Amirallerin açıklaması

Yavuz Alogan yazdı...

Amirallerin açıklaması

Amirallerin “Montrö ve Atatürk Açıklaması” siyasî toplumda sapla samanı birbirinden ayıran öğretici bir etki yarattı. Aynı olanlar aynı yerde, ayrı olanlar başka yerde kümelendi. Böylece herkes birbiriyle bir kez daha tanışmış, sürü sepet bir dizi laf çok farklı bir ışıkla aydınlanmış oldu. Tanışma ve aydınlanma alanının önümüzdeki günlerde genişleyeceği kesindir.

Açıklama’nın içeriğini, yani ne demek istediğini tartışacak değilim.

Amiralleri övecek de değilim. Kendisiyle “iltisaklı” olduğum, aynı mecralarda yazma onuruna eriştiğim Cem Gürdeniz’in “Mavi Uygarlık” kitabında gözüme Fernand Braudel gibi göründüğünü; Barent Denizi’nden Malakka Boğazına kadar dünyanın bütün denizlerinde seyrüsefer eden savaş gemilerini sayabilecek kadar mesleğine hâkim, dünya çapında bir jeostrateji uzmanı olan ve şu anda Ankara Emniyeti’nin nezarethanesinde bekletilen Amiral’i ileride seçilmiş Cumhurbaşkanı sıfatıyla Çankaya Köşkü’nde görme isteğimi belirtmekle yetineceğim. Bu amirallerin CIA uzantısı FETÖ’nün komplosuyla ordudan tasfiye edildiklerini, 15 Temmuz gecesi hain darbecilerle çatıştıklarını bir bilgi olarak buraya yazmaya bile gerek yok.

Benim için önemli olan, Amirallerin Açıklaması’nın yarattığı etki ve ayrışmadır.

Devletin yüksek katından ve siyasî toplumun bir kesiminden gelen ilk tepkilerin derinlere nüfuz etmiş bir korkuyu açığa vurduğunu kaydetmek gerekir. Alçaklar, hadsizler, darbeciler, edepsizler, zevzekler gibi hakaretlerin ardından rütbeleri söküle, emeklilik maaşları alına, lojmanlarından kovula, Mithat Paşa gibi Taif’e sürüle, en ağır cezalar verile gibi öneriler geldi. Bu nasıl bir korku?

Bazı heveskâr fırsatçılar Saray’ın gözüne girmek için bu olaydan yararlandılar. Çok yakından tanıdıkları, ağızlarından iki kelime almak için peşlerinde dolandıkları Amirallerin “sinsi bir amacın hizmetinde” olduklarını utanmadan iddia ettiler. Siyasî varlıklarını Saray’ın hedefleriyle tevhit eden bu yaşlı ve genç fırsatçıların peşini bırakmayacağız, asla unutturmayacağız! Bu harekete Dev-Genç zamanında boşuna “PDA oportünizmi” dememişler!

Neyse, uzatmayalım…

Açıklama bence etkili oldu. Hakaretlere, tehditlere, esip gürlemelere, Akit, Aydınlık ve Yeni Şafak gibi gerici gazetelerin çıldırmış manşetlerine rağmen, Saray Amirallerin mesajını aldı. Amirallerin uyarısı hedefi tam on ikiden vurdu; ulaşması gereken yere ulaştı ve beklenen etkiyi yarattı.

Sayın Reis, bazı komutanların da yer aldığı özel bir toplantıda Açıklama’yı görüşüp tartıştıktan sonra, bütün televizyon kanallarında aynı anda yayımlanan bir konuşma yaptı. “Montrö Sözleşmesi'ne bağlılığımızı sürdürüyoruz, çıkma niyetimiz yok,” dedi. Böylece Amirallerin Montrö kaygılarının haklı ve meşru olduğunu kabul etmiş oldu. Çok güzel!

Fakat hemen ardından Sayın Başkan, şu cümleyi dile getirdi: “Daha iyisi için imkân bulana kadar Montrö'ye bağlılığımızı sürdürüyoruz.” Şu cümlenin zarafetine bakar mısınız? Saray’ın söz yazarları bu sözcükleri dizmek için kim bilir nasıl kafa patlattılar! Öyle bir cümle ki gerici basının günlerce Montrö egemenliğimize tecavüz ediyor, kaldırılmalıdır, çıkarız gibi çığlıklarına anlam kazandırdı. Yani diyor ki şu anda Montrö’ye bağlıyız fakat Sözleşme’den çıkmak için imkân arıyoruz; Kanal İstanbul’la birlikte Montrö Sözleşmesi’ni Atlantik sistemiyle pazarlıkta el yükseltmek için kullanıyoruz. Bu yolda giderseniz istediğiniz imkânı size vereceklerdir! Amirallerin kaygısı Saray’ın Montrö’den çıkış imkânı aramasıdır.

Bendeniz aşağı yukarı elli yıldır Türk siyaset âlemini izlerim, Türk ve dünya kamuoyunun siyasî iktidar tarafından bu derece enayi yerine konulduğu bir dönem hatırlamıyorum. Siyasette aşırı kurnazlık iyi sonuç vermez.

Burada strateji konularına girecek değilim. Baltık bölgesinden başlayarak Adalar Denizi’ne uzanan NATO çevrelemesinin, Donbass bölgesinde Ukrayna-ABD ile Rusya arasında ilk ateş teatisinin başladığı bir sırada ancak ABD savaş filolarının Karadeniz’e çıkmasıyla tamamlanacağını; Montrö’nün bu bağlamda ABD tarafından stratejik bir engel olarak görüldüğünü; Reis’in Kanal İstanbul için yaptığı hamleyi tam da şu sırada neden hızlandırdığını; Saray’ın Ukrayna, Kırım, Kuzey Enerji Hattı gibi sorunlarda NATO’ya nasıl angaje olduğunu vs analiz edecek değilim. Bunlar defalarca yazıldı.

Ben Amirallerin Açıklaması’nın yarattığı etkiyle ilgileniyorum.

Sayın Saray, Amirallerin tekkede diz çöken sarıklı amiralle ilgili kaygılarını da meşru buldu ve onayladı. “Olumlu bakmadık,” dedi. “Biz de yanlış buluyoruz,” diye ekledi. Sarıklı amirale soruşturma açıldığını söyledi, Millî Savunma Bakanı’nı eliyle işaret ederek, “Gereğini yapacaktır,” dedi. Böylece Açıklama’da dile getirilen önemli bir diğer kaygının da haklı ve meşru olduğunu kabul etmiş oldu.

Reisicumhur’un iki temel konuda amirallerin kaygılarına itiraz etmediğini anlıyoruz: Montrö ve askerlerin tekke mensubiyetine karşı tavır.

Peki o zaman Açıklama’yı neden “ihanet girişimi” olarak görüyor ve amiraller “en ağır şekilde cezalandırılacaklar” diyerek yargıya yol gösteriyor?

İki sebepten ötürü.

Birincisi: Amirallerin birkaçını suçlu durumuna düşürüp “en ağır şekilde” cezalandırarak ABD ve AB’ye Mavi Vatan, Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Karadeniz konusunda güvence vermeyi düşünüyor. Onlar Conilerin, AB parlamenterlerinin, Yunanlıların ve ülkemizdeki işbirlikçi liberallerin en nefret ettiği amiraller... Onların en azından bir kısmının feda edilmesi, Saray’ın yeni dış politikasına inandırıcılık kazandırır.

İkincisi: Amirallerin Açıklaması’nı iç politikada manivela olarak kullanmayı, böylece siyasî partiler arenasında yeni bir saflaşma yaratmayı düşünüyor.

Birincisini anlamak o kadar zor değil. AKP ülke jeopolitiğini her zaman bir pazarlık aracı olarak kullandı. Üstelik acilen sıcak paraya, S-400’ler konusunda anlayışa, dış desteğe ihtiyacı var; kendisini Batı’ya “vazgeçilmez” gösterecek ki iktidarını sürdürebilsin.

Fakat ikinci sebep gerçekten enteresan. Sayın Reis “Bildiri buram buram darbe kokuyor” (buram buram!) dedikten sonra, “Emekli amiraller talimatı Kılıçdaroğlu’ndan alıyor,” dedi. İnanamadığım için şimdi bir daha baktım. Tam da böyle demiş!

Daha önce de yazdım, Sayın Reis CHP’den nefret ediyor; ismiyle ve tarihiyle bu partiyi vesayetin son kalesi olarak görüyor ve onu siyaset alanından sürüp çıkarmak, adeta yok etmek istiyor. Böyle bir parti olmasın istiyor. İlk planda amirallerin CHP üyesi akrabalarının listesini çıkarıp havuz medyasında yayımlamaları bu konuda ciddî olduklarını gösteriyor. Böylece hem CHP’yi “darbeci” olarak gösterecek, hem de -daha önemlisi- “darbe iddiaları”nı askeriyenin alanından çıkararak, yani Türk Ordusu’ndan uzaklaştırarak siyaset alanına aktarmış olacak, askerin sivil politikacılar tarafından kışkırtıldığını iddia edecek. Böylece Açıklama’ya karşı bizzat örgütlediği tepkiyi siyasî partiler arenasında operasyonel bir alet olarak kullanacak.

Sergilenen siyaset sanatının kurnazlığına hayran olmamak elde değil. Bir taşla ne çok kuş! Mavi Vatan’ı savunan birkaç amirali feda ediyorsunuz, karşılığında hem iç hem de dış politikada büyük kazanımlar elde ediyor, iktidarınızı güvence altına alıyorsunuz.

Dünya tarihinde hiçbir kral, imparator ya da cumhurbaşkanı bu kadar serbest yorum yapma yetkisine, iç ve dış politikada bu kadar geniş manevra imkânına sahip olmamıştır. Zayıflama sürecine giren bir siyasî iktidarın asgari güçle azami yetki kullanması da ender rastlanan bir durum.

“Önemli olan halkın sofrasına koyduğu ekmektir, darbe marbe icat ederek gündemi saptırmayın” diyen politikacıların tutumu tek kelimeyle gülünçtür, acınacak bir durumdur, korkaklıktır! Sofra elbette önemli fakat gün gelir sofrayı donatırsınız; ancak Montrö’yle, Lozan’la, silahlı kuvvetlerin yapısıyla oynarsanız, öyle ağır bir beka sorunu yaratırsınız ki bugünün dünyasında ortaya çıkacak zararı hiçbir şey telafi edemez.

Sonuç olarak, Amirallerin Açıklaması, siyasî topluma yön verenlerin konumlarını, niyetlerini; politik aktörlerin, medya unsurlarının, yazar çizerlerin gerçek “iltisaklar”ını, hatta karakterlerini, kişiliklerini ortaya koyan büyük bir etki yaratmış ve siyaset tarihimize geçmiştir. Amirallerin yargılanması, salıverilmesi ya da cezalandırılması Türkiye’deki güçler dengesini de en çıplak hâliyle gözler önüne serecektir.