Amiral Cem Aziz Çakmak seni çok özlüyoruz

Amiral Cem Gürdeniz yazdı...

Amiral Cem Aziz Çakmak seni çok özlüyoruz

Tam tamına 6 yıl önce onu Karacaahmet’in toprağına, sonsuzluk okyanusuna emanet ettik. Ne hüzünlü bir gündü. Temmuz güneşinin sıcağına rağmen acının soğukluğu ile ona ve onun gibi yüzlerce vatansevere kurulan kumpasın içimizde yarattığı öfke fırtınasını iliklerimizde hissediyorduk. Nasıl da kıymışlardı koca Amirale ve bahriyeye. Geçmişe, geleceğe, geleneklere her şeyi hedef almışlardı. İnanılmaz derecede kötüydüler. FETÖ ve emrindeki medya, hukuk ve kolluk kurumları tüm işbirlikçileri ile bahriyeye topyekûn saldırmışlardı. Benzeri ne Fransız devriminde ne Stalin’in 1937 tasfiyesinde yaşanamamıştı.

Bahreyn/Manama’daki ABD Deniz Kuvvetleri Beşinci Donanma bağlısı CMFC (Birleşik Deniz Kuvvetleri) Komutanı, Koramiral S. Gortny 2008 yılının Kasım ayı içinde, Somali açıklarındaki deniz haydutluğu ile mücadeleye katkı sağlayacak Türk savaş gemileri ile ilgili bir toplantıda Türk heyet başkanı Tuğamiral Cem Çakmak’a ne diyordu: “Artık Türk Deniz Kuvvetleri, Amerikan Donanmasına bir rakip haline gelmiştir.”

Çok değil bu sözlerden 2 yıl sonra Cem Çakmak, bizlerle birlikte Balyoz kumpasına ekleniyor ve önce 24 Şubat 2010 daha sonra 11 Şubat 2011’de tutuklanarak 2013 sonuna kadar önce Hasdal sonra Silivri Cezaevinde kendi ülkesinde esir alınıyordu.

Kendi ülkesinde esir alınmak ve sahte deliller üzerinden oluşturulan sahte bir darbe davası üzerinden yargılanarak 18 yıla hüküm giymek ve sonunda kansere yakalanıp ömrünün en verimli en güzel çağında yaşamını sonlandırmak… Yazarken bile yaşadığımız bu ihanet ve aşağılık kumpasa duyduğum öfkeyi kelimelere sığdıramıyorum. Bu nasıl bir kötülük, nasıl bir nefrettir? Vatanına, mavi vatanına ve bahriyesine üstün hizmetler veren, fedakarlıkta sınır tanımayan amiraller, subaylar ve astsubaylar aileleri ile birlikte FETÖ ve işbirlikçileri tarafından iftiraya, kahpeliğe ve haksızlığa uğruyor ve kamuoyunun kılı kıpırdamıyor!

Cem Çakmak bu kahpe sürecin Ali Tatar, Berk Erden ve Murat Özenalp’ten sonraki kurbanı oldu. Bir deniz subayı, amiral, devlet adamı, dede, baba, eş, evlat, kardeş ve Beşiktaşlı olarak her yön ve boyutta seçkin özellikleri olan biriydi Cem.

Cesaret, vefa ve karakter bütünlüğü ile öne çıkan Cem Çakmak gerek ast gerekse üst olarak mahiyetinin daima sevgi ve saygısını kazanmış bir şahsiyetti. Meslek yaşantısında çok önemli başarıları vardı. Beni en çok etkileyen 1999 Gölcük depreminde tersanede yüzer havuzda bulunan ve II. Komutanlığını yaptığı TCG Gemlik firkateynini İzmit TÜPRAŞ Rafinerisinde yangın büyürken, çok zor şartlar altında emir beklemeden denize indirerek, büyük çabalarla yakıt bulup, neticede pervanesini döndürüp kısa sürede Marmara Denizine çıkarabilmesiydi. Gerçek liderler kriz ve savaş zamanlarında ortaya çıkar. O gerçek bir liderdi.

Mustafa Kemal dendiğinde gözleri çakmak çakmak olur ve heyecanla konuşurdu. Tam anlamıyla Atatürk’ün denizcisi ve Amiraliydi. Tuğamiralliğinde Ankara’da beraber çalıştığımız dönemde Deniz Kuvvetlerinin en önemli tatbikat ve harekâtlarına imza atmış, Doğu Akdeniz’de hak ve çıkarlarımızı gasp edenleri Akdeniz Kalkanı Harekâtı üzerinden durdurmuş; Karadeniz’de Montreux rejimini asla sorgulatmamış, BLACKSEAFOR aktivasyonlarıyla, Karadeniz Uyumu Harekâtı faaliyetlerini planlamış; Hint Okyanusuna ilk defa inen Cumhuriyet Donanmasının harekâtını yönetmişti. İlke ve prensiplerinden asla taviz vermeyen, diplomat, savaşçı, centilmen ve aydın bir Amiral olarak Cumhuriyet Donanmasına emsalsiz katma değerler sunabilmişti.

Önce Balyoz kumpasıyla 3 yıl hapis yatmak, bu süreç içinde 2012 Ağustos’unda kanunsuz bir şekilde Yüksek Askerî Şûra tarafından tasfiye edilmek onu kahretmişti. Ancak en önemlisi en güvendiği silah arkadaşları ve yüksek komuta heyetinin bu sahteciliğe inanarak cepheyi terk etmesine duyduğu öfkeydi. O öfke onu yedi bitirdi.

Onunla en önemli mesaimi Balyoz Kumpasında yaşadım. Türk Silahlı Kuvvetlerinin “Hukuka Saygılıyız” aldatmacası altında Yüksek Komuta Heyeti tarafından ilk tutuklama dalgasında 24 Şubat 2010 tarihinde Beşiktaş Adliyesi’ne şuursuzca teslim edilen ilk denizci muvazzaf askerler ikimiz olduk. O gece anlamıştık ki emperyalizmin en çok çekindiği kuvvet olan, Türk Deniz Kuvvetleri kökünden budanacaktı. O günlerde kamuoyunun ne Mavi Vatandan ne Münhasır Ekonomik Bölgeden ne de Kıta sahanlığından haberi vardı. Darbe aldatmacası altında Türkiye’nin saf saf denizlerden uzaklaştırılmasının adımları atılıyor, herkes “bağırsaklarımız temizleniyor” diyerek alkış tutuyordu. FETÖ her yerdeydi. Bugünün moda terimi ile akan yıllar içinde 1980 sonrası hükümetlerin gücünü de kullanarak her yere çökmüşlerdi. Sahte davalar için FETÖ savcıları, hakimler ve algı operasyonları için medya hazırdı. Muhalefet de gelişmeleri seyrediyordu. 40 yılda yetişen Amiraller, komodorlar, gemi komutanları arenada silahsız bırakılmış gladyatörler gibi vahşilerle baş başa bırakılmıştı.

Cem Çakmak, Silivri 5 No’lu cezaevinde 2013 Aralık ayında akciğerlerinden rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. Bir operasyon geçirdi. Kanser tedavisi 2 yıl sürdü ve maalesef 3 Temmuz 2015 tarihinde son nefesini verdi.

Aradan geçen 6 yılda Cem Çakmak’ı bedenen kaybetmenin derin hüznünü, yaşamaya devam ediyoruz. Bu seçkin denizci, çevrelendiğimiz mavi vatana hükmeden donanmaya tertemiz üniformasını taşıdığı 30 yıl boyunca hayat ve enerji verdi. Yüzlerce Cem Çakmak yetiştirdi. Donanma ve Mavi Vatana sadakat ve şerefle hizmet etti. Kutsal Türk sancağını Akdeniz’de, Atlantik’te gururla dolaştırdı. O, Atatürk’ün mümtaz bir Amirali olarak Cumhuriyet Donanmasının, her seyrinde pruvasında tutabileceği gökte bir yıldız olarak, kalplerimiz ve ruhlarımızda yaşamaya devam ediyor. O mavi sonsuzluk okyanusunda ışıldarken, ona kumpas kuranlar ve kumpasa sessiz kalanlar, çoktan karanlığa mahkûm oldular.

Onu her geçen gün daha çok arıyor ve özlüyoruz. Aziz hatırası önünde saygıyla eğliyorum. Ruhu şad olsun.

Bu yazıyı onun 2013 yılında Silivri’de yazdığı İhanet ve Esaret isimli şiiri ile bitiriyorum. Şiir, Hücremin Lumbuzundan isimli kitabında ilk kez 2014 yılında yayınlanmıştı.

İHANET VE ESARET

Bu tertibi bilmeye gerekmez meziyet

Bütün çıplaklığıyla ortadadır ihanet

Özünde var olan kin ve nefret

Hedef alınan gözümüzün nuru cumhuriyet

Kör eden koltuğa ve makama ibadet

 

Mahkeme süreci diye anlatılan musibet

Adaletin ruhuna hakaret

Bu yargılama değil keyfiyet

Lanetle hatırlanacak yaşanan hıyanet

Unutulmaz koltuğa ve makama ibadet

 

Rahatsız etmez mi maruz kalınan eziyet

Alenen ortada iken masumiyet

Hukuka saygı diye gösterilen sükûnet

Zalimin amacına fazlasıyla hizmet

Kabul görür mü koltuğa ve makama ibadet

 

Meğer kitaplarda imiş onur, şeref, haysiyet 
Laftaymış dürüstlük, mertlik, cesaret
Nerede kaldı ahde vefaya hürmet

Bu muydu çocuk yaşta öğretilen fazilet

Yakışmaz koltuğa ve makama ibadet

 

Hainlere karşı gösterilemeyen dirayet

Tarihin utanarak yazacağı bir rezalet

Yok edilmek istenen Mustafa Kemal’e tabiiyet

Asla karanlığa teslim olmaz bu millet

Asıl ihanet koltuğa ve makama ibadet

Diyorsanız yeter susun etmeyin şikâyet

Umurumuzda bile değil çekilen esaret

Bugün zindanlarda yaşanan hürriyet

Nesillere bıraktığımız gerçek servet

Unutulmayacak elbet koltuğa ve makama ibadet

Cem Çakmak, Silivri- 2013