ABD’nin TSK’ya karşı İdlib’deki gizli silahı HTŞ mi?

ABD’nin TSK’ya karşı İdlib’deki gizli silahı HTŞ mi?

Eskilerin Amerikancıları, bir anda Rusçu olabildikleri gibi, fırsatını bulduğunda nasıl 180 derece dönüş yapabildiklerine bu süreçte şahit olduk.

Sadece ona mı?

Rusya’ya savaş naraları atanların, “Putin’den hesap sor” diyenlerin, anlaşma sonrasında nasıl tekrar “Rusçu” olduklarını da gördük.

Ve bunların, kendileri Rusçuysa karşısındakileri Amerikancı ilan etmeleri, Amerikancıysa Rusçu ilan etmeleri artık alışılagelmiş bir durum.

Bunlar dalkavuk takımı… “Reis neredeyse biz oradayız” diyenler.

Köklü Amerikancılar ise Türkiye-Rusya ilişkisinin iyi olduğu süreçte bu ilişkiden rahatsızlığını dile getirmiş ve her fırsatta “S-400 almasak iyi olur” gibi sözleri kamuoyunun algısına sokmaya çalışmıştır.

Çok azınlık bir grup bu büyük krizde itidalli davranmaya çalıştı, tehlikeleri gösterdi.

Şehitler gelince, savaşmayı oyun sananlar neredeyse Moskova’yı işgale kadar götürdüler işi.

Katıksız Rusçu ve anlamsız Suriyecilik ısrarını da anlamak mümkün olmadı bu süre içerisinde.

Amerika’nın İdlib planı üzerine iki yazı yazdım. Mustafa Önsel ve Ahmet Yavuz ile iki program yaptık.

Ne Rusçuluğumuz kaldı, ne mezhepçiliğimiz. Hâlbuki Veryansın Tv’de kimse kimsenin mezhebini de bilmez, ırkını da sormaz.

Neyse anlaşma sonrasında herkes yine safını seçti.

Yakında yine değişir.

Değişene kadar biz yine şeytanın avukatlığını yapalım.

Bakalım bu kez de Amerikancı mı diyecekler?

***

Süreci yakından takip eden ve karar vericilere yol gösteren Nejat Eslen komutanımız aradı.

Veryansın Tv’deki son söyleşisine dikkat çekti ve “Uluslararası Kriz Grubunun raporunu okudun mu?” dedi.

Ben de sadece kendisinden duyduğum kadarıyla bilgi sahibi olduğumu ilettim.

Telefonu kapattıktan sonra raporu okudum.

Ayrıntıya girmeden önce nedir bu Uluslararası Kriz Grubu onu kısaca açıklayalım.

– Örgüt dünyada bir yerde yaşanan krizleri inceler, bu krizlerin çözülmesi için araştırma yapar, teklifler sunar, raporlar hazırlar.

– Tartışmaya gerek yok, ABD’nin çıkarlarına hizmet eder.

– Amerika’nın derin yapısının küresel örgütü olarak tanımlanır.

– En büyük finansörü, George Soros’tur. Soros’u anlatmaya gerek yok.

– Bir diğer finansör eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari. Türkiye’deki PKK açılımının gizli sahibi. Kosova’yı kopartıp devlet yapan raporu hazırlayan zat. Daha çok şey yazarız ama gerek yok. Araştırmak isteyen bakabilir.

– Merkezi Brüksel’de. Vaşington ve Niv York ve Londra’da avukatlık ofisi var. 2018 yılına kadar, çok ilginçtir, sadece Senegal, Kolombiya, Kenya ve Türkiye’de ofisi vardı. Yani krizleri eksik olmayan ülkeler. Sonradan çok daha fazla ülke eklendi.

– Barış ödülleri verdiği kişileri saymakla bitmez. Bill Clinton, George Bush, Hillary Clinton, eski Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva, Martti Ahtisaari ve George Soros

Hatırlarsınız, 5 Mart tarihinde Soros, İdlib ile ilgili Avrupa’nın Rusya’ya karşı Türkiye’nin yanında olması gerektiğini söylemişti. Herkes bu açıklamayı, “Türk-Rus savaşı çıkarmak isteyen ABD ve Avrupa’dan bir destek daha” şeklinde yorumlamıştı.

Acaba öyle mi?

Soros ve Amerika çatışma mı istedi acaba?

Diyor ki Soros, “Suriye konusunda, Türkiye Avrupa‘nın desteğini hak ediyor. Bu nedenle Avrupa, Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Putin‘le İdlib’de bir ateşkes anlaşmasına varmaktaki müzakere pozisyonunu desteklemeli.”

Soros bir şekilde ateşkes istiyor ve Avrupa’dan da bunun desteklenmesini talep ediyor.

Şimdi gelelim Uluslararası Kriz Grubunun İdlib raporuna.

Önce baştan başlayalım.

27 Şubat kahrolduğumuz gündü. Şehitlerimizin geldiği gün.

Bu rapor 29 Şubat’ta yayınlanıyor. Yani saldırıdan iki gün sonra.

Henüz Rusya ile bir toplantı yapılacağı yeni öğrenilmiş.

Dönelim rapora.

Raporda ilginç bir söyleşi var.

Raporda İdlib’deki bir HTŞ’li ile yapılan söyleşi de var. Diyor ki, “İdlib’i yönetmeye hazırız.”

Kendi mi söylüyor, yoksa ABD mi söyletiyor, siz karar verin.

Bu Kriz Grubunun bir terörist liderlerinden biriyle söyleşi yapması, HTŞ’liyi ‘sempatik’ göstermesi garip değil mi?

***

ABD, İdlib’in önemli bir bölümünü kontrol eden Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) konusunda son dönemdeki ağız değişikliği oldukça dikkat çekici.

Üstelik böyle bir zamanda…

El-Kaide’nin devamı olduğu iddiasıyla şimdiye dek HTŞ’yi ‘terör örgütü’ olarak tanımlayan Washington, bu grubun bir süredir sadece Esad’la mücadeleye odaklandığını ve uluslararası bir tehdit oluşturmadığını deklare etti.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, geçen hafta yaptığı bir açıklamada, HTŞ’yi diğer gruplardan ayırarak şöyle demişti:

İdlib’de ABD ve Birleşmiş Milletler tarafından terör örgütü olarak kabul edilen gruplar var. Daha önce bunlara yönelik operasyonlarımız da oldu, örneğin DEAŞ lideri Bağdadi’yi yakaladığımız operasyon. Çok daha büyük gruplar da var, Nusra gibi, HTŞ gibi. Bunlar doğrudan El Kaide’nin uzantıları, terör örgütü olarak kabul ediliyorlar ancak öncelikli olarak Esad rejimiyle mücadeleye odaklanmış durumdalar. Henüz biz bu iddiaları kabul etmedik ama kendileri, terörist değil vatansever muhalif savaşçılar olduklarını iddia ediyorlar. Bir süredir uluslararası bir tehdit oluşturduklarını görmedik. Bununla beraber, Ruslara ya da Suriye ordusuna İdlib dışında bir yerde tehdit oluşturmuş da değiller.”

İşte ABD’nin “sadece Esad’la mücadele ediyorlar” dediği HTŞ, şimdi İdlib’de oluşturulması kararı alınan ve kontrolünü TSK’nın sağlayacağı “güvenli koridor“daki en büyük silahlı güç.

ABD’nin HTŞ içinde etki unsurlarının bulunduğu da bilinen bir gerçek.

Yine Jeffrey, “İdlib’de bizim de faaliyetlerimiz var” diyerek ABD’nin terör örgütleri içindeki varlığını açık etmişti.

***

Rusya ne istiyordu?

Türkiye’nin kuzeye çekilmesini ve HTŞ gibi terör örgütlerinin yok edilmesini.

Peki 5 Mart’ta yapılan anlaşmada terör örgütlerine ilişkin bir maddenin olmaması sizce de dikkat çekici değil mi?

Amerika bu boşluğu kullanmaz mı? HTŞ’yi harekete geçirmeyeceği ne malum?

Yoksa bozulması kolay bir anlaşma mı yaptık?

Gelelim, raporla anlaşmanın karşılaştırmasına…

29 Şubat’taki raporda çözümün birinci adımı:

Türkiye ile Rusya İdlib’de ateşkes ilan etmelidir.

5 Mart’taki anlaşma:

Türkiye ile Rusya İdlib’de ateşkes ilan etti.

29 Şubat’taki raporda çözümün ikinci adımı:

– M4 ve M5 karayollarının da güvenliği sağlanmalı.

5 Mart’taki anlaşma:

– Karayollarının güvenliği sağlandı.

29 Şubat’taki raporda çözümün üçüncü ayağı:

– Karayollarının güvenliğini Türkiye ve Rusya birlikte sağlamalı.

5 Mart’taki anlaşma:

– M4 Karayolunun kuzeyinde ve güneyinde 6 km derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilecek. Ayrıntılar Türkiye ile Rusya Savunma Bakanları tarafından belirlenecek.

– Güvenlik için Türkiye ve Rusya ortak devriye atacaktır.

Yani aslında Soros’un talebi ve ABD’nin derin küresel grubunun çözüm önerisi neredeyse birebir TürkiyeRusya anlaşmasının aynısı.

Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen’e göre bu benzerlik tesadüf olamaz.

Yalnız bir eksiklik var: HTŞ

Acaba bu hassas dengelerde oluşturulan pamuk ipliğine bağlı ateşkesin ihlali için bu gruplar kullanılabilir mi?

Bu da gelecekte bize daha büyük sorunlar yaratabilir mi?

O zaman hemen Rusların etkili yayın organlarından Pravda’da yayınlanan bir habere dikkat çekelim.

Habere göre, “Türkiye çok kısa bir süre sonra anlaşmayı bozacak”.

Rusya’nın bölgedeki tüm terörist grupları yok edeceği söylenen haberde Erdoğan’ın buna izin vermek istemeyeceğini, buradaki gruplara silah tedariki yapacağını ileri sürüyor ve Erdoğan’ın bu gruplarla Suriye’de bir şeyler yapabilmesi konusunda hayal gördüğünü iddia ediyor.

Haberde konuşan uzman, Türkiye’nin kendi sınırlarına çekileceğini belirtiyor.

O an aklıma üst düzey bir Amerikalı yetkilinin “İşte Suriye haritam” diye gösterdiği ancak bizim göremediğimiz harita geldi aklıma. “İdlib de bitince, harita netleşecek” minvalinde konuşmuştu.

Yaptığımız anlaşmadan memnunuz ama Uluslararası Kriz Grubunun raporu ve Soros’un da benzer bir sonuç talep etmesi insanı işkillendiriyor.

İnsanın aklına “Acaba Rusya ile ABD mi anlaştı” soruları gelmiyor değil.

HTŞ’nin kışkırtmalarına gelinmemeli, anlaşmaya riayet edilmeli ve Türkiye akıllı bir diplomasi uygulamalı.

En önemlisi tuzaklara hazır olmalı!

Biz şeytanın avukatlığını yapalım da, karar vericiler bir de tehlikenin bu tarafından baksınlar…

Yoksa olur ya, an gelir Allah korusun, Amerikancısı Rusçusu konuşur, Türkçüsü ezilir yok olur, farkına varmayız.