Afganistan’da kim kazandı kim kaybetti? Karakutu Zalmay Halilzad’ı takdimimdir

Hüseyin Vodinalı yazdı...

Afganistan’da kim kazandı kim kaybetti? Karakutu Zalmay Halilzad’ı takdimimdir

ABD’nin Afganistan’dan çekilme planları oldukça eskiye dayanıyor.

Ta Obama döneminden beri Afganistan’dan çıkacaklarını söylüyorlardı.

Ama hep bir bahane ile geciktirdiler.

2020 Şubat ayında, Trump’ın Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad ile Taliban lideri Molla Baradar arasında imzalanan barış anlaşmasına göre, ABD ve İngiliz birlikleri 2021 Mayıs’ında Afganistan’dan çekilecekti.

Taliban da bunun karşılığında, El Kaide ve diğer terör gruplarının ABD ve müttefiklerine saldırmasına engel olacaktı.

Amerika’nın 1970’lerden beri Afganistan’a özel bir ilgisi vardı.

Sovyetler’in kuşatılması teorisinin mimarı Spykman’ın sıkı takipçisi olan Amerikalı stratejist Zbigniew Brzezinski, dünya adasının kalpgahı olarak gördüğü Orta Asya’ya yerleşmek için planlar yapıyordu.

Soğuk Savaş döneminde icat ettiği şey, “Yeşil Kuşak” projesiydi.

Özetle, SSCB ve Çin’e yakın, yahut da bağımsız tüm sol hareketleri kendi yandaşları olan İslamcılarla bastıracaklardı.

AFGANİSTAN’IN YAKIN GEÇMİŞİ

1973'te Sovyet yanlısı General Muhammed Davud Han, askeri bir darbeyle son kral Muhammed Zahir Şah'ı devirdi. Han, Afganistan'ı komünist bir devlet olarak modernize etmesine rağmen, 1978'de sözde bir “komünist darbe”de (Nisan Devrimi) öldürüldü. Gerçek katillerin kimliği hala tartışmalıdır.

Suikast sonrası Afgan Halk (Komünist) Partisi kurucu üyelerinden Nur Muhammed Taraki, cumhurbaşkanı olarak üçlü (Hafizullah Amin ve Babrak Karmal ile birlikte) koalisyon çerçevesinde ülkenin kontrolünü ele geçirdi.

Sovyetler Birliği ile, ABD ve İngilizleri kızdıran bir dostluk anlaşması imzaladı.

Komünist hükümete karşı ayaklanan (ABD tarafından ayaklandırılan) kabileler karşısında zor durumda olan Taraki, iktidar ortağı Amin tarafından 14 Eylül 1979’da görevden alındı, 8 Ekim’de de öldürüldü.

Kızılordu da Marksist Hükümet’in davetiyle 1979 Aralık ayında Afganistan’a girdi.

Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere de Orta Asya’daki bu kilit bölgede komünist bir devletin ortaya çıkmasını önlemek için, 1979'daki işgalinden sonra Afganların kendi kaderini tayin hakkını savunmak için Sovyetler Birliği'ne karşı savaşan Mücahit gerilla hareketini yarattı.

O dönem Sovyetler Birliği ve Hindistan, Afganistan’daki Komünist yönetimi destekliyordu.

Sovyetler Birliği ile arası bozuk olan Çin ise Afgan mücahitlerini destekledi.

Bu destek doğrultusunda mücahitlerin Pakistan'da yer alan eğitim kampları Çin sınırları içine dahi taşındı.

Çinli askeri ‘danışmanlar’, bu kamplarda mücahitlere askeri eğitim verdi ve bununla birlikte yüzlerce uçaksavar füzesi, roketatar ve makineli tüfek desteği sağlandı.

Bugün şaşırtıcı biçimde sıcak Çin-Taliban ilişkilerinin temelleri o zamanlarda atılmıştı.

Sovyetler Birliği de o dönem Çin Doğu Türkistan’ında ayrılıkçı Uygur hareketlerine destek vermişti.

Her şey sadece ABD’den ibaret değildi yani.

Ama özellikle 1980 sonrası Amerika hükmünü sürdürecekti.

AFGANİSTAN’IN KARA KUTUSU: ZALMAY HALİLZAD

1951 Afganistan doğumlu etnik bir Peştun olan Zalmay Halilzad, ABD’nin 40 yıllık Afgan politikasının tartışmasız kilit aktörü.

CIA'in 1980'lerde Taliban İslamcılarını eğitmesinden, 2001'de ABD'nin Afganistan'ı işgaline, 2020’de Taliban'la Doha anlaşmasına ve bugünkü feci çöküşe kadar Afganistan'daki ABD politikasının her adımında yer aldı.

Zalmay Halilzad, 1960'larda Ceres, California'da AFS lise değişim öğrencisiyken, CIA çalışanı Thomas E. Gouttierre tarafından devşirilmişti.

Gouttierre, Omaha'daki Nebraska Üniversitesi'nde CIA tarafından finanse edilen Afganistan Araştırmaları Merkezi'ne başkanlık ediyordu.

Taliban'ın kökeni ise, 1979'da Carter’ın Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski tarafından başlatılan, CIA’nin Siklon Operasyonu’na dayanıyor.

Pakistan, Afganistan ve Suudi Arabistan'dan radikal İslamcılar, Afganistan'da Sovyet Kızıl Ordusu'na karşı düzensiz savaş yürütmek üzere işe alındı.

Siklon Operasyonu 1989'da Kızıl Ordu geri çekilene kadar on yıl sürdü.

Bir Suudi-CIA varlığı olan Usame bin Ladin, Pakistan ISI istihbaratıyla çalışmak üzere Pakistan'a getirilmişti.

Taliban (talebeler/öğrenciler) olarak adlandırılan önemli sayıda radikalleşmiş Afgan Peştun öğrenci, rı ISI'nın onları koruduğu Pakistan'daki radikal medreselerden toplandı. Bu, tarihinin en uzun ve en maliyetli CIA operasyonu oldu.

Halilzad, 1984’te ABD Dışişleri Bakanlığı'nda ‘Afgan uzmanı’ olarak her şeyin ortasındaydı.

1984 sonrası Afganistan'daki CIA savaşının ikinci bölümünde, radikal İslamcı mücahitler ve Taliban paralı askerleriyle birlikte çalışan Halilzad, Afganistan'daki en etkili ABD politika figürü olarak ortaya çıktı.

1988'e gelindiğinde Halilzad, eski CIA başkanı Baba George Bush döneminde Dışişleri Bakanlığı'nın Afganistan konusundaki “özel danışmanı” olmuştu.

Bu görevde, Taliban da dahil olmak üzere mücahitlerle doğrudan ilgilenen kişiydi.

O zamana kadar Jimmy Carter'ın Afgan savaş stratejisti Zbigniew Brzezinski ile yakınlaşmıştı. Brzezinski'nin etkili olduğu Columbia Üniversitesi'nde ders verdikten sonra, 1984'te ABD Dışişleri Bakanlığı'na katılan Khalilzad, Brzezinski ve Kissinger'in ortağı Lawrence Eagleburger'in üye olduğu etkili Afganistan Dostları lobisinin İcra Direktörü oldu.

Afganistan Dostları, USAID (CIA) parasıyla, ABD'nin Mücahidlere büyük destek vermesi için Kongre'de kulis yaptı.

Halilzad ayrıca Mücahidlere gelişmiş ABD Stinger füzeleri verilmesinde anahtar rol oynadı.

Bu dönemde Halilzad'ın Mücahidler, Taliban, Usame bin Ladin ve El Kaide ile yakın ilişkileri vardı.

George W. (oğul) Bush döneminde Halilzad 2002 başlarında Afganistan Özel Temsilcisi seçildi. Bu aslında İngiltere dönemindeki sömürge valiliğinden farklı bir post değildi. Halilzad, 2002'de Afganistan başkanı olarak CIA varlığı Hamid Karzai'yi koltuğa oturttu.

Hamid'in kardeşi, ülkenin en büyük afyon eyaleti Kandahar'ın savaş ağasıydı.

Kandahar 2001'den beri CIA tarafından yönetiliyordu.

Halilzad, Afganistan’daki CIA afyon trafiğinde de kilit bir isimdi.

Şimdiki Afgan "kaçak Başkanı" Eşref Gani Ahmedzai de, 1970'lerin başında Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde Halilzad'ın sınıf arkadaşıydı.

CIA destekli Mücahidlerin birkaç yıl süren iç savaşının ardından 1996 yılına gelindiğinde, Pakistan ISI'si tarafından desteklenen Taliban, Kabil'in kontrolünü ele geçirdi.

Taliban'ın 1996'da Afganistan'ı ele geçirmesi, Halilzad'ın 1980'lerde Usame bin Ladin de dahil olmak üzere Mücahidleri silahlandırmasının ve desteklemesinin doğrudan bir sonucuydu.

Kaza veya yanlış hesap değildi.

CIA, siyasi İslam'ı silahlandırma işindeydi ve Halilzad bu işte kilit bir oyuncuydu.

Halilzad, Bill Clinton yıllarında Taliban'ın Mücahid direniş gruplarıyla güçlerini birleştirmesini savunan Afganistan Vakfı'nın yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı.

Clinton Başkanlığı'nın sona ermesi sırasında Halilzad, Cheney, Wolfowitz, Donald Rumsfeld, Jeb Bush ve diğerleri ile birlikte Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi'ndeki (PNAC) rolüyle bir sonraki Başkanın askeri gündemini şekillendirmede kilit bir rol oynadı.

George W. Bush'un başkanlığında kilit politik roller oynadı.

2001'deki 9/11 saldırılarından sonra Halilzad, Afganistan'da Bush'un Taliban'a karşı savaşını örgütledi ve Bush'un Afganistan Elçisi oldu.

Kasım 2003'te Halilzad, kendi seçtiği Başkan Karzai'nin Afganistan'ında ABD Büyükelçisiydi.

Şubat 2004'te Büyükelçi Halilzad, ABD Savunma Bakanı Rumsfeld ve Tuğgeneral (şimdiki Savunma Bakanı) Lloyd Austin'i Kabil'de karşıladı.

Austin ile Halilzad eski arkadaşlar yani.

Aralık 2002'de Bush, Halilzad'ı “Saddam sonrası Irak hazırlıklarını” koordine etmek üzere ‘Özgür Iraklılar için Büyükelçi’ olarak atamıştı.

Halilzad ve onun PNAC’tan neo-con yandaşları, 1990'ların sonunda, 9/11'den çok önce, Irak lideri Saddam Hüseyin'i devirmek için savaşı savundular.

ABD'nin Irak'a karşı savaşının başlamasından iki yıl sonra, Halilzad bu kez Irak Büyükelçisi oldu.

Afganistan ve Irak’ta radikal İslam terör gruplarının El Kaide ve IŞİD’e dönüşümünde Zalmay Halilzad yine başroldeydi.

2018'de Halilzad, ABD Dışişleri Bakanı ve eski CIA başkanı Mike Pompeo tarafından Trump Yönetimi’ne ABD'nin “Afganistan Uzlaşma Özel Temsilcisi” olarak önerildi.

Kurnaz Halilzad, önde gelen Müslüman Kardeşler ve Taliban liderlerine ev sahipliği yapan Katar’da özel ABD-Taliban görüşmeleri başlattı.

Katar'ın Taliban için önemli bir para kaynağı olduğu biliniyor.

Halilzad, bu dönemde Pakistan'a, (1996'daki Taliban zaferinin kilit stratejisti olan Taliban'ın kurucu ortağı) Molla Abdul Gani Baradar'ı serbest bırakması için baskı yaptı, böylece Baradar Doha'da Halilzad ile görüşmeleri yönetebilirdi.

O zamanki Başkan Trump, Halilzad'ın Doha'da ABD yanlısı Kabil rejimi olmadan yalnızca Taliban ile müzakere etmesine onay verdi.

Baradar, ABD ve NATO'nun tamamen geri çekilmeyi kabul ettiği Doha anlaşmasını Şubat 2020’de imzaladı.

Bu anlaşmada Kukla Gani Hükümeti zaten yoktu, tek egemen güç Taliban olacaktı.

Beyrut Amerikan Üniversitesi’nden eski sınıf arkadaşı Gani’yi de satan Halilzad, New York Times'a yaptığı açıklamada, “Taliban'ın Afganistan'ın uluslararası terörist gruplar için platform haline gelmesini engelleyecek ne gerekiyorsa yapmayı taahhüt ettiğini” söyledi.

Bu oldukça şüpheliydi ve Zalmay Halilzad bunu biliyordu, çünkü Taliban ve El Kaide 1980'lerde Usame bin Ladin'in Afganistan'a gelişinden bu yana, yakından bağlantılıydı.

El Kaide'nin şu anki lideri Eymen el-Zewahiri'nin hayatta olduğu ve Afganistan'da Taliban'ın güvenli bölgesinde olduğu biliniyor.

Kısacası, bugün Afganistan’da olanlar, Halilzad'ın o zamanki Başkan Trump için Taliban ile yaptığı “anlaşma”dır.

Biden Yönetimi tarafından yalnızca küçük bir tarih değişikliğiyle kabul edilen bir anlaşma.

Afganistan'ın düşüşü, CIA'in bir "istihbarat başarısızlığının" ya da Savunma Bakanı Lloyd Austin ve Pentagon'un yanlış hesaplamasının sonucu değildi.

CIA Başkanı Burns ve Austin de Halilzad gibi ne yaptığını biliyordu.

Austin, en büyük ve en stratejik Bagram Hava Üssü'nün 4 Temmuz'da Kabil’den habersiz gece gizlice terk edilmesini onayladığında, Afgan ordusuna artık hava koruması sağlamayacaklarını da bildirmişti.

ABD, Afgan ordusuna ödeme yapmayı aylar önce bıraktı ve moralleri daha da çökertti.

Bu bir kaza değildi.

Her şey kasıtlıydı ve Zalmay Halilzad her şeyin merkezindeydi.

1980'lerde “Mücahit Rambo” savaşında, 1996'da Taliban'ın Afganistan’ı ele geçirmesinde, 2001'de Taliban'ın yok edilmesinde ve şimdi 2021'de Taliban restorasyonunda arka planda hep o vardı.

PEKİ KAZANAN KİM OLDU

ABD’nin bu son hamlesinin arka planında 2 hedef vardı.

Birincisi 2014’te Irak ve Suriye’de IŞİD’e yol ve silah vererek açtığı derin kaos kapısını Afganistan’da da aralamak.

ABD ve Kabil ordusunun bıraktığı silahlara bir bakın.

Milyarlarca dolarlık Black Hawk saldırı helikopterleri, SİHA’lar, tanklar, zırhlı araçlar, obüs ve havan topları ile yüz binlerce tüfek.

Sosyal medyaki videolar, Taliban savaşçılarının M4 ve M18 saldırı tüfekleri ve M24 keskin nişancı silahları taşıdığını, Amerikan askeri jipleri olan 'Humvee' ile dolaştığını ve ABD tarzı özel kuvvetler taktik üniformaları giydiklerini gösterdi.

ABD Sayıştayının 2017 yılı raporuna göre, 2003-2016 yıllarında Afgan güçlerine yaklaşık 76 bin araç, 600 bin silah, 163 bin komünikasyon teçhizatı ve 208 hava aracı verildi.

Taliban’ın elinde bu kez stinger füzelerinden fazlası var.

ABD ve Halilzad’ın hesabı, Taliban’ın bölgede yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratması.

Özellikle Çin’in Kuşak ve Yol girişiminin geçtiği Afganistan-Pakistan topraklarında terörün fitilini yakmasını bekliyorlar.

Çin’in Kuşak ve Yol’daki en önemli ortağı Pakistan’da da Belucistan üzerinden yeni bir terör saldırısı başlatma hesaplarını biliyoruz.

Ayrıca Rusya’ya da müttefiki olan Orta Asya ülkeleri üzerinden yeni bir cephe açma planları var.

Tacikistan ve Özbekistan başta olmak üzere.

Dolaylı olarak da İran ve Türkiye’ye mülteci saldırısı var heybede.

Afganistan’a para harcamayacaklarını söyleyen ABD Başkanı Joe Biden, artık öncelikli hedeflerinin Güney Çin Denizi ve Çin’in kuşatılması olduğunu söylüyor.

Çöküşte olduğu tescillenen Amerika artık kendi savaşmıyor, vekalet savaşları çıkarmaya çalışıyor.

Parası bitiyor, iç cephesi çürüyor ve tüm işlediği suçlarla dünyada ahlaken mahkum ediliyor.

Afganistan’dan çekilerek alkış alması beklenirken, uçaktan düşen insanlarla sembolize edildi.

Bir de işin uyuşturucu cephesi var.

ABD’nin gizli operasyonlarını finanse eden narko-terör trafiğinde Afganistan hep stratejik rol oynadı.

Doha’da varılan anlaşmada muhtemelen Afganistan’da kalacak olan 16 bin kişilik özel güvenlik ordusu ile Kabil havaalanında Taliban ile bir uyuşturucu ortaklığı kurulması da konuşulmuştur.

Taliban, eroin ve afyona dinen karşı olsa da gelir sağlamak için buna mecbur.

Buraya kadar olaya Amerikan gözlüğünden baktık.

Biraz da Rusya ve Çin, yani Asya güçlerinin bakış açısına geçelim.

KAZANAN ASYA GÜÇLERİ OLACAK

11 günde tüm Afganistan’ı ele geçiren Taliban sonrası, Kabil’de sadece 2 büyükelçilik açık kaldı: Çin ve Rus temsilcilikleri.

Peki bu nasıl oldu?

ABD planlar yaparken, Çin ve Rusya da eli boş oturmadı.

Zalmay Halilzad, Doha’da Taliban ile görüşürken, onlar da farklı ortam ve zamanlarda pazarlıkları sürdürdü.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Afganistan’da olacakları haftalar önce gördü.

Wang, Molla Baradar liderliğindeki üst düzey bir Taliban heyeti ile Temmuz sonunda Tianjin’de buluştu.

Bu, Taliban’a fiilen tam bir siyasi meşruiyet kazandıran gelişme oldu.

Pekin, Saygon anının kaçınılmaz olduğunu zaten biliyordu.

Çin'in Taliban’ın “Afganistan'da barışçıl uzlaşma ve yeniden yapılanma sürecinde önemli bir rol oynamasının” beklendiğini vurgulayan açıklaması tepki çekse de son derece pragmatik sebepleri vardı.

Çin, Pakistan üzerinden altyapı yatırımında Afganistan'ın ortağı olacak ve onu Orta Asya ile bağlantı kanallarını çeşitlendirmek üzere genişletilmiş bir Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'na (CPEC) dahil edecek.

Sincan'dan Arap Denizi'ndeki Gwadar limanına uzanan Yeni İpek Yolu koridoru genişleyecek: ilk iş, ultra stratejik Peşaver-Kabil otoyolunun Çin tarafından yapımıdır.

Çinliler ayrıca, batı Sincan'dan Badakşan eyaletine kadar jeolojik olarak muhteşem, terk edilmiş Wahan koridoru boyunca büyük bir yol inşa ediyor, bu yol da tesadüfen, şimdi tam Taliban kontrolü altında.

Takas oldukça basit: Taliban, Doğu Türkistan İslami Hareketi (ETİM) için güvenli bir limana ve Sincan'a hiçbir müdahaleye izin vermeyecek.

Genel ticaret/güvenlik kombinasyonu, bir kazan-kazan durumu gibi görünüyor.

Ve Çin'in Afganistan'ın lityum da dahil muazzam maden zenginliğini sömürmesine izin veren gelecekteki anlaşmalardan bahsetmiyoruz bile.

Bir kez daha, Büyük Resim, Afganistan için kapsamlı bir oyun planı/yol haritası çizen, Pakistan'ın yanı sıra tüm Orta Asya devletlerine bağlı Rusya-Çin çift sarmalı gibi okunuyor.

Hem Ruslarla hem de Çinlilerle olan çoklu temaslarında, Taliban, Yeni Büyük Oyun'daki rollerinden nasıl yararlanacağını tamamen anlamış görünüyor.

Moskova ve Pekin, “yeni” Taliban'ın bölgesel ve küresel jeopolitikte yeniden yerleştirilmesini titizlikle yönetiyor.

NATO’nun Afganistan’dan ayrılması sonrası boşluğu doldurması beklenen Şanghay İşbirliği Örgütü, Eylül’de Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de Taliban ve tüm üye ülkelerle bir zirve düzenliyor.

Taliban'ın konuştuğu kilit oyuncu, Rusya'nın Afganistan özel temsilcisi Zamir Kabulov.

Kabulov 1954 Özbekistan doğumlu ve 1983-87 arasında Kabil’deki Sovyet Büyükelçiliği’nde 2. Adam olarak görev yaptı.

En az Halilzad kadar Afganistan’a hakim bir istihbaratçı.

Kabulov kendinden emin, Taliban ile görüşmeleri konusunda “Orta Asya'daki müttefiklerimiz için doğrudan bir tehdit görmüyoruz. Aksini kanıtlayan hiçbir gerçek yok” diyor.

Zamir Kabulov, 7 yıldır Taliban ile diyalog halinde olduklarını açıkladı!

Yani IŞİD’in Musul’u ele geçirdiği yıl başlamışlar işe.

Rus diplomat, "Taliban ile iktidarı ele geçirdikten sonra gelişme umutları konusunda uzun süredir görüşmeler halindeyiz ve ülke dışı bir hırsları olmadığını defalarca doğruladılar, geçmişten ders aldılar" ifadesini kullanıyor.

Hem Moskova hem de Pekin, Batı'nın planlarının farkında.

Irak, Suriye, Yemen, Libya gibi Afganistan’da da yeni bir hibrit savaş planlanıyor.

Rusya ve Çin de bunun önünü almak için yeni siyasetler geliştiriyor.

Şu an baktığımda Moskova ve Pekin’in Washington’un hamlesine karşı önceden hazırlıklı olduğunu görüyorum.

Rusya 20 milyon, Çin ise en az 35 milyon Müslümana ev sahipliği yapıyor.

Kimse yanlış anlamasın, Taliban’ı kendisi dahil, seven kimse yok.

Taliban’ı Mustafa Kemal Atatürk ile karşılaştırmak ise dünyanın en saçma ve delice işidir.

Ama reel politik boşluk kaldırmaz.

Amerika görüşüyorsa Rusya da görüşür, Çin de ve Türkiye de konuşur.

Burada çok derin ve temel bir fark var.

Amerika yıkmak için, Asya güçleri yapmak için uğraşıyor.

Atlantik güçleri savaş, Asya barış istiyor.

Türkiye de artık bu konuda doğru seçimini yapmak ve Avrasya’da yer almak zorunda.

Bu seçim de Taliban ve onun türevlerine bırakılmayacak denli önemli.

ÖNEMLİ NOT:

Yaz bitmeden okunacak kitaplar listesi genişliyor. Mavi Vatan’ın isim ve doktrin babası Cem Gürdeniz’in değerli eşi Rengin Gürdeniz’in ustalık ve içtenlikle kaleme aldığı MUTABIKIZ gerçekten bir solukta okunuyor. Amiral Gürdeniz’in o güleryüzlü direngenliğinde önemli rol sahibi olan Rengin hanım, pırıl pırıl bir Cumhuriyet ailesinin hikayesini acı tatlı günleriyle anlatıyor. 1982’de kendisine evlilik teklifi yaparken Cem Amiral’in gelecekteki güçlükleri de sayarak bir kez daha sormasını unutamıyor. Rengin Gürdeniz, o güçlükleri kabullendiklerini anlatırken şunları söylüyor: “Çok harika anılar biriktirdik, çok zor zamanlarımız da oldu ama meslek hayatının en güzel, en verimli olan döneminde, kendi ülkesinde esir düşeceğini Cem bile hayal edemezdi”.

1990’da başladığı göreviyle “Çin’de en uzun süre çalışan Türk gazeteci” unvanını kazanan Kamil Erdoğdu’nun BİLMEDİĞİMİZ ÇİN isimli kitabını tavsiye etmeden geçemeyeceğim. 20 senedir AKP iktidarına rağmen her konuda Batı eksenli medya bakış açısına sahip olan Türkiye’de, Çin’i doğrudan Çinlilerden öğrenen nadir basın emekçilerinden olan Erdoğdu, Çin hakkında yanlış bildiğimiz şeyleri bir bir anlatıyor. Türklerin Çin’i batı medyasından, Çinlilerin de Türkleri yine batı medyasından öğrenme yanlışının düzeltilmesi için uğraşan Erdoğdu’nun kitabı okunmalı.