Altı Ok nedir?

Altı Ok nedir?

5 Şubat 1937’de Anayasa maddesi yapılan Altıok, Yaymaca amaçlı sıradan bir tanımlama değil; direniş içinde oluşan, yaşama bağlı ve geleceğe yön veren bir ideolojidir; eyleme dönük ilkeler bütünüdür. Türkiye’de devlet politikası olmuştur. Geri kalmışlıktan kurtularak gelişmek isteyen bir ulusun, kalkınıp güçlenmek için izleyeceği yolu gösterir. Bu işin nasıl yapılacağını açıklar. İnsanı esas alır, bilime ve gerçeklere dayanır. ‘Çok yönlü, ileri ve çağın gereklerine uygun’ belirlemeler; ‘halka verilen söz ve yükümlenmelerdir’. Toplumsal gelişimi temel amaç sayan, kendine güvenli ve devrimci bir yönetimin yapabileceği bir girişimdir. Türk ulusunun buluşudur ama evrensel bir boyutu vardır.

Altı Ok, aynı zamanda Türk Devrimi’nin yarattığı bir çağdaşlaşma programı ve ezilen ulusların tümüne örnek oluşturan bir kalkınma yöntemidir. Temelinde, altı ilkenin tümüne tek tek ya da bütün olarak yön veren, tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik anlayışı vardır. Bu anlamıyla Altı Ok, bir dünya görüşüdür.

İlkeler, birbirinden kopuk, biçimsel belirlemeler değil, birbirini tamamlayan ve birlikte değerlendirildiğinde anlamı olan saptamalardır. Birbirinden koparılarak ele alınırsa ya da bir kaçı yok sayılırsa, Türk Devrimi’ni temsil etmez, somut bir başarı sağlayamaz.

1923-1938 arasında gerçekleştirilen devrim atılımlarının tümü, Altı Ok içinde ifadesini bulur; hiçbir girişim dışarıda kalmaz. Örneğin; Saltanat ve Hilafetin kaldırılması Cumhuriyetçilik, dil-tarih yenileşmesi milliyetçilik, eğitim birliği, tekke ve zaviyelerin kapatılması laiklik, kamulaştırmalar ve ekonomik uygulamalar devletçilik, tarım ve sağlık atılımları halkçılık, hukuk ve yenilikçi girişimler devrimcilik’le ilişkilidir. Bu ilişkiler, altı ilkenin bütünlüğü içinde, ayrıca birbirlerine bağlanmışlardır.

CUMHURİYETÇİLİK

Türk Devrimi’nin cumhuriyet anlayışı, kimi ülkelerde olduğu gibi, kişi, zümre ya da soy egemenliğini örtmek için kullanılan, adıyla uyumsuz, biçimsel bir yönetim anlayışı değildir. Batı’da ya da Doğu’da görülen hiçbir cumhuriyet biçimine benzemez. Toplumu oluşturan tüm kesimleri kapsayan anlayışıyla, doğrudan ulusal egemenliği ve halkın gönencini amaç edinmiştir. Halka dayalı demokratik bir yönetim biçimidir. Halk demokrasisidir

Cumhuriyet’in yasama organı Meclis, azınlığı temsil eden, sınıf egemenliğine dayalı Batı parlamentolarından çok farklıdır. Fransız cumhuriyetçiliğinden ya da İngiliz parlementerizminden değil; Göktürk toylarındaki katılımcılıktan, Anadolu Ahi paylaşımcılığından ve İslamiyetin danışma (meşveret) geleneklerinden almıştır.

ULUSÇULUK

Kurtuluş Savaşı’yla yükselen Türk ulusçuluğu, yoksul ülkelerin servetlerine el koyan ırkçı ve saldırgan Avrupa ulusçuluğundan çok farklıdır. Atatürk’te ifadesini bulan Türk ulusçuluğu; barışçı ve eşitlikçidir. Din, ırk, mezhep, sınıf ya da zümre egemenliğine dayanan yönetim işleyişini reddeder. Ezene karşı ezileni, haksıza karşı haklıyı savunur. Kendi ulusunu kıskançlıkla korurken başka ulusların haklarına saygı gösterir.

Emperyalizmi ilk kez yenilgiye uğratan Türk ulusçuluğunun, ezilen uluslarda büyük heyecan yaratmış,  uyanışlarını sağlayarak onları eyleme yöneltmiştir. Anti-emperyalist niteliği nedeniyle, ırkçılığın dar kalıplarından çıkmış, özgürlüğü amaçlayan demokratik bir devinim durumuna gelmiştir. Kemalist ulusçulukla ezen ulus ulusçuluğu arasındaki ayrım; despotlukla demokrasi, saldırganlıkla savunma, tutsaklıkla özgürlük arasındaki ayrımdır.

HALKÇILIK

Türk Devrimi’ndeki halkçılık anlayışı, Fransız ve Rus Devrimlerindeki yurtdaş ve yoldaş kavramından çok farklıdır. Fransız Devrimi’nin temel söylemi olan eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve adalet gibi kavramlar, Fransız ulusunun tümünü değil kentsoylu (burjuva)sınıfını; Rus Devrimi’nde ise, toplumun tümünü değil, işçi sınıfını, belli oranda da köylülüğü kapsar. Türk Devrimi’nde ise, mücadele içe değil, dışa dönüktür. Sınıfsal değil, ulusaldır.

Türkiye’de emperyalist saldırganlığa karşı savaşılmıştır. Bu özellik, halk tanımını sınıfsal ayırımlarla sınırlamaz, saldırganlarla işbirliği yapmayan herkesi kucaklar. Halk kavramı, önemli oranda millet kavramıyla bütünleşir ya da en azından yakınlaşır. Türk Devrimi’nde yapılanların tümü halk içindir. Devrim araç, halk amaçtır.

LAİKLİK

Türkiye’de uygulanan laiklik; tarihsel oluşum, gelenekler ve inanç biçimleri olarak Türk toplumuna özgüdür ve onun gelişme isteğine yanıt veren tarihsel dayanaklara sahiptir. Laiklik, çok az toplumda, Türkiye’de olduğu kadar önem kazanmıştır.

Laiklik İlkesi, Kurtuluş Savaşı’yla başlayan, devrimlerle süren, birbiriyle ilişkili devrimci uygulamalar sürecinde oluşturuldu. Bağnazlığa ortam hazırlayan ve işbirlikçi niteliği nedeniyle halkla ve dinle ilişkileri kalmayan; Saltanat, Hilafet, medrese ve tarikatlara karşı savaşım içinde olgunlaştı. Saltanata karşı Cumhuriyet, Hilafete karşı Diyanet, medreseye karşı çağdaş okullar, tarikatlara karşı halk örgütlenmeleri getirildi.

DEVLETÇİLİK

Devletçilik İlkesi, kimi kesimlerce yalnızca ekonomik kalkınma sorunu olarak ele alınır, bu çerçeve içinde değerlendirilir. Bu yaklaşım yanlış değildir ancak eksiktir. Türklerde devlet, ekonominin sınırlarını aşan ve topluma yön veren bambaşka bir etkiye, tarihsel bir saygıya sahiptir. Bu özellik, doğal olarak Cumhuriyet’in geliştirdiği Devletçilik İlkesine de yön ve biçim vermiştir.

Toplumu ilgilendiren kamu  girişimleri; bayındırlık, kara ve demiryolu ulaşımı, enerji yatırımları, iletişim, tarım, dış ticaret, bankacılık gibi ekonomiyle ilgili işler, devletin öncülüğünde yürütüldü.  Atatürk, ‘Kişilerin gelişmesinin engel karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin sınırını oluşturur’ diyordu. Devletçiliğin kapsayacağı işleri şöyle açıklamıştı: “Bir iş ki, büyük ve düzenli bir yönetim gerektirir, özel teşebbüs elinde tekelleşme tehlikesi gösterir ya da toplumun genel ihtiyacını karşılar, o işi devlet üzerine alır. Madenlerin, ormanların, kanalların, demiryollarının, deniz taşımacılığı şirketlerinin, devlet tarafından yönetilmesi ve para ihraç eden bankaların millileştirilmesi; keza su, gaz, elektrik gibi işlerin yerel yönetimler tarafından yapılması, devletin yapması gereken işlerdir. Bu mana ve anlayışla, ‘devletçilik, sosyal, ahlaki ve ulusaldır”.11

DEVRİMCİLİK

Fransız yazar Paul Gentizon, Türk Devrimi’ni, Fransız İhtilali’nden ve Rus Devrimi’nden daha ileride bulur ve şu saptamayı yapar: “Sürekli devrim anlayışı, Türkiye’den başka hiçbir ülkede, bu denli radikal bir tutumla uygulanamamıştır. Fransız İhtilali, siyasi kurumlar arasında sınırlı kalmış, Rus İhtilali sosyal alanları sarsmıştır. Yalnızca Türk Devrimi, siyasi kurumları, sosyal ilişkileri, dinsel alışkanlıkları, aile ilişkilerini, ekonomik yaşamı ve toplumun moral değerlerini ele almış ve bunları devrimci yöntemlerle, köklü bir biçimde yenilemiştir. Her değişim, yeni bir değişime neden olmuş; her yenilik, bir başka yeniliğe kaynaklık etmiştir. Ve bunların tümü halkın yaşamında yer tutmuştur”.12

Türk Devrimi’ne halka ve gerçeğe dayanan devrimci bir ruh, sıradışı bir atılganlık egemendir. Kurtuluş Savaşı’nda olduğu kadar toplumsal dönüşüm dönemi için de geçerli olan bu durum, benzersizdir ve doğal olarak tümüyle Türkiye’ye özgüdür. Gentizon haklıdır. Her değişim, bir başka değişimin başlatıcısı, sonrasının belirleyicisi olmuştur. Hiçbir girişim tek başına ele alınmamış, birbiriyle bağlantılı toplumsal dönüşümler, kesintisiz devrimci bir süreç olarak gerçekleştirilmiştir.

Devrimci kararlılık ve irade gücü, Devrim’in her aşamasında geçerli olan temel yöntemdir. İç ve dış hiçbir karşıtlık, bu iradeyle başedememiştir. Atatürk bu özelliği, “devrimin kanunu, tüm kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim düşüncelerimizi boğmadıkça, başlattığımız devrim ve yenilikler, bir an bile durmayacaktır” sözleriyle açıklar.13

DİPNOTLAR

 

1       “Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal’in El Yazmaları” Ayşe Afet İnan, TTK, Ank.-1969, sf.437-444

2       “Mustafa Kemal ve Uyanan Doğu” P.Gentizon, BilgiYay., 2.Bas., sf.164

3       “Atatürkçülük” Hüseyin Cevizoğlu, Ufuk Ajans Yay., sf.63