AkılZaman: Temaşa

featured

Serkan Arslan yazdı…

‘‘Normal hayat yoktur’’

Normal, normal değildir. Yaşadığımız hayat kompleks ve dinamik bir sistemin parçasıdır. O everildikçe bizde onunla birlikte evriliriz. Geçmişe duyulan özlem duygusunun içeresinde yatan o günlere dönmek değil, o günlerdeki yaşadığımız güzel hatıraların daha iyisini yaşamak hepimizin gelecekten beklentisidir. Yani geçmişi referans alan bir bellek yarını daha iyi düşünen bir bilinç ile yaşıyoruz. İnsanoğlunun tarihteki gelişim dizilimine bakarsak hayatta kalabilme ve popülasyonunu devam ettirmedeki en önemli özelliği adaptasyonu çok hızlı bir değişimle uyumlamasıdır. İnsan içinde bulunduğu zor koşullarda kendini normale döndürmek konusunda başarısız olurken yeni düzene uyum sağlamada son derece başarılı bir biyolojiye sahiptir.

Tasarlanmış gelecek ya da planlanmış yaşam biçimleri hiçbir zihinsel modele entegre edilemediği için ortaya kaotik yaşam biçimi çıkmıştır. Bu kaotik yaşam biçiminde gelecekte meydana gelecekleri ön görememek ile beraber bu belirsizliğe uyum sağlayacak donanımsal altyapıyı bugünden oluşturması ile bir savunma mekanizması oluşturur. Bu gelişmelere bedensel olarak karşılık verirken ruhun ne tepki vereceğini ve nasıl bir yol izleyeceğini bilemeyiz. Bu durum karşısında insan nasıl bir tutum sergiler diye düşünecek olursak karşımıza o muhteşem kelime çıkar; temaşa etmek: seyretmek.

Arkanıza yaslanın ve seyredin. Kaygı kelimesinden kurtulun. Uzun vadeli planlar yaparak beyninizin aşırı ısınması engelleyin. Değiştiremeyeceğiniz senaryolar üzerinde debelenmek yerine seyredin. Akışına bırakılmış bir gelecek bütün engellerin üzerinden yaşalayarak da olsa akıp gidecektir. Katılaşıp takılı kalmak size zaman ve umut kaybına neden olacaktır. Bu seyir esnasında gözlemleriniz sizi yeniliğe adapte etmek için korteksinizle iş birliği yapacaktır. Adaptasyonu sağladığınız anda belleğiniz teşhisi koyacaktır. O anda akışa karşı değil akışın içinde olacaksınız.

‘‘Teşhisi kabul etmeden tedavi olamazsınız’’

O halde teşhis için temaşa etmek, Tedavi için adaptasyon gerekiyor. Bu sayede ruhunuz bütün anormal durumlar ile dans etmeye başlıyor…

İNSAN EŞYA DEĞİLDİR

İnsan ilişkilerimizde sevgi kelimesine verdiğimiz anlam eşyalarımız ile arasında ki farkı oluşturur. Duygusal bir aktarımda tamir tadilat yapamazsınız. Çünkü ruh en kötü haliyle belliğinizde bir hatıra oluşturur. Eşyalar ile hatıralar oluşturamazsınız. Onlar sadece insanlarla olan ilişkinizde geçmişi hatırlamak için size hatırlamanız konusunda yardımcı rol oynar. Sahiplenmek ve kabullenmek hislerinize dikkat edin. Bu iki kelime size eşyalar ile insanların yerini değiştirtebilir. Sizin hayıtınızdaki bir insanı anlamlı kılmak önce onu kabullenmekle başlıyor. Eşyalarınız ise bedelini ödeyerek sahipleniyorsunuz. Yani ruhu olmayan her şey satın alınabilir. Eşyalarınızın yerini değişebilir, onları bir üst modeliyle yenileyebilir ya da kırılan bir parçasını onarabilirsiniz. Dikkat ederseniz eşyalarınız istediğiniz gibi hayatınızda oynatabilirken insan ilişkileriniz istediğiniz gibi değil de olduğu gibi kabullenerek ayırırsınız.

‘‘Sevgi ‘istediğiniz gibi’ değil, ‘olduğu gibi’ kabullendiğinizde kendini gösteriyor’’

İNSANA AYNA DEĞİL PENCERE GEREKLİ

İnsanoğluna ayna değil bir pencere lazım. Kendi hayat penceresinden bakmayı unuttuk. Kendimizi aynanın karşısından almanın vakti çoktan geldi. Görmemiz gereken ve şairinde dediği gibi ‘dışarda gürül gürül akan bir dünya var’

Kendimizi aynanın karşısında yeterince övüp, süsledik. Kendi gerçeğimizi görmek, onunla yüzleşmek için hayatımızın penceresinden dışarı bakmamız gerekiyor. Kalabalığın içinde var olmak, iyi bir yalnızlığa değiştirilebilir. Burada kalabalığa karışmak sizi yalnızlığınızdan koparmaz, çünkü yalnızlık nitel değil nicel bir düşüncedir. Üstün insanlar yalnız ve huzurludur. Bu onları aynanın karsısında kendiyle baş başa kaldığı değil, sürünün içinde kınalı olduğunu gösterir. İnsan doğası gereği gelişimini yalnızken değil birden fazla iken ilerletmiştir. Hayatını tekil değil çeşitlilik ve kapsayıcılık ile sürdürme gayreti onu yarına taşıyan en önemli duygularının başında gelir. Yeteneklerini ekosistemin içinde gösterme istediği insnaa iyi gelir. Bu konuda Halkla ilişkiler uzmanı Betül Mardin şöyle diyor; ‘‘Ormanda öten bir kuşu kimse duymaz ise o kuş hiç ötmemiş demektir’’

 

AkılZaman: Temaşa

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!