Ali Tatar'a mektup

Amiral Turgay Erdağ yazdı...

Ali Tatar'a mektup

Sevgili Ali,

Aramızdan ayrılışından bugüne tam on bir yıl geçmiş.

On bir kocaman yıl…

Bu zaman içerisinde ne çok şey oldu ve ne çok şey de olmadı bir bilsen.

Sen “Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu ne yaşayacak bir cumhuriyet ne de bir ülke bulamayacaksınız” diye uyarıp “En küçük suçu ve günahı olmayan ben, bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum” diyerek gittikten sonra senin de başka değerli insanların da uyarılarını dinlemediler.

Askerleri uyduruk davalarla hapsetmeye, medyada yarattıkları platformlarda haysiyet cellatlığı yaparak katletmeye ve Silahlı Kuvvetlerden tasfiye etmeye devam ettiler.

Tasfiye ettikleri askerlerin yerine çok sevdikleri ve güvendikleri hainleri terfi ettirdiler.

Onlar da zamanı gelince asıl efendilerinin emriyle askeri darbe planladılar, ulusça utanç duyduğumuz kanlı ve hain kalkışmayı gerçekleştirdiler.

Bu işin görünür kısmıydı. Görünmez kısmında da Türkiye’nin hem kendi içinde hem de bölgesinde güçlü ve saygın bir devlet olmasının önü kesiliyordu.

Yani hedef aslında emperyalizmin küresel çıkarlarının emniyete alınması için tehditlerin ortadan kaldırılmasıydı. Kurtuluş Savaşı döneminde de aynı şeyi yapmışlardı.

17/25 Aralık ve hain darbe kalkışması sonrasında işler değişti ve siyasal iktidar o zamana kadar iç içe olduğu cemaat ile mücadele etmeye başladı.

Ancak hain darbe kalkışması sanki el altında hazır bekleyen bir planın da uygulanmasına vesile oldu.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta yapısı hızla değiştirildi.

Askeri sağlık sistemi, askeri yargı yok artık.

Yüksel Askeri Şura’da askerler azınlıkta.

Askeri liseler kapatıldı.

Bunlar da bir şey mi? Siyasal iktidarın kendi hedefleri doğrultusunda ülkenin dönüştürülmesi için yaptıklarını yazmaya kalksam satırlar yetmez.

Kısaca söyleyeyim; Türkiye senin yaşadığın günlerdeki Türkiye değil sevgili kardeşim.

Biraz daha demokrasiden ve laiklikten uzaklaştık.

Biraz daha bilimden uzaklaştık.

Biraz daha yoksullaştık.

Biraz daha bölündük.

Biraz daha hukuk ve adalet fakiri olduk.

Uluslararası alanda biraz daha yalnızlaştık.

Eğitim biraz daha dinselleştirildi.

Ağabeyin sevgili Ahmet Tatar’ın deyimi ile “Ne hukuk ne adalet, on bir yılda hiçbir şey daha iyiye gitmedi.”

On bir yıldır sadece sana ve senin gibi güzel insanlara değil tüm bir ulusa yapılan kötülükler için hiçbir resmi özür duyamadık mesela.

Geleceğe umutla bakabilmek için yaşadığımız karanlık dönemin sorumlularının adalete hesap vermeleri gerekirdi.

Bunu da tam olarak başaramadık.

Senin katillerinden hesap soramadık mesela.

Berk Erden, Kâşif Kozinoğlu, Murat Özenalp, Teoman Koman, Mehmet Haşimoğlu, Olgun Ural, Muzaffer Tekin, Halil Yıldız, Cem Aziz Çakmak, İlhan Selçuk, Soner Polat, Özden Örnek, Türkan Saylan ve Kuddusi Okkır’ın yaşamları çalındı. Biz bu değerli insanların yaşamlarını çalan katillerden ve haysiyet cellatlarından hesap soramadık.

Kumpas davalarını planlayanlar ve icra edenler belli olmasına rağmen hesap soramadık.

Birinci Ordu Komutanlığı’ndan harp planlarını, çok gizli belgeleri çalanları bulup hesap soramadık.

Donanma Komutanlığı Karargahı’nın kalbine girip sahte belge yerleştirenleri bir türlü ortaya çıkarıp hesap soramadık.

Eğer gelecekte aynı çirkinlikleri yaşamak istemiyorsak yapılacaklar basit.

Çok şey de istemiyoruz aslında.

Yaşadığımız karanlık dönemde -bazılarının adını yazdığım- yitirdiğimiz değerli insanların yaşamlarını çalan, haysiyet cellatlığı yapan katillerin bulunup yargılanmalarını talep ediyoruz.

Kendi ordusuna kumpas kuranlar, buna destek olanlar ve seyirci kalanlar her kim ise bulunmasını ve yargı önünde hesap sorulmasını istiyoruz.

Silahlı Kuvvetlerin çok gizli savaş planlarını 1’inci Ordu Karargahı’ndan çalarak servis edenlerin bulunmasını ve yargı önünde hesap sorulmasını istiyoruz.

Donanma Komutanlığı’nın göbeğine sahte dijital verileri yerleştirenlerin bulunmasını ve yargılanmalarını istiyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde “Vatana İhanet Eylemlerini Araştırma Komisyonu” kurularak, aktif ve pasif sorumluların tespit edilmesini, bir daha böyle bir gelişme yaşanmaması için ulusça alınması gereken önlemlerin tespit edilmesini ve hazırlanan raporun kamuoyuna açıklanmasını istiyoruz.

Çok şey istemiyoruz.

Sadece adalet ve çağdaş, aydınlık bir gelecek istiyoruz.

Sevgili Ali bir gün mutlaka bu isteklerimiz gerçekleşecek, umudumuzu asla yitirmeyeceğiz.

Sevgi ve hasretle gözlerinden öpüyorum.