Amiral Soner Polat’ı çok özlüyoruz

Cem Gürdeniz yazdı...

Amiral Soner Polat’ı çok özlüyoruz

Bugün değerli sınıf ve kader arkadaşım Soner Polat’ın vefatının ikinci yıldönümü. Eksikliğini her geçen gün daha ağır şekilde hissediyor ve onu özlüyorum.

Dürüstlüğü, doğruluğu, hakikati arama irade ve istenci, yalan ve iftiralarla mücadele azmi, mütevazi kişiliği ile liderlik ve yöneticilik arasında denge kurabilme becerisi, aile ve dostlarına verdiği önem ve değer, ama hepsinden önemlisi sözde değil özde gerçek bir Kemalist oluşu ile öne çıkan bir akıl, kalp ve ruhtan bahsediyorum.

Onunla 1972 yılında Deniz Lisesinde başlayan arkadaşlığımız 2011-2014 yılları arasında Hasdal ve Silivri’de geçen 3,5 yıl içinde kardeşliğe dönüştü. Bu dönüşümde asli neden ikimizin de karakterinin sorgulamak ve boyun eğmemek payandalarıyla desteklenmesiydi. FETÖ ve destekçilerinin sahte mahkemesine hak ettiği gibi davranan, onlara meydan okuyan onur cephesinde yerimizi aldık.

Onunla 1,5 yıl Hasdal ve 1 yıl Silivri’de aynı koğuşu paylaşmış olmamız her ikimize de çok şey kattı. Hasdal’da 14 kişi, Silivri’de 2 kişilik koğuşta kaldık. Sabah, akşam ve Silivri’de uyku tutmadığında gece yarısı dahi güncel konuları tartışır, son okuduğumuz kitapların can alıcı kısımlarını birbirimize aktarırdık. Ben Hedefteki Donanma kitabımı 2011 yılında Hasdal’da yazmaya başladığımda en büyük desteği ondan gördüm. Silivri’de muhteşem eseri Türkiye için Jeopolitik Rota isimli kitabını yazarken tartışmalarımız bazen saatlerce sürerdi.

Her ikimizin jeopolitik teorisi benzerdi. Benim Mavi Vatan’ı halka anlatma ve hapishaneden gerek teorisi gerekse pratiğini yaygınlaştırmaya çalışma gayretlerime en büyük katkı ondan gelmişti. Yazdığım her yazıyı önce onunla paylaşır ve heyecanla okurdum. Aynısını o bana yapardı. Sonra başlardık tartışmaya ve yazılarımıza son şekli verirdik. Çok ama çok okurduk.

Roman ve şiir kitabı okumazdım. Soner okurdu. Beni bu konuda eleştirirdi. Gerekçem basitti. Öğrenmem gereken çok şey var. Duygularımdan çok depolanmış gerçek bilgilere ihtiyacım var derdim. O da bana duygular önemlidir. İnsanlara çok güveniyorsun. Karakter analizi hiç yapmıyorsun. Çok roman okursan insanlığın yaşadığı bütün duyguları, dostluğu, ihaneti, kalleşliği, vefasızlığı, alçaklığı, iki yüzlülüğü ve bir o kadar mertliği, kahramanlığı, erdemi, fedakarlığı, boyun eğmemeyi, mücadele etmeyi kısacası insana ait her duyguyu öğrenirsin derdi. Haklı çıktı.

Soner’le çok şey paylaştık. En çok konuştuğumuz konu jeopolitikti. Ben hem Hasdal, hem de Silivri’deki koğuşa büyük bir dünya haritası getirtmiştim. Yattığım yerden bile görünecek bir köşeye asmıştım. Silivri’de sabah kahvaltı sonrası tartışmalarımızı haritalı duvarın önüne koyduğumuz masada yapardık.

Asya yüzyılı tutuklandığımız 2011 yılında başlamıştı. Soğuk Savaş sonrası 11 Eylül 2001’de başlayan saldırgan neocon dönemi kötülüğün zirvesindeydi. Türkiye’de FETÖ ve destekçileri Atlantik emperyalizminin hizmetkarları olarak görevlerini yapıyordu. İşte o karanlık günlerde Soner ile birlikte bağımsız Türkiye vizyonunu tartışarak, Türkiye’nin muhteşem coğrafyası ile savunma güvenlik ve dış politikasının nasıl olması gerektiği konusunda fikir çalışmaları yapardık. O Avrasya ve kara boyutunda ben de deniz jeopolitiği boyutunda görüş alışverişinde bulunurduk. O sıralar okuduğumuz kitaplarda önemli noktalar ve can alıcı yorumlar tespit edersek birbirimize aktarırdık.

Silivri’de yazmaya başladığı Türkiye için Jeopolitik Rota isimli kitabında şöyle yazmıştı: ‘’Coğrafya bir ülkenin kaderini belirler. Siyaset ise bu yazgının değiştirilmesi için uygun yol ve yöntemleri arar. Aralarındaki köprüyü jeopolitik kurar...Türkiye coğrafi bakımdan iç hat (sıkışan) konumundaki bir ülkedir...Öncelikli olarak Avrasya ama aynı zamanda bir Akdeniz devletidir. Batının kısır ve kısıtlayıcı kalıpları içine sıkıştırılabilecek seçenekleri olmayan bir devlet değildir. ‘’

2019 yıllında çıkardığı Mavi Vatan için Jeopolitik Rota isimli kitabın önsözünde şunları yazmıştım:

‘’Soner Polat, bir Amiral olmasına rağmen, kara savaşını ve terörle mücadeleyi de doğru analiz edebilen ender isimlerden biridir. Stratejik aklı, jeopolitik bilinci ve köklü tarih bilgisinin bir sentezine dönüşen bu becerisi, yeni dünya düzeninin kurulma sancılarının ve ülkemiz üzerinde gerek iç, gerek dış cephede en yoğun siyasi, askeri, stratejik, ekonomik ve hukuki karmaşaların yaşandığı günümüzde sadece topluma değil devlete de akıl ve cesaretle ışık tutuyor. Yazdıkları sadece bir durum tespiti ya da kronolojik olaylar anlatımı değildir. Yol gösterir. İddia sunar. Rota çizdirir.’’ 

Soner 2003 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanı Özel Sekreteri iken ‘’İstiklal Harbinde Bahriyemiz’’ isimli mükemmel bir kitaba da imza atmıştı. Sakarya ve Büyük Taarruzun ardındaki lojistik gücü anlatmıştı. Rusya’dan tedarik edilen silah ve cephanenin bir avuç kahraman denizci ve başta İnebolu’nun denk kayıkçıları ile kağnı donanmasının fedakâr kadınlarıyla nasıl intikal ettirildiğini belgelemişti.

Bağımsız Türkiye idealinde Atlantik sistemin her alandaki baskılarına direnmek gerektiğinden hareketle Türk -Rus ve Türk -Çin ilişkilerine büyük önem verirdi. Bu çerçevede Montrö Sözleşmesine verdiği önemi 24 Kasım 2015 tarihinde düşürülen Rus uçağının ardından 16 Aralık 2015'te yayınlanan "Lozan'ı Lozan yapan Montrö'dür" başlıklı makalesinde şunları yazmıştı:

"Montrö’ye karşı çıkmak, dolaylı olarak Lozan’a meydan okumaktır! (...) Montrö ile Türkiye kuzey sınırlarını emniyete almaktadır...  Montrö’yü dillerine dolayanlar gerçekte kimin borazanını üflediklerini iyi bilmelidir. Montrö bir kere sallanmaya başladı mı nerede duracağını kimse tahmin edemez! Düşürülen Rus uçağını unutmayalım! Karadeniz ısınırsa, ilk önce Türkiye’yi yakar…"

Soner ayrıca vefatından sonra yayınlanan ‘’Çılgın Proje Kanal İstanbul’’ isimli kolektif kitaba katkı sağlamış ve projeyi eleştirmişti. Doğu Akdeniz ve Ege kısacası Mavi Vatanın en önemli cephelerinde yılmaz bir fikir savaşçısıydı.   ‘’Mavi Vatan için Jeopolitik Rota’’ isimli kitabının ‘’Başlarken’’ bölümünde şöyle diyordu: ‘’Türkiye’ye karşı Ege’nin kuzeyinden başlayan Doğu Akdeniz’in doğusuna kadar uzanan bir duvar örülüyor. Duvarın sağlam olması için Kıbrıs’ta planlamaların içinde! Türkiye’nin adadan çıkarılması için Batı ülkeleri ortak bir stratejiyle ülkemize karşı tuzaklar kuruyor. Rakiplerimiz ülkemizi Anadolu’ya kilitleyerek denizlerle bağlantısını koparmak istiyor. Denizlerden uzaklaşan Türkiye, ayakta kalamaz. Hızlı bir çözülme sürecine girer.’’

Bu kitabın adını vermemi ve önsözünü yazmamı istemişti. Önsözde Soner’i şöyle tarif emiştim:

‘’Şüphesiz onun en büyük erdemi cesaretidir. Montaigne, Denemeler’ inde şöyle der: Bir adamın değeri yüreğindedir. Gerçek orada yatar. Yiğitlik kolların bacakların değil cesaretin ve ruhun sağlamlığındadır. Yiğit, düşünce cesaretini yitirmeyendir. Ölüm korkusuyla özgüvenini hiç yitirmeyen, ruhunu teslim ederken yılmadan ve horlayan gözlerle düşmana bakan yenilebilir ama onu yenen düşmanı değil talihidir. Erdemin onuru, yenmekte değil dövüşmektedir. (Montaigne-Denemeler)

Soner Montaigne’in tarifine uyan bir öncüydü. Gideceği limanı bilen, rotasını çizen ve şartlar ne olursa olsun zig zag yapmadan, yalpalamadan, kararsızlığa asla sürüklenmeden hedefine ilerleyen bir akıldı.

Türkiye bugün başka boyut ve düzlemde farklı bir Kurtuluş Savaşı yaşıyor. Maalesef iç cephe darmadağın. Dış politika soluğanlarda savrulan gemi misali. İç politika Atatürk’ten uzaklaşma ve kutsal dini siyasetin ve sosyal hayatın her alanına sokma temelinde şekilleniyor. Muhalefet iç cepheyi sağlamlaştırmak yerine neredeyse ulus devleti ortadan kaldıracak bölücü bir reçetenin peşinde.

Soner gibi akıllara, erdemli, namuslu, yalan ve iftiradan ve de yolsuzluktan uzak durabilen devlet adamlarına, fikir savaşçılarına ve siyasetçilere ihtiyacımız çok ama çok büyük.

Onu ve sonsuzluğa uğurladığımız değerleri çok arıyor ve özlüyoruz. Amiral Soner Polat’ı, Amiral Özden Örnek ve Amiral Cem Çakmak’ı kumpas davalar üzerinden tasfiye ederek özgürlüğünü çalan ve kansere yakalanmalarına neden olacak ortamı hazırlayan cellatlarla, utanmaz işbirlikçileri yaşamaya devam etseler de her gün yalnızlaşacaklardır. Tarihin kayıtlarında hain olarak kaydedilen kirli isimler karanlıklara gömülürken, bu dönemin Soner gibi vatanseverleri, parlak ve onurlu sayfalarda sonsuza dek baş rol alacaklardır. Ne mutlu haysiyetiyle yaşayan ve doğru tarafta olan insanlara. Ne mutlu Mustafa Kemal’in gerçek askerlerine.

Eşi Sevgi ve ailesinin kıymetli fertleri ile dostlarına kardeşim Soner Polat’ın vefatının ikinci yıldönümünde sabır ve başsağlığı diliyorum. Onun bağımsız Türkiye için yaptıkları önünde tazimle eğiliyorum.