Aleviler bu bayramı neden kutluyor? Gadir-i Hum'da ne oldu?

Aleviler bu bayramı neden kutluyor? Gadir-i Hum'da ne oldu?

Alevi toplumu her yıl olduğu gibi bu günlerde sessiz sedasız bir bayram kutluyor: Gadir-i Hum Bayramı.

Peki, nedir Gadir-i Hum? Bu bayram neden, neyin hatırası olarak ve hangi amaçla kutlanmaktadır?

Özetleyerek ama en başından anlatalım…

***

İslam peygamberi Hz. Muhammed, Mekke’den Medine’ye hicret ettiği günden beri hacca gitmemişti. Üstelik hicretin üzerinden on yıl geçmişti. “İnsanlara hac ibadetini duyur; gerek yaya olarak gerekse yorgun argın develer üzerinde uzak yollardan gelerek sana ulaşsınlar” (Hac/27) ayeti nazil olunca erkek ve kadın ayrımı olmaksızın bütün İslam beldelerinde gücü yeten herkes hacca davet edildi. O sırada Yemen’de bulunan Hz. Ali, Hz. Muhammed tarafından Mekke’ye çağrıldı. Büyük bir katılımla Veda Haccı olarak bilinen Hz. Muhammed’in son haccı yerine getirildi.

Hz. Muhammed, Veda Haccı’ndan Medine’ye dönerken Gadir-i Hum’da konakladı. Gadir-i Hum, Mekke şehrine birkaç km uzaklıkta Cuhfe yakınlarında bulunan bir çölün adıydı ve o çağda buradan küçük bir nehir akmadaydı. Aynı zamanda burası bütün Müslümanların kendi memleketlerine dağılacağı yerdi. Hz. Muhammed, 120 bin kişilik (Kaynaklardaki bilgiler 90 ile 124 bin kişi arasında değişik rakamlar veriyor, yaygın görüş 120 bindir.) hac kafilesinin burada toplanmasını istedi ve iki gün boyunca insanların bir araya gelmesini bekledi. Önden gidenler geri geldiler, geride kalanlar ulaşıp yetiştiler. Bu sırada “Ey peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan O’nun mesajını iletmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphe yok ki Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez” (Maide/67) ayeti nazil oldu.

İki günün sonunda hacca giden bütün Müslümanlar bir araya toplandı. Hicretin 10. yılı, Zilhicce ayının 18’inci (Perşembe) günüydü. O gün, Hz. Fatıma babası Hz. Muhammed’in emriyle süslenmiş ve renkli elbiseler giyinmişti. Hz. Muhammed, kalabalığa konuşma yapabileceği yükseklikte deve havutlarından (palan) bir yer yapılmasını istedi. Ardından herkesin onu görebileceği şekilde havutların üzerine çıktı. Uzun bir konuşma yaptı. Konuşmasının bir yerinde kendisinden sonra ümmetine iki ağır emanet bıraktığını, bu iki emanetin Kur’an-ı Kerim ve Ehlibeyt olduğunu duyurdu. Daha sonra Hz. Ali’yi yanına çağırdı. Onun elini tutup yukarıya kaldırarak oradaki herkese Hz. Ali’yi tanıttı. Kendisinden sonra halifesinin, müminlerinin emirinin ve mevlasının Hz. Ali olduğunu söyledi. Bu tebliğin kendi tasarrufuyla değil, Allah’ın emriyle olduğunu bildirdi. Ardından konuşmasına devam etti.

Hz. Muhammed, konuşmasını bitirdikten sonra “...Bugün kâfirler, dininizden ümitlerini kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi size kâmil kıldım ve nimetimi size tamamladım ve din olarak İslâm’ı size seçtim(Mâide/3) ayeti nazil oldu.

Orada bulunan insanlar Hz. Ali (a.s)’ı tebrik etmeye ve kutlamaya başladılar. Hatta Halife Ömer, “Mutlu olsun sana ey Ebâ-Tâliboğlu, bu günü, bu akşamı, benim ve kadın, erkek, her inananın mevlâsı olarak sabahladın, akşamladın” dedi. Kişisel kutlamalardan sonra resmi biat başladı. İki gün süren bu biat merasiminde bütün kadınlar ve erkekler, Hz. Muhammed’in huzurunda Hz. Ali’ye biat etti.

Aleviliğin yazılı kaynakları arasında yer alan Buyruk kitaplarına göre, musahiplik kurumu da ilk defa burada ihdas edildi. Hz. Muhammed ile Hz. Ali burada ahret kardeşi oldular. Çünkü oradaki insanlara Hz. Muhammed, Hz. Ali’nin kardeşi olduğunu duyurmuştu.

***

Peki, bu olay nerede kayda geçmiş? Bu hadis, sadece Alevilerin Buyruk gibi yazılı metinleriyle Şii kaynaklarında mı var? Sünni kaynaklarındaki durum nedir?

Sayısız Sünni kaynağı da bu olayı aktarmıştır. Bu hadisi kitaplarına alan bazı Sünni âlimler şunlardır:

* Kütüb-i Sitte arasında yer alan İbni Mâce, Tirmizî, Nesâî hadis kitabı sahipleri,

* Hanbelî mezhebinin kurucusu Ahmed b. Hanbel gibi otuzu aşkın hadisçi,

* Sa’lebî, Vahidî, Kurtubî, Kaadî Bayzâvî, Fahr-i Râzî de dâhil olmak üzere gibi on dörtten fazla müfessir,

 * Belâzürî, İbni Kutayba, Taberî, İbnu Abd’ül-Birr, İbni Esîr, İbni Halükân, Süyûtî gibi yirmi dört tarihçi,

* Ebû-Bekr-i Bâkıllânî, Seyyid Şerîf-i Cürcânî, Teftâzânî gibi yirmi yedi kelâmcı…

Gadir-i Hum hadisi, sahabeden yüz on, tabiînden ise seksen dört kişi tarafından rivayet etmiş ve günümüze kadar sayısız eserde konu edilmiştir.

Gadir-i Hum, tevatür haddine ulaşmış hadisler arasındadır. Yani bu hadis, farklı kişiler ve farklı senetlerle arada hiçbir kopukluk olmadan günümüze kadar ulaşmıştır. Bu hadisin gerçek olduğunda hiçbir şüphe yoktur.

***

İşte Aleviler bu günlerde sessiz sedasız, Gadir-i Hum bayramını kutluyor, Hz. Ali’nin Hz. Muhammed tarafından halife tayin edilişini anıyorlar, bugünün hatırasını yaşatıyorlar.