Alevilikte 'düşkün' kime denir?

Ali Rıza Özdemir yazdı

Alevilikte 'düşkün' kime denir?

Bugün Alevi olarak adlandırılan Kızılbaş ve Bektaşi topluluklar, geçmişte sosyal disiplini ayakta tutan ve “erkân” adı verilen bazı kurallara sahiptiler. Bu kurallar bütünü, sadece Alevi yoluna ikrar (söz) veren kişileri bağlardı; yaptırımlar da doğal olarak sadece ikrar sahiplerini kapsardı. Çünkü ikrar yani söz vermek, baştan bilerek ve özgür iradeyle bazı kurallara uyacağını taahhüt etmeyi kapsar.

Bugün olduğu gibi geçmişte de Alevilik yolunda “erkân”ın yani kuralların büyük kısmı ahlaki ilkelerle iç içe girmişti. Ahlaki kuralları merkeze alarak oluşturulan Alevi erkânının kasten dışına çıkanlar “düşkün” veya “sürgün” ilan edilirdi. Elbette her kuralı ihlal etmek, düşkünlüğe neden olmazdı. Sadece önemli görülen bazı kurallar bu kapsama alınmıştı.

Düşkünlük de kendi içinde iki farklı kategoriye ayrılmıştı. Birinci kategorideki suçların affı bir şekilde mümkündü, ancak ikinci kategoriye giren suçların cezası Ulu Divan’a yani Allah’a havale edilmişti. Affı mümkün olan suçların failleri geçici düşkünlüğe neden olur ve bu durumdaki kişilerin “müşkül”ü olurdu. Affı mümkün olmayan suçların failleri ise mutlak manada “düşkün” olarak kabul edilirdi.

***

Geçmiş dönemlerdeki kırsal yaşam koşullarını düşündüğümüzde düşkünlüğün cezası hayli ağırdı. Düşkün kişiyle selamlaşılmaz, ev ziyareti yapılmaz, bayramlaşılmazdı. Düğününe, hastasına gidilmez, düğüne çağrılmaz, hasta ziyaretine kabul edilmezdi. Sadece cenaze durumunda belli bir süre bu yasaklar kalkar, bu süre dolduktan sonra düşkünlük durumu yine devam ederdi.

Affı bazı şartların yerine getirilmesiyle mümkün olan ve geçici düşkünlüğe (müşkülü olmak) neden olan suçlardan bir kısmı şunlardı:

  • Ana-babasına kötü davranmak.
  • Emanete ihanet etmek.
  • Faiz yemek.
  • Genel seferberlik emirlerine uyup vatan savunması yapmamak.
  • Haksız ve haram kazanç sağlamak.
  • Haksız ve keyfi olarak eşini boşamak.
  • Hırsızlık yapmak.
  • Kamu malına zarar vermek.
  • Yalan yere şahitlik yapmak.
  • Yetim ve garip hakkı yemek.
  • Zina yapmak.

Bu suçları işleyenler geçici olarak düşkün ilan edilirler, belli yaptırımlara maruz kalırlar, haklarına girdiklerinin haklarını eda ederler, arındıklarına kanaat getirilirse düşkünlükleri kaldırılır ve topluma yeniden kabul edilirlerdi.

Affı mümkün olmayan ve mutlak düşkünlüğe neden olan suçlar ise şunlardı:

  • Aleviliğin kutsal değerlerine hakaret etmek ve bu değerleri aşağılamak.
  • Cinayet işlemek.
  • Irza tecavüz etmek.
  • İkrarından dönmek.

Bu suçları işleyenler ise mutlak manada düşkün ilan edilirdi. Böyleleri hayat boyunca toplum dışına itilir ve topluma asla kabul edilmezdi. Suçları ve cezaları mahşere bırakılırdı. “Yol düşkünü” ve “düşkün” olarak adlandırılan bu kişilerin ölümleri halinde cenazeleri yıkanmaz ve cenaze namazları kılınmazdı.[i]

***

Alevi inancında düşkünlük kurumunun kökeni, Hz. Muhammed’in Tebük seferinde hayata geçirdiği bir uygulamaya dayanır.

Kaynaklara göre Bizans ordusunun İslam ülkesine yürüdüğünü haber alan Hz. Muhammed, bir ordu hazırlamak ister. Bunun için dört yana haber salar. Ancak bazı kesimler, bu orduya katılmaktan geri dururlar. Sefer tamamlanıp Bizans tehdidi bertaraf edildikten sonra genel seferberlik emrine uymayan ve pişmanlık da bildirmeyenler, Hz. Muhammed ve diğer Müslümanlar tarafından dışlanırlar. Bu kişilerle sosyal ilişkiler dondurulur. Bu kişiler nihayet pişmanlık bildirerek tövbe ederler. Böylece dondurulan ilişkiler yeniden normale döner. Bu olay üzerine “Allah geriye bırakılan (savaşa katılmayan) üç kişinin de tövbesini kabul etti. Sonunda, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmeye başlamış, vicdanları kendilerini sıkıştırmış ve Allah’a karşı O’ndan başka sığınılacak kimse olmadığını anlamışlardı. Bunun üzerine O da eski durumlarına dönmeleri için onlara tövbe nasip etti. Şüphesiz Allah, tövbeleri kabul edendir, merhametlidir.” mealindeki Tövbe suresinin 188.ayeti nazil olur.

Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de yer alan “Allah’a verdiğiniz sözü az bir karşılığa değişmeyin. Eğer bilirseniz, şüphesiz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır” mealindeki Nahl Suresinin 95.ayeti gibi Allah’a verilen sözü yani ikrarı merkeze alan ayetler de düşkünlük kurumuna kaynak olarak gösterilir.

***

Şehirleşmeyle birlikte sekteye uğrayıp işlerliğini büyük ölçüde yitirse de zaman zaman Alevi toplumunun gündemine düşkünlük kurumu gelmektedir. Yakın zamanda meydana gelen iki olayla konuyu açalım.

Bunlardan birincisi Cemal Abdal Ocağından… Cemal Abdal Ocağından Hasan Doğan, bir haber sitesine Fatiha suresinin cenazelerde okunmasına karşı olduğunu açıklayan bir demeç verdi.

Aynı ocağın dedelerinden Eyüp Çamyurdu, Süleyman Üstüner, Fazlı Kaya, Halil Ürünver ve Sinan Durmaz, Alevi-Bektaşi kamuoyuna bir açıklama yaparak Hasan Doğan’ın düşkün ilan edilmesi için gerekli sürecin başladığını deklare ettiler. Aynı açıklamada Kur’an-ı Kerim ile Ehlibeyt’in ayrılmaz bir bütün olduğunu, Kur’an-ı Kerim’e, “Fatiha-i Şerif’e” ve Hak Muhammed Ali yoluna yapılan saldırıların kabul edilemez olduğunu vurguladılar.

https://www.aleviocagi.com/hasan-dogani-aleviler-duskun-ilan-edecek/

Bu gelişmeler üzerine söz konusu haber, siteden kaldırıldı.

***

İkinci düşkünlük gelişmesi ise Hacı Bektaş Veli Dergâhından.

Bu köşeyi takip edenler, Hacı Bektaş Veli Dergâhı postnişini ve Hünkâr Vakfı başkanı Veliyettin H. Ulusoy’un Ali’siz Haricilerle işbirliğine gittiğini, Alevi erkânlarını değiştirerek İslam dışı bir çizgiye çekmek istediğini, etnik ayrılıkçılarla menfaatlerini birleştirdiğini ve cenazelerden Fatiha suresini kaldırmak istediğini bilirler.

Hatta Veliyettin h. Ulusoy’un başkanlığında Alevi erkânlarını değiştirip yozlaştıranlar, erkânlardan “İslam’ı temizledikleri”ni (!?) bile ifade etmişlerdi.

https://www.aleviocagi.com/hunkar-vakfinin-erkanlarinda-islami-temizlemisler/

Başından beri, Veliyettin H. Ulusoy’un bu yanlış işlerine aynı aileden (Çelebilerden) sadece Hüseyin Hürrem Ulusoy tepki göstermişti.

Veliyettin H. Ulusoy, 17.05.2021 tarihinde bir haber sitesine demeç verdi. Bu demeçte Alevilerin geleneksel cenaze hizmetlerini ve erkânlarını hedef aldı. Veliyettin H. Ulusoy, cenazelerde Fatiha suresini okumaya gerek olmadığını ve Hacı Bektaş Veli’nin elifi taç giymediğini iddia etti.[ii] Gelen güçlü tepkiler üzerine haber aynı gün siteden kaldırıldı ve Fatiha Suresini hedef alan cümleler haber metninden çıkarılarak yeniden yayına verildi.[iii]

Veliyettin H. Ulusoy’un Fatiha suresini hedef alan açıklamalarına tepki, daha geniş bir çevreden yükseldi. Hacı Bektaş Veli’nin soyundan gelen Çelebiler ailesinden altı kişinin (Hüseyin Hürrem Ulusoy, Sedat Ulusoy, Timur Can Ulusoy, Celal Abbas Ulusoy, Cemalettin Ulusoy, Devran Ulusoy) ve 36 Alevi ocağından temsilcinin imzasıyla sert bir bildiri yayımlandı. Bu bildiride Veliyettin H. Ulusoy’un Ali’siz Haricilerin hamisi olduğu, Haricilerle birlikte yeni bir din icat etmek istediği, hem Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nı ve hem de Çelebi ailesini temsil yeteneğini kaybettiği, “imansızlık” örneği sergilediği, İslam’ı “komşu inanç” ve “ Müslüman”ı “komşu” olarak gördüğü, Fatiha Suresi’ni kaldırmanın peşinde olduğu, postnişinlik makamını terk etmesi gerektiği ifade edildi.

https://www.aleviocagi.com/celebiler-ailesinden-veliyettin-h-ulusoyu-kinama/

***

Alevi erkânına göre Veliyettin H. Ulusoy ve Hasan Doğan mutlak manada “düşkün” müdür, değil midir?

Bunun cevabını ilk defa bu satırların sahibi 2018 yılındaki yazısında vermişti.[iv]

Sorunun cevabını okuyucular da kolaylıkla verecektir.

Peki, Alevi toplumu ve özellikle Çelebiler ailesi bu sorunun cevabını verip, gerekeni yapacak mı?

Bekleyip göreceğiz.

***

DİPÇE: Büyük Türk Milletinin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını kutlarım. Yaşasın Türk Milleti, yaşasın Cumhuriyet!

[i]   Düşkünlük hakkında ileri okumalar için bkz.:

Coşkun, Hasan. Tokatlı Alevi Dedelerinin Düşkünlük Anlayışına Sosyolojik Bir Bakış, Turkish Studies = Türkoloji Araştırmaları: International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 2018, cilt: XIII, sayı: 25, s. 145-160.

Irmak, Yılmaz - Handan Hamarat. Bingöl Aleviliğinde Dedelik Musahiplik Düşkünlük ve Cem, Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2018, cilt: VIII, sayı: 15, s. 211-232.

Kıyak, Abdulkadir. Alevîlikteki Düşkünlük İlkesinin İlahi Dinler (Yahudilik-Hıristiyanlık) Açısından Değerlendirilmesi, Geçmişten Günümüze Alevilik I. Uluslararası Sempozyumu, 03-05 Ekim / October 2013 = Alewism From Past To Present I. International Symposium, 2014, Cilt: I, S. 682-701.

Kıyak, Abdulkadir. Anadolu Aleviliğindeki “Düşkünlük” Cezasının Dinler Tarihi Açısından Değerlendirilmesi, TEKE: Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi = International Journal of Turkish Literature Culture Education, 2017, cilt: VI, sayı: 4, s. 2847-2864.

Özbilgin, Zülfikar. Alevilikte Düşkünlük, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 2011, sayı: 60, s. 411-414.

Tur, Seyit Derviş. Erkânnanme. İstanbul: Can Yayınları, 2010.

Yaman, Ali. Kızılbaş Alevîlerinin Düşkün Ocağı (Hıdır Abdal Sultan ve Ocak Köyü), Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 1998, sayı: 8.

Yaman, Ali. Alevilikte Toplumsal Kontrol Kurumu: “Düşkünlük”, Geçmişten Günümüze Alevî-Bektaşî Kültürü, 2009, s. 203-210.

Yaman, Mehmet. Alevilik: İnanç-Edep-Erkan, İstanbul: Demos Yayınları, 2011.

Yıldız, Harun. Alevî-Bektaşî Geleneğinde Düşkünlük = Duskunluk in Alevi-Bektashi Tradition, 2. Uluslararası Türk Kültür Evreninde Alevilik ve Bektaşilik Bilgi Şöleni 17-18-19 Ekim 07, [t. y.], cilt: II, s. 1247-1260.

[ii] https://www.pirha.net/ulusoy-alevi-hakka-yurume-erkani-yurutenlerin-ozel-kostumu-olmaz-fatihaya-gerek-yok-268649.html/17/05/2021/?fbclid=IwAR1ReMH8x2yCVFLVAExmKhkWx9tIl9TBS6zosctFBfmCTu-U4od-qnUhEgQ

[iii] https://www.pirha.net/ulusoy-alevilikte-hakka-yurume-hizmeti-yaparken-ozel-bir-kiyafet-yoktur-269025.html/17/05/2021/

[iv] https://odatv4.com/haci-bektas-veli-dergahinda-her-onune-gelen-cem-yapabilir-mi-12081814.html