ABD NATO’dan medet umuyor

Barış Adıbelli yazdı...

ABD NATO’dan medet umuyor

23-24 Mart tarihleri arasında NATO Dışişleri bakanları toplantısı gerçekleştirildi. Biden yönetiminin ilk NATO toplantısı olması nedeniyle oldukça önemli bir toplantıydı. Aynı zamanda ABD’nin çiçeği burnunda yeni Dışişleri Bakanı Blinken’ın da ilk NATO toplantısıydı.  Toplantının ana gündem maddesini Çin ve Rusya oluşturdu.

Özellikle, Amerikan Dışişleri Bakanı Blinken, ABD'nin tekrar NATO'ya güçlü bir şekilde döndüğünü vurgulayarak, 5. madde de dahil her şekilde ABD'nin NATO’yu desteklediğini söyledi ve kendi dönemlerinde NATO'nun yeniden ayağa kaldırılarak daha da güçlü hale getirileceğinin altını çizdi. Bu bağlamda NATO müttefiklerini Pekin’e baskı yapmak için ABD ile birlikte çalışmaya çağırdı. Blinken, ABD’nin Avrupalı ​​müttefiklerini “biz veya onlar seçimine” zorlamayacağını söyledi. Hatırlanacağı üzere 11 Eylül saldırılarından sonra uluslararası terörizm ile mücadele gündeme geldiğinde ABD başkanı Bush tüm dünyaya ya bizdensiniz ya da onlardan diye bir tercih dayatması yapmıştı. Daha sonra ABD bu söylemi başta Irak işgali olmak üzere birçok kez kullanmıştı. İşte, Blinken da bu duruma işaret ederek artık dayatma yok mesajı veriyordu.

Blinken, yaptığı bir başka değerlendirme de ise “Pekin’in zorlayıcı davranışının kolektif güvenliğimizi ve refahımızı tehdit ettiği ve uluslararası sistemin kurallarını ve bizim ve müttefiklerimizin paylaştığı değerleri baltalamak için aktif olarak çalıştığına şüphe yok” diyerek Soğuk Savaş dönemini hatırlatır ifadeler kullandı. Özellikle Biden döneminde sık sık kullanılan “değerlerimiz” kavramı dikkat çekicidir. Oysa ABD’nin bu konudaki politikası açıktır: “değerlerimiz çıkarlarımızdır, çıkarlarımız değerlerimizdir.”

Blinken müttefiklerle ilgili de; “Müttefiklerimizin Çin ile her zaman mükemmel bir şekilde uyuşmayan karmaşık ilişkileri olduğunu biliyoruz. Ancak bu zorlukların üstesinden birlikte gitmemiz gerekiyor. Bu, Pekin’in zorlayıcı baskı uygulamak için istismar ettiği teknoloji ve altyapı gibi alanlardaki boşlukları kapatmak için müttefiklerimizle birlikte çalışmak anlamına geliyor” diyerek, Çin'e karşı bir birleşik NATO cephesi oluşturma arayışı içerisinde olduğunu gösteriyor.

Aslında NATO'nun Çin'e karşı kullanılması 2019'da NATO Londra Zirvesinde kararlaştırılmıştı ve NATO'nun 21. yüzyılda en önemli tehdit olarak Çin’i gördüğünü görmüştük; fakat ondan sonraki süreçte NATO Çin'den ziyade özellikle Rusya tehdidine karşı daha etkin, daha belirgin bir duruş sergilemeye başladı. Bu duruşu 2020 yılında yayınlanan NATO 2030 raporunda açıkça görülmektedir. Bu raporda önceliğin Rusya’ya verildiği, Çin ikinci sıraya konulduğu belirtilmektedir.

Blinken’ın NATO müttefiklerinin Çin ile olan özel ilişkilerine işaret etmesi ayrıca önemlidir. Yunanistan, İtalya ve Türkiye, Kuşak ve Yol girişiminin aktif üyeleridir. Bu durum da ABD’yi rahatsız etmektedir. Aynı zamanda İngiltere, Fransa, Almanya ve İspanya gibi ülkelerin de Çin ile yakın ticari ve öteki ilişkileri bulunmaktadır. Bunun yanında Çin, AB’nin en büyük ticari partneridir. Bu yılın başında imzaladıkları kapsamlı yatırım anlaşmasıyla ilişkileri çok daha büyük bir boyut almıştır. İngiltere’nin 2015 yılında Çin tarafından kurulan Asya Altyapı Bankasına katılan ilk Batı Avrupalı devlet olması da ABD’yi endişelendirmişti. Görüldüğü üzere, ABD’nin müttefiklerle birlikte Çin ile mücadelesi çok da kolay gözükmüyor. Daha şimdiden Çin, ekonomi silahını ABD’ye karşı çoktan kullanmış durumda.

Biden’ın seçim sürecinde ve göreve geldiği ilk günlerde Çin'e yönelik çok saldırgan olmayan ifadeleri de Çin'in ABD'nin gündeminde birinci sıradan ikinci sıraya düştüğünün bir işaretiydi. Ancak daha sonraki gelişmeler Biden’ı farklı bir yöne itti. Özellikle geçtiğimiz günlerde yapılan Çin ile ABD arasındaki Alaska görüşmelerinin ABD için fiyaskoyla sonuçlanması; hatta ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlarının yapmış olduğu Asya turundan da beklediklerini bulamamaları ABD’yi NATO’da Çin’e karşı daha saldırgan hale getirdi.

Blinken, NATO toplantısında Çin’in yanında Rusya’yı da gündeme getirdi. Benzer ifadeleri Rusya için de kullandı; ancak "Nihayetinde, Rusya ile en azından tahmin edilebilir ve istikrarlı bir ilişkiye sahip olmayı umabileceğimizi düşünüyorum. “diyerek, sanki Rusya’ya açık bir kapı bırakmış gibi bir izlenim de oluştu. Tabii ki bu durum “katil Putin” söyleminden Rusya ile işbirliğini uman bir sürece dönüşmesi ABD’nin içinde bulunduğu savrulmayı da göstermesi açısından önemlidir. Kısaca ABD, hem Çin hem de Rusya ile aynı anda mücadele etmesi imkansızdır. İkisinden birisini yanına çekmek zorundadır. 

Tüm bunlar olurken geçtiğimiz Salı günü Rusya dışişleri bakanı Lavrov ve Çin dışişleri bakanı Wang, Çin’de bir araya gelerek ABD, Kanada ve AB’nin kendilerine karşı yaptırımlar stratejisini masaya yatırdılar. Wang, "Ülkeler, her türlü tek taraflı yaptırıma karşı çıkmak için birlikte durmalıdır" diyerek bu önlemlerin uluslararası toplum tarafından benimsenmeyeceğini söyledi Lavrov, ise hem Rusya'nın hem de Çin'in ABD'yi "uluslararası hukuk mimarisini" zayıflatmak için Soğuk Savaş dönemi askeri ittifaklarına (NATO) güvenmeye çalıştığını söyledi.

Sonuç olarak Trump’ın bir tarzı vardı; “Tanrı beni Çin ile mücadele etmek için başkan yaptı” diyerek Çin’e karşı bir mücadele vermişti. Bu süreç içerisinde Rusya ile karşı karşıya gelmekten sakındı. Biden yönetimi ise her gün değişen bir Rusya ve Çin politikası izliyor. Deneme yanılma yöntemi ile hangi ülkenin daha çok tehlikeli olacağına karar vermeye çalışıyorlar. Bunu yaparken de diplomatik teamülleri ve uluslararası hukuk kurallarını ayaklar altına almaktan da çekinmiyorlar.