ağar ile ilgili olanlar.

Savcılar harekete geçmeyecek belli ki ama kamuoyunda büyük bir tepki ve temiz eller talebi elbette var.

Ama biraz nefeslenelim bence.

Bu iş bana Rıza Zarrab olayını hatırlatıyor.

Bu noktada biraz şeytanın avukatlığını yapacağım.

Bu son bölümde (7.video)Peker’in bir ifadesi dikkatimi çekti.

Hedef aldıklarına gülerek diyordu ki, “Ben sizden uzun yaşayacağım. Rüyamda gördüm”.

Rahatlığı çok dikkat çekici.

Adeta bir güvence almış gibi.

Sadece Türkiye düşmanı Birleşik Arap Emirlikleri’nden mi?

Yoksa daha da ‘büyük bir yerden’ mi?

Bakın ABD Başkanı Joe Biden, seçilmeden çok önce, 19 Ocak 2020’de (işin ilginci AA bu haberi ancak 29 Mayıs 2020’de Adam McConnel imzalı İngilizce yorum yazısında haberleştirmişti) New York Times editörleriyle yaptığı bir toplantıda neler söylemişti:

“Yapmamız gerektiğini düşündüğüm şey şu ki, şu an ona [Cumhurbaşkanı Erdoğan] çok farklı bir yaklaşım benimseyerek muhalefet liderliğini desteklediğimizi açıkça ortaya koymak… Onlarla, benim daha evvel yaptığım gibi, daha doğrudan bir etkileşimde bulunursak, Türk liderliğinin hâlâ mevcut olan unsurlarını destekleyebileceğimiz ve onlardan daha fazla yararlanabileceğimiz ve Erdoğan’a kafa tutmak ve onu alt etmek için onları cesaretlendirebileceğimiz görüşündeyim hâlâ. Bir darbeyle değil, bir darbeyle değil; seçim süreciyle.”

Biden burada sadece muhalefete destek vermekten söz etmiyor.

Türk liderliğinin hala mevcut unsurlarını desteklemekten ve onlardan daha fazla yararlanmaktan bahsediyor.

İşte bu da, son dönemde ayyuka çıkan söylentileri ve belki de Sedat Peker’in iddialarını destekliyor.

Peker’in özellikle uyuşturucu olayları için anlatımlarında dikkatimi çeken bazı detaylar var.

Bunlar önemli detaylar: Peker, Venezuela, İran, Suriye ve KKTC gibi ABD’nin nüfuz edemediği ülkeleri hedef alıyor.

Diyor ki: “Bu ülkelere DEA (Amerikan Uyuşturucu ile Mücadele Bürosu) giremiyor, o yüzden de orada daha rahat iş çeviriyorlar”.

Amerika sadece kendisinin kontrol edemediği uyuşturucu trafiğini hedef alır.

CIA, IŞİD, PKK, El Kaide, TİP veya Cundullah gibi perde arkasından kurduğu ve desteklediği terör örgütlerinin finansmanını uyuşturucu parasıyla yapar.

Merak edenler, Alfred Mc Coy’un yirmi yıllık çalışmasının ürünü olan “The Politics of Heroin” (Eroin Siyaseti) başlıklı kitabını bulur okursa bunlar detaylı olarak anlatılıyor.

Afganistan, Güneydoğu Asya, Orta Amerika ve Kolombiya’nın konu edildiği kitapta Amerikan derin devletinin tüm dünyada uyuşturucu işini neredeyse yönetecek kadar olayların içinde olduğu yazıyor.

Ünlü “Air America” deyimi mesela Asya’da özel yerel ordularca üretilen ve korunan uyuşturucunun askeri helikopter ve uçaklarla taşınmasına verilen isimdir.

Yani Kolombiya’dan 5 ton kokain Türkiye’ye geliyorsa, bundan ABD’nin haberinin olmaması mümkün değil.

Kolombiya bugün Amerikan sömürgesi konumunda bir ülke.

Veya Afganistan.

ABD 20 yıldır neden oradan çıkamadı sizce?

Çünkü ilk işgal ettiğinde yapılan afyon üretimi bugün neredeyse yüz katına çıkmış durumda.

Şimdi çıkacakmış gibi bir görüntü verse de Newsweek Dergisi’nde ortaya çıkarılan Pentagon’un 60 bin kişilik taşeron gizli ordusundan 16 binini orada bırakacak.

Bu mallar da yine NATO etiketli askeri uçaklarla taşınacak.

Yani işleri yine organize etmeye devam edecek.     

Sedat Peker, kendisini anlatırken önemli ipuçları veriyor.

Mesela Michael Rubin’e cevap verirken, Amerikan yetkilileri ile yaptığı eski görüşmelerden söz ediyor.

Veya CIA ile uyuşturucu ve silah kaçakçılığında ortak çalışan UÇK (Kosova Kurtuluş Ordusu) ile iyi ilişkilerinden bahsediyor.

Yahut da Çeçen savaşçılara yaptığı yardımlardan dolayı Rusya’ya giremediğini anlatıyor.

Bazı safdiller, şimdi ortaya çıkan bu iddialardan dolayı DEA veya CIA’nin devreye girebileceğini ileri sürüyor.

Bence zaten çoktan devredeler.

Tansu Çiller gibi ABD’ye fazlasıyla yakın dönemin kilit ismi Mehmet Ağar feda edilmiş.

Susurluk döneminin tüm aktörleri için de aynı şey söylenebilir.

Veya Erdoğan’ın ABD ile iyi ilişkileri olduğu dönemin Ulaştırma Bakanı ve Başbakanı olan Binali Yıldırım ve oğlu da adeta safra gibi atılmış.

Tabii tüm bu iddialar ancak araştırılıp doğrulanırsa bir mana kazanacak.

ABD’nin dış politikasını yönlendiren büyük oligarşinin örgütü CFR’ın yayın organı Foreign Affairs dergisinde Aslı Aydıntaşbaş imzasıyla yayımlanan yazı önemliydi.

“Türkiye Batıya Dönmeyecek” başlıklı yazı ABD’nin Ankara’ya bakış açısını özetler gibi.

Türkiye’nin Avrasya’ya yönelmesinin geçici bir durum olmadığı ve bu eksen değişikliğinin kalıcı olduğu vurgulanıyor.

Sedat Peker’in ifşaları, Batı basınında büyük yer bulurken, Türkiye’deki siyasetin ne kadar kirli ve uyuşturucu üzerine kurulduğu anlatılıyor.

Bu saptama doğru belki ama gelinen bu durum Türkiye’nin 1938’den sonra aşamalı olarak Batı uydusu olmasıyla ve NATO’nun sol ile mücadele programı içinde giderek kirlenmesiyle açıklanabilir.  

Biden’ın NY Times editörlerine söylediklerinin ışığında yeniden Sedat Peker Dubai dizisine dönecek olursak.

Yeni bir Rıza Zarrab vakasıyla karşı karşıya olduğumuz, hatta ondan da büyük bir olayın içine girdiğimiz kesin.