ABD’nin yeni Asya-Pasifik Paktı

Barış Adıbelli yazdı...

ABD’nin yeni Asya-Pasifik Paktı

ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinden sonra ortaya çıkan türbülansın hem Avrasya coğrafyasını hem de Amerikan iç politikasını oldukça sarstığı şu günlerde ABD’den çok konuşulacak stratejik bir hamle geldi. 15 Eylül günü ABD Başkanı Biden, ABD, Avustralya ve İngiltere arasında Hint-Pasifik bölgesinde istikrarı güçlendirmeyi amaçlayan ama esas amacı Çin’in bölgedeki etkinliğini azaltmak olan AUKUS adı verdikleri, yeni güvenlik ortaklığı kurulduğunu dünyaya ilan etti. Dünya basını tarafında Pasifik Paktı olarak da değerlendirilen bu güvenlik ortaklığına Çin, Soğuk savaş zihniyetinin bir sonucu olduğunun altını çizerek sert bir tepki gösterdi.

Bu yeni güvenlik ortaklığının merkezini Avustralya oluşturuyor. Gerçekten de Avustralya kıtası jeostratejik konum itibariyle Asya-Pasifik bölgesinin önemli bir noktasında yer alıyor. Avustralya ABD’nin gündemine ilk defa 2011’de Obama’nın yaptığı ziyaret ile geldi. Bu ziyaret sırasında Obama’nın Avustralya parlamentosunda yaptığı konuşmada “ABD’nin bundan böyle Asya-Pasifik bölgesinin önemli bir oyun kurucusu olacağını” duyurduğu yer olması itibariyle de önemlidir. Obama 2011’de Avustralya ile askeri güvenlik konularında da işbirliği yapacağını duyurmuştu. Bugün Biden’ın bu hamlesi aslında Obama döneminde başlatılan bu sürecin tamamlanmasıdır. Bugüne kadar askeri açıdan pek gündeme gelmeyen Avustralya’nın Obama ile birlikte gündeme gelmesi ilgiyle karşılanmıştı.

Biden, AUKUS’u şöyle tanımlıyor: “Teknolojimizin, bilim adamlarımızın, endüstrimizin, savunma güçlerimizin, nihayetinde herkese fayda sağlayan daha güvenli bir bölge sunmak için birlikte çalıştığı bir ortaklık… AUKUS ayrıca Hint-Pasifik bölgesindeki büyüyen ortaklık ağımıza katkımızı da artıracaktır. AUKUS'un ilk büyük girişimi, Avustralya'ya nükleer enerjili bir denizaltı filosu teslim etmek olacak. Önümüzdeki 18 ay boyunca, bunu başarmanın en iyi yolunu belirlemek için birlikte çalışacağız. Bu, Avustralya'da nükleer yönetim sorumluluklarımızı yerine getirmek için ne yapmamız gerektiğine dair yoğun bir incelemeyi içerecektir. Bu denizaltıları Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri ile yakın işbirliği içinde Avustralya'nın Adelaide kentinde inşa etmeyi amaçlıyoruz.”

Biden’ın bu açıklamasına kuşkusuz en büyük tepki milyarlarca dolarlık konvansiyonel denizaltı satışı anlaşması yapan Fransa’dan geldi. Nükleer denizaltılar gündeme gelince Fransa’nın Avustralya’ya satacağı milyarlarca dolarlık konvansiyonel denizaltıların bir anlamı kalmadı. Avustralya ve Fransa arasındaki bu satış anlaşması da muhtemelen iptal edilecek. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ve Savunma Bakanı Florence Parly, iki ülke arasındaki "işbirliğinin lafzına ve ruhuna aykırı" davrandığı için Avustralya'yı sert bir şekilde eleştirdi.

Fransa’nın tepkisini yatıştırmak isteyen Biden, Fransa’nın, halihazırda önemli bir Hint-Pasifik varlığına sahip olduğunu, bölgenin güvenliğini ve refahını güçlendirmede önemli bir ortak ve müttefik olduğuna vurguda bulunarak, ABD’nin Hint-Pasifik bölgesinde Fransa ve diğer kilit ülkelerle yakın çalışmayı dört gözle beklediğini belirtmiştir. Biden açıklamalarında Hint-Pasifik bölgesinde Avrupa ülkelerinin de katıklarını beklediklerini söylemiştir.

ABD, bir taraftan nükleer silahların yasılmasına karşı olduğunu söyleyerek Kuzey Kore ve İran üzerindeki baskılarını artırırken öbür tarafta Avustralya’yı bir nükleer güç haline getirmeye çalışması büyük bir çelişkidir. Bu yeni durum Kuzey Kore ve İran için de yeni bir milat olacağı açıktır. Çin, ABD’nin bu hamlesine karşı bölgedeki kimi yakın müttefiklerine nükleer güç kapasitesi kazandırabilir veya nükleer gücünü artırabilir. Örneğin İran’a, Pakistan’a ve Kuzey Kore’ye daha fazla yardım edebilir. ABD’nin bu adımı açıkçası Hint-Pasifik bölgesine barış ve istikrar getirmek yerine yeni bir çatışma alanı oluşturmuştur.

 

ABD ve İngiltere’nin Avustralya’dan sonra Hindistan’a da bir nükleer denizaltı filosu verip vermeyeceği merak konusu. Büyük ihtimalle Hindistan’a da böyle bir filo vermeyi düşünüyorlar. 24 Eylül günü QUAD toplantısı yapılacak. Bu toplantıya ABD, Hindistan, Avustralya ve Japonya katılacak. ABD, AUKUS’u QUAD’a entegre etmek istiyor. QUAD sürecine muhtemelen İngiltere de dahil edilecek. Son dönemde İngiltere’nin Asya-Pasifik bölgesindeki etkinliği inanılmaz bir şekilde artmıştır. AB’den çıktıktan sonra İngiltere, eski günlerine dönmek için büyük bir çaba sarf etmektedir.

ABD’nin apar topar yeni bir pakt kurması aslında QUAD’ta işlerin yolunda gitmediği söylentilerini doğrular niteliktedir. ABD, Japonya ve Hindistan ile aradığını bulmadı. Japon anayasasının 9.maddesi ulusal bir ordu bulundurmayı yasaklıyor. Şinzo Abe bu maddeyi değiştirmek için çok uğraştı; hatta ABD de kısmen destek verdi. Ancak olası bir savaştan korkan geçmişte çok acılar çeken Japon toplumu bu maddenin değişmesine karşı çıkıyor. Aslında Pentagon’da da bir grup bu maddenin değişmesini istemiyor. Çünkü yakın gelecekte Çin’in yanında bir de tehdit olarak Japon askeri gücünü görmek istemiyorlar.

Hepsinden önemlisi Japonya, Çin’e karşı doğrudan bir cepheleşmeye girmek istemiyor. Benzer şekilde Güney Kore de Japonya’nın olduğu bu yapıya (QUAD) tarihsel nedenlerden dolayı girmek istemiyor. Kısacası bölge ülkeleri Çin veya Kuzey Kore’yi karşılarına almak istemiyorlar. Bunun bir nedeni de ABD’nin ne kadar arkalarında duracağını kestirememeleri ve ABD’ye güvenememeleridir. Özellikle Afganistan’dan çekilme meselesi de bu işin tuzu biberi oldu.

Hindistan da benzer gerekçelerle çok fazla ileri gitmek istemiyor. Çin ve Pakistan ile karşı karşıya gelmenin bedelinin ağır olduğunu biliyor. Özellikle iç toplumsal yapısının pamuk ipliğine bağlı olduğu düşünüldüğünde olası bir çatışmada ilk hasarın içeriden verileceğinin farkında. Böyle bir durum Hindistan’ın parçalanmasına gidecek süreci başlatma ihtimali bulunuyor.

ABD’nin Afganistan’dan çekilerek buradaki halkı yüzüstü bıraktığı söylentileri Asya-Pasifik’teki müttefiklerini rahatsız etmişti. Bu rahatsızlığı ortadan kaldırmak adına geçtiğimiz haftalarda ABD başkan yardımcısı Kamala Harris bir Asya turuna çıkmış, müttefikleri teskin etmeye çalışmıştı. Şimdi bugün ABD’nin AUKUS’u kurarak Asya-Pasifik bölgesindeki müttefiklerine ABD’nin bölgede güçlü bir şekilde taahhütlerinin arkasında durduğuna yönelik bir mesaj göndermiş oldu.

Sonuç olarak, ABD, Çin’e karşı yeni bir ekip topluyor. Japonya, Güney Kore ve Hindistan ile Çin’e karşı herhangi bir şey yapamadı. Bu ülkelerin Çin’e karşı çekingen tutumları ABD’yi yeni bir yapı oluşturmaya itti. Bölge ülkeleri sadece Çin’den değil aynı zamanda Rusya’dan da korkuyorlar. Özellikle Rusya’nın Pasifik filosunu tekrar güçlendirmesi ve doğuya askeri yığınak yapması Japonya’yı endişelendiriyor. Gün geçtikçe Çin-Rus askeri işbirliğinin daha da derinleşmesi bölgede Rusya’nın da hesaba katıldığı bir stratejik planlamanın yapılmasını zorunlu kılıyor. Özetle, emperyalizm yine işbaşında… Emperyalizmin beyni İngiltere ise kas gücü ABD’dir. Bugünlerde bu yaklaşımın etkileri en çok Asya-Pasifik bölgesinde görülmektedir.