Amerika'daki seçim dünyanın geleceğini belirleyecek

Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen yazdı...

Amerika'daki seçim dünyanın geleceğini belirleyecek

Günümüzde ABD’nin en önemli sorunu, hızlı bir jeopolitik değişim içinde olan ve güç merkezleri arasındaki mücadelenin kızıştığı dünyada, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD tarafından kurulan, liberal ekonomiyi ve serbest ticareti esas alan dünya düzeninin ve Amerika’nın küresel liderliğinin sürdürebilmesi sorunudur.

Biden küreselcileri temsil etmektedir. Eğer seçimi Biden kazanırsa, liberal ekonomiyi ve serbest ticareti esas alan dünya düzenini yeniden canlandırmaya ve Amerika’nın küresel liderliğini korumaya çalışacaktır. Bu nedenle de Biden’ın sloganı, ‘’Amerika, dünyaya liderlik yapmak zorundadır.’’  şeklinde ifade edilmiştir.

Küreselci Biden seçilirse;

- Küresel ticaretteki engelleri kaldırarak liberal düzeni canlandırmaya çalışacak,

- İttifaklara ve ortaklıklara önem verecek, 

-‘’Amerikan güvenliğinin kalbi’’ olarak tanımladığı NATO’yu, Rusya’ya karşı güçlendirecek, 

-Asya-Pasifik’te Çin’i çevrelemek için ittifak yapısı oluşturacak,

-Amerikan gücünün kaynağı olarak tanımladığı demokrasiyi güçlendirecek, dünyaya demokrasi değerlerini yaymaya çalışacaktır. 

Başkanlığa, ‘’Önce Amerika’’,’Amerika’’yı yeniden büyük yapacağız’’ sloganları ile gelen ulusalcı, korumacı Trump, yeniden seçilirse;

-Demokrasi değerlerini öne çıkaran küreselciler gibi geleneksel politikalar uygulamak yerine, Amerika’nın çıkarlarını esas alan realist politikalara öncelik verecek,

-Amerika’nın kurduğu liberal ekonomik sistemin ve küreselcilerin kurallarına aykırı olsa da serbest ticarete engeller koyarak, Amerikan ekonomisini güçlendirmeye çalışacak,

-Dünya ticaretinde Amerika’ya rakip olan ülkelere vergiler yükleyerek Amerikan ekonomisini korumaya devam edecek,

-Uluslararası ilişkilerde ittifakları değil, Amerika’nın kendi gücünü esas alacak,

-Öncelikli tehdit olarak belirlediği Çin’in yükselmesini önlemeyi amaçlayan tedbirlere öncelik verecektir. 

 İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, Amerika, küresel üretimin yarısını gerçekleştirmekte idi. Zaman içinde Amerika’nın, satın alma gücü paritesine göre küresel üretimdeki payı, yüzde yirminin altına düşmüştür. 

Çin ise Amerika’nın kurduğu bu düzenin avantajlarını kullanarak ve üretimdeki dünya payında, Amerika’yı geçerek dünyanın bir numaralı ekonomisi konumuna yükselmiştir.

Amerika artık bir üretim toplumundan tüketim toplumuna dönüşmüş durumdadır ve Biden’nın savunduğu liberal ekonomik düzenin Amerika’dan çok Çin’in çıkarlarına hizmet ettiği bir gerçektir.

Küreselci Biden’ın en önemli çelişkisi budur ve bu şartlarda liberal ekonomik düzeni esas alarak Amerika’yı yeniden dünya lideri yapmak arzusu pek de gerçekçi görünmemektedir.

Trump ise ABD’nin geleneksel, liberal ekonomiyi ve serbest ticareti esas alan küresel düzenini, Amerika’yı bir refah ülkesi ve dünya lideri yapan bu düzeni ret ederek ve korumacı ekonomi politikaları uygulayarak Amerika’yı yeniden büyük yapmak istemektedir.

Trump’ın bu ekonomi politikası, küresel liberal ekonomi sayesinde yükselmiş olan ABD’nin geleneksel değerlerine ve küreselci kültürüne terstir ve bu ekonomi politikasının Amerika’yı yeniden büyük yapma garantisi yoktur.

Amerika’nın küresel üretimdeki payı giderek azalırken, bu ülkenin dış borçları, bütçe açığı giderek büyümektedir. Korona virüs salgını ABD’nin iç sorunlarını gözler önüne sermiş, ekonomisine ciddi bir darbe vurmuştur. 

Gelir dağılımındaki adaletsizlik, işsizlik, yoksulluk, evsizler bu ülkenin kronik sorunlarını oluşturmaktadır. Günümüzde Amerika’da bilinçli olarak korona virüse yakalanan ve hastaların tedavisi için kanlarını satan ve bu kazançla ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan yoksullar ve öğrenciler mevcuttur. 

Beyaz Anglo Saksonların siyahiler ve diğer farklı renkliler üzerinde kurmaya çalıştığı baskı ciddi bir sosyal soruna dönüşmüş durumdadır. Ciddi raporlara göre Amerika’da iç güvenliği tehdit eden terör örgütleri, bu ülkenin vatandaşlarından oluşmaktadır ve en fazla terör eylemi yapan örgütler beyazların üstünlüğünü savunan örgütlerdir. 

Amerika’nın alt yapı tesisleri giderek çökmektedir ve bu amaçla trilyonlarca dolar harcamak gerekmektedir.

Kim seçilirse seçilsin, Amerika’da başkan olacak şahıs, bu sorunlarla yüzleşmek ve bu sorunlara çareler üretmek zorunda kalacaktır. İç sorunlarla mücadele etmek zorunda kalacak ABD’nin, küresel güç mücadelesine odaklanması ve yeterli kaynak aktarması giderek zora girebilecektir.

ABD, dünyanın en pahalı askeri gücüne sahip ülkesidir. ABD başkanı, bu ülkenin küresel jeopolitik konumunu koruyabilmek için güçlü kara, hava ve donanma gücü idame ettirmek, askeri gücünü yeni teknolojilerle geliştirmek, bu amaçla büyük kaynaklar ayırmak zorundadır. Küresel üretimdeki payı azaldıkça, ABD, askeri gücünü idame ettirmede ve yenilemede sorunlarla karşılaşabilecektir.

Küresel güç mücadelesi, jeopolitiğin tüm boyutlarında karada, havada, denizde, uzayda, siber ortamda devam etmektedir. Jeopolitiğin bu boyutlarına teknoloji ve ekonomi boyutlarını da eklemek gerekir.

Küresel güç mücadelesini kazanmak ve küresel liderliğini sürdürmek isteyen ABD’nin bütün bu boyutlarda güçlü olması, güçlü olabilmesi için de yeterli kaynak aktarması gerekmektedir.

Bunun mümkün olup olmadığını zaman gösterecektir.

SON SÖZ:

Aslında ABD’nin en ciddi ekopolitik, jeopolitik meselesi sistem meselesidir. ABD, değişen dünya şartlarına göre kendisini yenileyememiş, kendisi dünya liderliğinde sürekli kılabilecek yeni bir küresel model üretememişti. Belki de böyle bir model üretmek mümkün değildir.

O halde, küreselci Biden da seçilse, korumacı Trump da seçilse Amerika’nın düşüşü devam edecek, küresel liderliği tehlikeye girecektir. 

İşte bu nedenle de Biden da seçilse, Trump da seçilse Amerika, küresel liderliği korumakta zorlanacaktır. Amerika, işte bu nedenle, içinde bulunduğumuz jeopolitik ortamda, stratejik ifade ile ‘’çıkmazın boynuzlarına oturmuştur.’’ demek mümkündür.