Anıt Adam kendini savunuyor

featured

Yaşar Aksoy yazdı…

Bugün, dünyamızı sömüren Baş patron Amerikan Emperyalizminin, İngiltere isimli muavini ile birlikte, Yunan Emperyalizmini kışkırtarak İzmir’e muazzam bir donanma ile saldırdığı 15 Mayıs 1919 faciasının 105’inci yıl dönümü..

Bu tarih, aynı zamanda rahmetli Sabri Süphandağlı başkanlığındaki İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin, gazeteci Zeynel kozanoğlu ve Hikmet Çetinkaya başta olmak üzere, benim de içinde bulunduğum tüm gazetecilerce birlikte gerçekleştirilen kahramanca bir ulusal kampanya ile Türk milletini tümüyle arkasına alarak, İzmir Konak Meydanına “İlk Kurşun (Hasan Tahsin) Anıtı’nı diktiği 15 Mayıs 1974 tarihinin de tam 50.yıl dönümü.. Oradaydım, anıt dikilirken.. Sabri Süphandağlı büyüğümün yanı başındaydım.. (O saniyelerin fotoğraflarını yarın geniş biçimde yayınlayacağım.)

Merhum Sabri Süphandağlı’nın gelini gazeteci Aylin Süphandağlı ve ailesine, rahmetli Can Süphandağlı kardeşime, yine bu anıt dikme onurlu mücadelesinde cemiyetimizin yönetim kurullarında çalışmış ve halen hayatta olan Çetin Gürel, Tayfur Göçmenoğlu, Levent Bimen, Türkmen Parlak gibi meslek büyüklerimize, bu vesile ile derin saygılarımı ve selamlarımı sunarım.. (Unuttuklarım varsa affetsinler..)
Bu yüzden yazımızın başına bu muazzam savaş donanmasının en önünde ilerleyen Amerikan Amirallik Gemisi Arizona zırhlısının New York limanından çıkışını gösteren fotoğrafını koyduk..

Bugün bu uzun yazımı yazmanın esas sebebi, 15 Mayıs 1974 tarihi öncesi ve sonrasında çalıştığım Demokrat İzmir, Yeni Asır, Hürriyet, Dokuz Eylül gibi gazetelerde ve kalem oynattığım Cumhuriyet gazetesinde belki yüzlerce yazı yazarak, Hasan Tahsin kahramanımıza alçakça direkt veya sinsice arkadan dolanarak saldıran nice milliyetsiz ve art niyetli kişiye tek başıma karşı çıkarak Anıt Adam’ın savunmasını, ısrarla ve cesurca belgelere dayanarak yapmış olmamdır.

Bir süre önce önemli bir tarih dergisinde “Prens Efdalettin” isimli tarihle alakasız bir güya akademisyen kimlikli (günümüzde ne yazık ki Kuran dili diye tanıtılan Arapça ya da Osmanlıca yazıları, konuşma dilimize Latin alfabesiyle aktaran ve başka hiçbir başarısı ve kabiliyeti (!) olmayan bir şahsın “Hasan Tahsin’i Tanıyor muyuz?” başlıklı yazı ile ilk kurşunu atan sosyalist gazeteci Hasan Tahsin’i itibarsızlaştıran, onun hakkında şüphe ve kuşku tohumlarını kafalara eken, en önemlisi tam 105 yıldır onu yerin dibine batıran iftiralar kervanına katkı yapan bir “malum kişinin” şahsıma sosyal medyada yaptığı hakaretlere bilimsel yanıt vermek içindir. (Meraklısı, Hasan Tahsin’in sosyalist inançlı olduğuna dair Toplumsal Tarih dergisinin Şubat 2020 tarihli Yaşar Aksoy imzalı, “Hasan Tahsin’in Son Yazıları: Lenin ve Troçki Hakkındai Görüşleri” başlıklı yazıyı okuyabilir)

Prens Efdalettin bu yazısında hukuki bir süreçten korktuğu için ya da çevremde sayısız sayıda ulusalcı avukat ordusu bulunduğunu fark ettiği için beni, “malum kişi” diye tanıtıyor, 50 yıldır kendi çevresine ile birlikte hakkımda gizlice yaptıkları iftiraları da böylece ortaya seriyor. Bu yüzden ben de onun ismini vermeden, “Prens Efdalettin” yaftası ile onu anıyorum. Ancak “İlk Kurşun Kendini Savunuyor” kapsamında her türlü hukuki sürece hazırım, hazırız..

Öncesine gelelim.. Söz konusu atrih dergisinde yayınlanan Hsan Tahsin’e yönelik Prens Efdalettin’in bu hezeyanlarına karşı dostum gazeteci Hasan Tahsin Kocabaş’ın sosyal medya hesabına tek cümlelik bir bilgi notu eklemiştim, sadece Hasan Tahsin Kocabaş Bey’i bilgilendirmeye yönelikti. Kocabaş’ın daha sonra hemen sildiği bu kısa bilgi notu üzerine, Prens Efdalettin kuyruğuna basılmış bir çiyan gibi çıldırmışcasına feveran etti, çok düşük kalitede saldırıya geçti. Ancak bir hukuki süreçten korktuğu için 50 yıldır her cephede Hasan Tahsin’i savunmuş, hatta Hasan Tahsin’in Yaşatma Derneklerini kurucu kimliği ile yönetmiş , bu yönde nice etkinliklere imza atmış şahsımın ismini vermeden, “Malum kişi” diyerek tam da derin devlet kumpas suçlamalarına benzer bir karanlık üslup ile yazıp çizmiştir. Her kanaldan

(Facebook, Whatsapp, İnstagram, e-mal) bu saldırılarını sürdürdü. Hepsini arşivledik..

Suçumuz Hasan Tahsin’i her ortamda savunmak!..

“Hasan Tahsin’in tanıyor muyuz?” diye bize soruyor aklı sıra..

Tanıyoruz lan!.. İlk kurşunu attığı için, anıtlaştığı için.. Halkımızın gözünde bir yurtsever sembol olduğu için tanıyoruz. Yetmiyor mu lan?.. Nokta..

Bu suçlamaları bir dostumun uyarısı üzerine Smyrna isimli bir Facebook sitesinde Hakan isimli bir kişinin profilinde gördüm. Hakan bir tv görevlisi olduğu zaman proğramlarında yer alırdım, o kadar.. Hasan Tahsin Kocabaş ve benimle birlikte ortak sosyal medya arkadaşımız olan Hakan Bey, böylece bu vatan savunması yazılarımın içine de yerleşmiş oldu. Gerçek tavrını bilmiyorum..

Hasan Tahsin’e, İngiliz yetiştirmesi Kadir Mısıroğlu’nun fitilini ateşlediği saldırılar, iftiralar, haksız eleştiriler kervanına böylece Prens Efdalettin de katılmış oldu.

Tümüne birden, alayına bu yazımla şimdilik bu kadar yanıt vereceğim.

Biraz uzun oldu ama, tarih meraklılarına sunulur.

Bu yazımın oluşmasında gazeteci dostum Murat Attila’ya, ülkemizin en önemli ulusalcı aydınlarının benimle birlikte kalem oynattığı “Dağarcık Türkiye” sitesine ve yayınlarına buradan selam gönderiyorum.
Bakalım “Keşke Yunan galip gelseydi, böylece saltanat hilafet, şeriat kaldırılmamış olurdu!..” diyen fesli Kadir Mısıroğlu’ndan Prens Efdalettin’e kadar nice art niyetli elalem ne haltlar yemişler?..

Tek tek, satır satır yanıt vereceğiz..

Bu savunmayı, daha da genişleterek avukatlarım olası bir hukuki süreç için yasal bir savunma haline getirdiler, üstelik yayınevimden kitap halinde basılacağına dair söz de aldım.. Yayınevime de teşekkür ediyorum.

ANIT ADAM KENDİNİ SAVUNUYOR

Saldırı ve iftiraların fitilini Fesli Kadir Mısıroğlu, sahibi olduğu Sebil dergisinde başlatmıştır.
Cumhuriyet gazetesinin 8.5.2024 tarihli sayısında Zülal Kalkandelen, bu Cumhuriyet düşmanı için bakın ne yazıyor:

“.. Bilal Erdoğan, öyülünün beşinci yılında Kadir mısırolu için düzenlenen sempozyuma atılıp ona övgüler yadırmış. Kimdir Mısırolu?.. Türkiye Cumhuriyeti7nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk hakkında yaptı hakaretler ile tanınan Fesli Kadir.. Laikliğe, Cumhuriyet Devrimi’ne, Atatürk’e nefret saçan bu şahıs..”
Fesli’nin ardından kalpaklı sahte ulusalcı Yalçın Küçük gelmiştir..

Prof.Yalçın Küçük ısrarla, “Hasan Tahsin, işbirlikçi bir Yahudi’dir..”diyor.. Yine Türkiyemiz çok büyük bir emperyalist ittifak tarafından kuşatılmış bir ortamda iken, üstelik Türk askeri Irak, Suriye ve Libya’da büyük tehlikelerle karşı karşıya görev başında iken, terörle canla başla mücadele ederken; tam da 31 Aralık 2019 tarihinde “2020’yi Kemalizmle mücadele senesi ilan edelim mi? 2020 Kemalizmin sonu..” cümlesi ile bir twitt atan Mustafa Armağan yönetimindeki “Derin Tarih” dergisi de, Aralık 2019 tarihli sayısında Hasan Tahsin’i bir “düşman portresi” gibi sunmakta. Böylece “Derin Tarih” dergisindeki iftiralara da yanıt vermek farz oldu..

Yanıtlarımızı geniş bir dizi yazı halinde tam sayfa 9 – 18 Aralık 2019 tarihlerinde yayınlayan İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin yaygın organı “Dokuz Eylül” gazetesine ve genel yönetmeni Murat Attila’ya şükran borçluyuz. Şimdi bir kördüğüm haline getirilmiş olan “İlk Kurşun” olayını çözelim.

Öncelikle şunları tespit edelim: Selanik doğumlu “Anıt Adam” Hasan Tahsin’e saldıran, iftira edenler ; yani, gerçekte Selanik doğumlu Atatürk ile Cumhuriyet Tarihi’ni çamura bulamak isteyenlerin tümü geniş bir cephe halindedirler. Yalçın Küçük’ün, Hasan Tahsin hakkında devamlı olarak yazdıkları ve söyledikleri Kara Dedikodu’dur. Kara Dedikodu, Emperyalizmi hedef almamakta, tam tersine Emperyalizme hizmet etmektedir.

İFTİRA VE ELEŞTİRİLERE YANIT VERİYORUZ..

“Hasan Tahsin’e iftira etmek ve devamlı suçlama yapmak, İlk Kurşun Anıtı’nın 1974’te İzmir Konak Meydanına İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından düzenlenen muhteşem bir kampanya ile dikilmesinden itibaren yani, tam 50 yıldır gafil kalemler tarafından moda haline getirilmiştir. Hatta sol (!) aydın (!) etiketli Prof.Yalçın Küçük, milli mücadele kahramanı olan gazeteci Hasan Tahsin’e “kuvayı milliye düşmanı, işbirlikçi, gizli Yahudi” diye sürekli yazabilmiş ve konuşmuştur. Hangi Yalçın Küçük?..”

Arşivimde bulunan ve içindekileri dehşetle okuduğum 1993 yılında Zağros Yayınevi’nin yayınladığı “Dirilişin Öyküsü” isimli, kapağında Kalaşnikoflu teröristlerle el sıkışan Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının bulunduğu, iki imzalı “Abdullah Öcalan ve Yalçın Küçük” imzası ile yayınlanan kitabın yazarı Yalçın Küçük’ten söz ediyoruz. Yani PKK’nın kuruluşunu diriliş diye takdim eden bu profesör, halkımızın dirilişinde ilk kurşununu atan kahraman gazeteciye devamlı iftira ve hakaret etmiştir. Devam edelim.

GENİŞ BİR İFTİRA CEPHESİ

Hasan Tahsin’e saldıran, iftira edenler yani, gerçekte Cumhuriyet Tarihi’ni çamura bulamak isteyenlerin tümü geniş bir cephe halindedirler.

Kurtuluş Savaşımızın 100.yılı olan 2019 yılında, “Toplumsal Tarih” dergisinin Ağustos 2019 tarihli sayısında “Türkiye’de Dünü İnşa Etmek – Hasan Tahsin ve İlk Kurşun Anıtı” isimli yazısıyla şehit gazetecinin ilk kurşunu atmadığı iddiasını kıvır kıvır eski yalan söylentilerden hareketle yeniden yazan, devlet memuru, hem de Dokuz Eylül Üniversitesi akademisyeni Mithat K.Vural ve daha da vahimi “Derin Tarih” dergisinin Aralık 2109 tarihli sayısında yine Hasan Tahsin’e bir çok kalem ile birlikte iftiraları sıralayan kıdemli Hasan Tahsin düşmanı Mustafa Armağan da bu kafilenin içindedirler ne yazık ki.. Prens Efdalettin minik bir ayrıntıdır aslında Ama o da mide bulandırıyor..

Biz, Türkiye her yönden gelen terörle savaşırken, Hasan Tahsin’e namlusu doğrultan mevcut iktidarın gözde tarihçisi Mustafa Armağan tarafından yayınlanan “Derin Tarih” dergisinin Aralık 2019 tarihli sayısında yayınlanan iftiralara, korkusuzca yanıt vermek zorundayız. Yalçın Küçük’ten başlayarak tüm iftiracıların yüzlerine gerçekleri çarpacağız.

HASAN TAHSİN İŞBİRLİKÇİDİR

Yalçın Küçük, “Derin Tarih” dergisinde eski yazılarından alıntı yapılarak şunları yazdı:

“Elimizdeki bilgiler şunlardır: Hasan Tahsin’in kuvayı milliyeci olduğunu gösteren hiçbir işarete sahip bulunmuyoruz. Bütün bilgiler, Hasan Tahsin’in işgale mukavemet düşüncesine karşı, bir işbirlikçi olduğu yönündedir. Hasan Tahsin’in nasıl öldüğü ve öldürüldüğü konusunda hiçbir kanıt yoktur. İşgal günü ne yapmakta olduğu noktasında ise güvendirici bir tanıklık bulunmamaktadır.

Asıl adı “Osman Nevres” olan ve “Dönme (Gizli Yahudi, Sebatayist)” olduğu ileri sürülen Hasan Tahsin’in bütün yaşamında açıklanamayan kuşkulu noktalar bulunmaktadır. (Bilgesu Erenus ve Yalçın Küçük, Aydınlık Zindan, Kaynak Yayınları, 2000,s.146- 147)

İzmir’in Helen kuvvetleri tarafından işgali, Türkiye kurtuluş hareketinin başlangıcı değildir; bu, ciddiyetten son derece uzak bir iddia olarak ortada duruyor. Daha da ciddiyetsiz bir iddia ise, ilk kurşunun İzmir’de atılması oluyor; İzmir’de bir “ilk kurşun” anıtının olmasını bir tarih tuluatı olarak görüyorum. Türkiye’nin modern kurtuluş savaşında ilk kurşun İskenderun çevresinde ve yine Ermeni tehditi karşısında atılıyor. Bezmi Nusret Kaygusuz, anılarında, Hasan Tahsin’in her türlü direnişe karşı olduğunu, İngiliz yanlısı “Osmanlı Sulh ve Selamet Cemiyeti” üyesi olduğunu, İzmir’de başyazarlığını yaptığı Hukuk-u Beşer gazetesinin de aynı rengi taşıdığını ortaya koyuyor; “bu gazete, Cemiyeti, tamamen Prens Sabahattin’e bağlamaktadır” diyor.

Türkiye kurtuluş mücadelesinde ilk kurşunu attığı ileri sürüyen kimsenin, kurtuluşa ve direnmeye karşı olması gibi bir tarihin cilvesi üzerinde durmak gereğini duyuyorum. Hasan Tahsin gözü dönmüş bir ihbarcıdır gizli direniş yuvalarını, işgal kuvvetleri delegelerine açıklamayı açıkça savunabiliyor. Böyle bir insanın bir derinişçi veya kurtuluşçu olmasını imkan dahilinde göremiyorum (Türkiye üzerine Tezler 5, Tekin yayınları, 1992, s.343)

“Derin Tarih”te Yalçın Küçük imzası ile yayınlanan bu yazıdaki iddiaların tümü yalan ve iftiradır. Hasan Tahsin’in nasıl bir direnişçi olduğu Emperyalizme karşı halkını nasıl uyardığını belgeleyen tüm direniş yazılarının toplu basımı olan “Hukuk-u Beşer” (tıpkı basım, APİKAM Yayını) gazetesi yazılarında ve 14 Mayıs gecesi Maşatlık Mitingi’nde yaptığı konuşmaya tanık olmuş kişilerin, Yaşar Aksoy ve TRT arşivinde bulunan görüntülerinde ve sayısız tarih kitabında sabittir. Bir dönem Osmanlı Sulh ve Selamet Fırkası çizgisinde kalem oynatması ise, millici faaliyetlerini perdelemek içindir (Belgeleri için bakınız, Yaşar Aksoy’un Hasan Tahsin – Yürekler Selanik kitabı)..

Gelelim gizli Yahudi iddiasına..

HASAN TAHSİN, GİZLİ YAHUDİ’DİR

Şimdi, Göktürk Fırat imzası ile 17.4.2005 tarihinde yayınlanmış Trabzon İHA kaynaklı birkaç medya haberi okuyalım..

Başlık: Yalçın Küçük,Hasan Tahsin’in düşmana ilk kurşunu atmadığı ve kendisinin İbrani (Yahudi) olduğunu ortaya çıkardı:

“Trabzon Dünya Ticaret Merkezi’ndeki Doğu Karadeniz 1. Kitap ve Kültür Sanat Fuarı’na katılan araştırmacı-yazar Prof. Dr. Yalçın Küçük, okurları ile buluştu. Prof. Dr. Yalçın Küçük, okurlarına hitaben yaptığı söyleşide yakın tarihimizde yer alan birçok olayın gerçek olmadığını ileri sürerek, kurtuluş mücadelesinde ilk kurşunu attığı söylenen Hasan Tahsin’in ‘İbrani’ olduğunu iddia etti. “Hiçbir ülke tarihinde ve savaş tarihinde ilk kurşun diye bir olay yoktur” diyen Küçük, “Kurtuluş mücadelesinde Hasan Tahsin’in ilk kurşunu attığı doğru değildir. Yaptığım araştırmada Hasan Tahsin’in ‘İbrani’ olduğunu öğrendim” diye konuştu.

Murat Aydın imzası ile Haber 7com’da 29.4.2005 tarihinde yayınlanan bir başka medya haberi:

Başlık: İlk kurşun İzmir’e atıldı palavrası

Gazi Üniversitesi’nde profesör olan yazar Yalçın Küçük İsyan 2 isimli yeni kitabında gündemin üstüne yerleşiyor. Kitapta şunlar yazılı: “ İlk kurşun İzmir’de atıldı palavrası.. Hep söylerler. İlk Kurşun’u İzmir’de Hasan Tahsin atmıştır. Hayır. İlk Kurşun, İskenderun Dörtyol’da atılmıştır. Ve atılan köy ise Ermenilerin yaşadığı bir köydür. İlk Kurşun’u attığı söylenen kişi olan Hasan Tahsin’in adının ise Osman Nevres olduğunu artık biliyoruz. Nevres ise Yahudidir. Yahudiler ve kripto Yahudiler ise, İlk Kurşun masalını hep kendilerine mal ediyorlar…”

KARA DEDİKODUNUN TERÖRE KATKISI

Yalçın Küçük’ten bu yönde daha bir çok örnekler verebiliriz.. Önce şunu vurgulayalım.. Yalçın Küçük’ün Hasan Tahsin hakkında yıllarca devamlı olarak yazdıkları ve söyledikleri Kara Dedikodu’dur.

Hiçbir bilimsel kritere uymayan, kara dedikodu şeklindeki bu deli saçması iddiaların tarihin çöp tenekesinde yer alacağı şüphesizdir, ancak saf ve meraklı genç beyinlerde oluşturduğu tahribat bilinmelidir.

Hele muhafazakar – sağ radikal kesimin militanlarını bu tür yayınların tahrik ettiği ve tetikçiliğe sevk ettiği unutulmamalıdır. Hatırlayalım, Malatya Tren İstasyonu’nda gazeteci Ahmet Emin Yalman’ı vuran genç Hüseyin Üzmez ile gazeteci Abdi İpekçi’yi şehit eden genç Mehmet Ali Ağca, bu eylemlerini, gizli Yahudi portrelere (Sabetaycılara) karşı yaptıklarını belirtmişlerdi. Konumuz vahim ve mühimdir

ATATÜRK’E BUNLARI DİYEN, HASAN TAHSİN’E AZ BİLE HAKARET ETMİŞTİR

Şimdi, devamlı olarak Hasan Tahsin’e, “İşbirlikçi, kuvayı milliye düşmanı, gizli Yahudi” diye hakaret eden Prof. Yalçın Küçük’ün, Atatürk hakkındaki yazdıklarını da okuyalım:

“Mustafa Kemal, çok vesveseli, hep kıstırılmışlık kompleksi içinde yaşayan, sevgisiz bir insandır. Annesini sevmez; Mütareke’de İstanbul’da annesi ile değil Perapalas’ta kalmayı tercih ediyor. Annesinin cenazesine gitmiyor. Latife’yi de sevdiğini gösteren hiçbir işaret yok. Üstelik kendisinin Latife’yi seçtiğini sanmıyorum. İzmir’in komprador burjuvazisi olan Uşakizadeler, İsviçre’de okuyup yaşayan kızlarını Mustafa Kemal’e vererek, Kemal’i burjuvaziye damat alıyorlar.

Mustafa Kemal de hep, “sosyete kadınlarına” yatkınlık sergiliyor. Sofya’da, Şam’da, İstanbul’da hep zengin ve güzel hanımların bulunduğu salonlara girmeye çalışıyor. Bu alanda çok başarısız kalıyor. Kemal, asker yürüyüşü ile dans ediyor. Sevimli olamaz.

Sevgisiz ve acımasızdır. Kendisine İzmir’de suikast düzenlediği iddiası ile yargılanan Maliye Nazırı Cavit Bey’i astırdığı akşam, bir balo düzenlemeye dikkat ediyor.

Mustafa Kemal, geç kalmış ve bu nedenle fazla gelişememiş bir Korkunç İvan veya Sekizinci Henry’dir. İkincisini Shakespeare yazdı ve birincisini Eisenstein filme aldı. Korkunç İvan, Rus Boyarları yok etti, Mustafa Kemal de beraber yola çıktığı, ya da kendisinden önce yola çıkan tüm liderleri temizledi. Mustafa Kemal’i hiçbir romancı ya da yönetmenin sevimli yapabileceğine ihtimal vermiyorum. En gerçekçi film Korkunç İvan’ın başarısız bir kopyası olabilir.

Kemalizm, şiddetle kitlelere kakılmak istenmiştir. Mustafa Kemal’in ufku, 2.Abdülhamit’ten de, Enver Paşa’dan da daha sınırlıdır, yetersizdir. (Emperyalist Türkiye, Başak Yayınları, İstanbul 1992, s.94)
(Yaşar Aksoy’un Notu: 1- Korkunç İvan (1533 – 1584), tarihte kötülüğün vücut bulmuş hali olarak tarif edilen, toplu katliamlar yapan, işkenceci ve vahşi Rus Çarı.

2- Sekizinci Henry (1509 – 1547), Eşlerini idam etmesi ile tanınan, gördüğü her kadına asılan, ırz düşmanı, zalim ve acımasız İngiltere Kralı.)

HASAN TAHSİN HEYKELİ KALDIRILMALIDIR

“.. Mustafa Armağan şunu söylüyor: ” Konak Meydanı’ndaki anıtın üzerinden sessiz sedasız “İlk Kurşun Anıtı” yazısı çıkarıldı. Hayra alamettir ve tarihin normalleşmesine dönük bir adımdır. Hasan Tahsin Heykelinin kaldırılması ve yerine illa yapılacak ise gerçek şehitlerimizin sembolü olarak Albay Süleyman Fethi’nin heykelinin yapılması atılacak ilk adım olmalı.

“.. Mustafa Armağan devam ediyor: “Bize soruyorlar yakın tarih üzerinde bu kadar duruyor ve tabulara dokunmakta neden ısrar ediyorsunuz? Bu ülkede Bediüzzaman’ın dediği gibi “bir zındıka komitesi” üzerinden İslam’a bir oyun oynandı; 100 yıl sonra bazı perdeleri değişse de oyunun kendisi hem de devlet eliyle ve zoruyla sahnelenmekte. İşte bu oyunu bozmalıyız asıl..”

Aralık 2019 tarihli “Derin Tarih” dergisi yazarları; başta “Konak meydanındaki Hasan Tahsin heykelinin kaldırılmasını öneren” Mustafa Armağan, Prof.Yalçın Küçük, eski polis Eyüp Şahin, Erdoğan Sorguç, “Keşke Kurtuluş Savaşında Yunan galip gelseydi” diyebilen püsküllü Kadir Mısıroğlu’nun Sebil dergisinin gözde yazarı M.Ertuğrul Düzdağ, Afyon Kocatepe Üniversitesi öğretim üyesi muhafazakar akademisyen Doç.Dr.Turan Akkoyun, hep birlikte , Hasan Tahsin’e, “Yahudidir, ilk kurşunu atmadı, yalancı medyanın ürünüdür ” iddiaları ile yaylım ateş biçiminde saldırdılar.

HASAN TAHSİN, YAHUDİ MİYDİ?

Hasan Tahsin’e yöneltilen “Yahudi” suçlamasına öncelikle yanıt vermemiz gerek. Öncelikle, Yahudi olsun veya Türk olsun, bir insan vatanı için ölümü birkaç kez göze alarak destansı bir yaşam mücadelesi vermiş midir?.. Ona bakalım. Yoksa, Milli Mücadele kahramanlarının ailesel etnik kökenleri hiç kimseyi ilgilendirmez ve de hiçbir komplocu kumpasın delili olamaz. Çanakkale Şehitliği’nde yatanlar, bu suçlamaya en anlamlı yanıtı vermiştir.

Şimdi şunların altını çizerek yoluma devam etmek istiyorum:

“- .. Hasan Tahsin, Türk oğlu Türk ve Müslüman oğlu Müslümandır.. Fakir bir aileden, alt tabakadan gelir.. Selanik Hapishanesi Sergardiyanı Türk ve Müslüman Recep Ağa ile Türk ve Müslüman Rabia Hanımın oğludur. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu, bir milletler ve etnik aidiyetler sentezidir, kökeni ne olursa olsun herkes Osmanlı’dır.. Sonuç olarak da bu Osmanlı İmparatorluğu, bir Müslüman Türk İmparatorluğudur; itirazı olan var mı?..”

İçinde başka dinden etnik kitleler olsa bile, Osmanlı için tarihe düşülen not böyledir.. Bizans’ın içinde de çeşitli halklar vardı; ama sonuçta Bizans, bir Roma-Rum İmparatorluğu’dur..

Osmanlı’nın tüm etnik, kültürel, dini, mezhepsel mirasını omuzlayıp gelen Türkiye Cumhuriyeti de, bir ırklar ve manevi aidiyetler sentezidir, kurtuluş savaşı sonucunda oluşan cumhuriyetin ulusal gerçeğini de başka türlü tarif edemeyiz; bu yüzden büyük çoğunlukla her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kökeni ve dini, mezhebi ne olursa olsun, “Türkiye ve Türk” üst yapısında buluşur, kaynaşır, isteyen bunu kabul etmeyebilir.

Hasan Tahsin’i bu manevi, sosyolojik, tarihsel ve antropolojik gerçekler sebebiyle Türk olarak biliriz, kabul ederiz; ola ki Türk değil, Türklük için şehit olmuş ise, sonuna kadar Türk’tür; Teşkilatı Mahsusa kahramanı Zenci Musa gibi, ASALA terörünü protesto için Taksim Meydanında kendini yakan Ermeni Artin Penik ve daha nice başka etnik kökenli şehitlerimiz gibi..

BOLŞEVİK, ANARŞİST, TERÖRİST İDDİALARI..

Hasan Tahsin´e “Bolşevik” diye saldıranlar olmuştur, İzmir’de Köylü Gazetesi sahibi Mehmet Refet gibi. Neymiş?.. Kız kardeşini başı açık olduğu halde Frenk mahallesinde sinemaya götürüyormuş, işte bu davranışı Bolşevik olduğunun ispatıymış.. Bunu yazan Mehmet Refet, Yunan işgalini desteklediği ve kurtuluş savaşımıza karşı çıktığı için 150´likler listesine dahil edilmiş ve vatanımızdan kovulmuştur.
Yok efendim.. Hasan Tahsin anarşistmiş ve teröristmiş.. Bunu da yazan ve savunan Marksist-liberal tarihçi Prof. Mete Tuncay´dır.. Geçiniz..

Geniş bir yobaz çevre tarafından Yahudi olduğuna dair ırkçı suçlamaların üzerinde biraz daha duralım. Çünkü yahudilik iddiası, anarşist, terörist, Bolşevik iftiralarını peşinden sürüklemektedir. Diyorlar ki, “Hasan Tahsin, Sabetaycı”dır.. Yani şunu iddia ediyorlar: “Hasan Tahsin, Selanik doğumlu olduğu için İbrani kökenlidir, yani Yahudi asıllıdır, Yahudi dönmesidir, sahte Mesih Sabetay Sevi´nin izleyicisidir..”..
Bu iddiaların kaynağı da, örneğin Prof. Ertuğrul Düzdağ gibi Politik İslamcı yazarlar ve güya Marksist etiketli Prof.Yalçın Küçük´tür. Tümü yalandır, iftiradır, Atatürk gibi, Hasan Tahsin de Selanikli olduğu için güya doğum yerlerine atıfta bulunarak, bu Türk vatanseverlerine gizli Yahudilik karalaması sıçratarak, gerçekte “ırkçılık” yapmaktadırlar. Yalçın Küçük´ün “Emperyalist Türkiye” kitabında Atatürk hakkında yazdıklarını ibretle okuduk, Hasan Tahsin´e ırk suçlaması yaparken iltifat etmiştir bile diyebilirsiniz.

EMPERYALİZME HİZMET YARIŞI

Bu tür suçlamalar, Emperyalizm’in işine yarar, ulusal tarih bilincini içinden çökertmeye yarar. Bir vatansevere, “Yahudi” diyerek aşağılamak ve böylece karanlık niyetli olduğunu ima etmek, ırkçılıktır, anti-semitizmdir, kapkaranlık amaçlara hizmet eder.. O kişi, velev ki, öz be öz Yahudi´dir.. Peki, ilk kurşunun atıldığı gün şehit edildi mi, edilmedi mi?.. Vatanı için kanını döktü mü?.. Yahudi olsa ne yazar?.. Kürt olsa ne yazar?.. Gavur olsa ne yazar?..

Burada bir paratez açıyorum: Milliyetçilik, ulusalcılık, yurtseverlik veya vatanseverlik; ulus devletle, ırkla veya dinle alakalı değildir. Vatanını ve halkını, Emperyalizm’e karşı savunmakla, ya da tam tersine halkına ihanet etmekle alakalıdır..

Tam 50 yıldır Hasan Tahsin’i binbir emekle savunduğum, hiçbir kişisel çıkar gözetmeden hakkında yüzlerce yazı yazdığım, konferanslar verdiğim, onu yaşatmak için dernek bile kurduğum için, karanlık internet siteleri, ben naçizane bir Yörük için bile “Sabetaycı” suçlaması yaparlar.

PROF.BİLGE UMAR TÜM İDDİALARI ÇÜRÜTTÜ

İddialara devam edelim.. «

“İlk kurşunu Hasan Tahsin atmadı”, diyen, yazan pek çok kişi de oldu. Başta İzmir Barosu eski Başkanı, İzmir Milli Kütüphane Vakfı Başkanı Av.Necdet Öklem gibi.. Yok efendim evinde kalpten ölmüş, sonra kahraman şehit ilan edilmiş..

Bunların hepsi yalandır. Anadolu Uygarlıkları’nın eşsiz bilginlerinden, hukuk alimi, Prof.Dr.Bilge Umar´ın Yeni Asır gazetesinde 25.1.1973 tarihli “İzmirliler Sizin gibi Düşünmüyor Sayın Behçet Uz” başlıklı, İTBF Öğretim üyesi Doç.Dr.Bilge Umar imzalı yazısı, hemen sonra yine Yeni Asır’da 23.2.1973 – 2.3.1973 tarihleri arasında yayınlanan “İlk Kurşunu Hasan Tahsin Atmıştı” başlıklı inanılmaz derecedeki ayrıntılı incelemesi ve ardından Bilgi Yayınevinden çıkan “Yunanlıların Ege´de Son Günleri” (1974, Ankara) kitabı, tüm bu iddiaları yerle bir etmiştir.

İbretle okunmalıdır. Bir hukuk profesörünün (E.Yeditepe Üniversitesi emekli öğretim üyesi) bir hukukçu titizliği ile ilk kurşunu kimin attığını milimetrik ispatlayışı karşısında tüm şüpheler kaybolur. Tamamen tatmin olunur. Yalanların, teker teker nasıl çürütüldüğü apaçık görülür. Prof.Bilge Umar’a ne kadar teşekkür etsek azdır. Sağlıklı yaşasın..

Bu yönde Adalet Partisi İzmir İl Başkanı Av.Pertev Arat’ın Yeni Asır’da 21.2.1973 tarihinde yayınlanan “Anıt Hakkında” başlıklı yazısı, eski CHP Milletvekili ve ünlü Bestekar Necip Mirkelamoğlu’nun Son Havadis gazetesinde 9 – 15 Ağustos 1981 tarihlerinde yayınlanan “İlk Kurşun Meselesi” başlıklı yazı dizisi, eski İzmir Baro Başkanı ve İzmir Milli Kütüphane Vakfı Başkanı Av.Necdet Öklem’in “İzmir’in İşgali” kitabı (İzmir, 1999, kendi yayını), Turan Akkoyun’un Tarih ve Düşünce dergisinin Aralık 2000 tarihli sayısındaki “İlk Kurşun Masalı” yazısı ile sekiz yıl sonra yayınladığı Tarih ve Toplum dergisi Eylül 1992 tarihli sayısındaki “İzmir’de Atılan İlk Kurşunun Sahibi Meselesine Dair Notlar” yazısındaki iddiaların hepsi bilgi ve belge yetersizliğinden kaynaklanmıştır.

Hem besteci Mirkelamoğlu, hem Arat, hem de sert 28 Şubat uygulamalarında üniversiteden ayrı konulan akademisyen Akkoyun, sevdiğim insanlardır, ahbaplarımdı; keşke o zaman Doçent olan Bilge Umar’a veya naçizane olarak bana danışabilme niyet ve imkanları olsa idi bu yazıları böylesine haksız ve kifayetsiz ortaya çıkmazdı. Rahmetli Av.Necdet Öklem’in ise bize danışmaya gereksinimi olamazdı; çünkü nedendir bilinmez yeminli bir “Hasan Tahsin düşmanı” idi. Bu düşmanlığına, İzmir Milli Kütüphanesi’ni de alet etmiştir.

TÜM “İLKKURŞUNLAR” HEPİMİZİNDİR

Toparlamak istiyorum..

Kuvayı Milliye pratiği der ki.. İlk kurşunu ister sivil gazeteci atsın, ister bir kaç kişi birkaç dakika ara ile atmış olsun, ister bir çeteci atsın, ister bir efe atsın, ister bir asker atsın, ister bir gurup milis topluca atsın, isterse bir din adamı atsın, tüm bu kurşunları “tek bir ilk kurşun” olarak kabul ederiz..

Bu ilk kurşunlar “tekbir” getirerek, Emperyalizme karşı şahlanan ve milli direnişe geçen bir mazlum halkın ilk isyan çığlığı olarak kabul edilir. Ve ecdad tarihinin en mübarek sayfalarına kazınır.

Bu bakımdan “ilk kurşunu ben attım, sen atmadın” çekişmesi, hele hele Yalçın Küçük gibi provakatörlerin sürekli olarak, Hatay’ın Dörtyol ilçesini öne çıkararak İzmir’deki lk kurşunu itibarsızlağa itmeye çalışması, Kuvayı Milliye ahlakına ve gerçeğine, hiç ama hiç uymaz.. Her ilk kurşun, mukaddestir, cennetliktir..

İşte Hasan Tahsin’in ilk direnişi de, bu muazzam ayaklanma tarihinin içinde şerefli yerini bulmuştur.

‘İFTİRANIN ACINASI YOLU

“Kadir Mısıroğlu’nun Sebil dergisinde Ertuğrul Düzdağ, Mustafa Armağan (iki adet), Ayşe Hür yazılarını okuyalım. “DerinTarih” dergisi Aralık 2019 sayısı bu geçmiş yazıların yeni bir versiyonudur. Bu yazarların, bir Milli Mücadele kahramanından ne istediği konusunda ihtimalleri okuyucuların vicdanına bırakıyoruz… Yazıklar olsun demek en kibar lafımızdır.. Ne diyelim?.. Vatan sağ olsun.. ”

“Gerçek hedefleri Cumhuriyet Tarihi’dir.. Sistematik saldırıyorlar.. Kanla, emekle, alın teri ile kurulan bir milli devleti yok edip onun yerine karanlık bir rejimi getirme davasıdır bu.. 15 Temmuz darbesini de yaşadık ve her gün Emperyalizmin güdümündeki etnik terör sebebiyle şehit cenazelerini uğurluyoruz. Ama bunların dertleri, başta Atatürk olmak üzere milli değerlerimizi yok etmektir..”

31 yaşında şehit olan Hasan Tahsin’i sistemli biçimde yıllardır ret eden, sanki bilinçli bir “vatan haini” imiş gibi suçlayan, İngiliz savaş gemisine binip kaçan; çünkü vatanı satmış olan Padişah Vahdettin ve onu destekleyen nice politikacı, Şeyhülislam ve din adamı ve satılmış kumandan sanki yokmuş gibi; terörle ve dış düşmanla boğuşan günümüz Türkiyesi’nde işi gücü bırakıp Hasan Tahsin’le uğraşanların yayınladıkları kitaplar arasında üçünü gündeme getirelim.

1- Yakın tarihimizde Gizli Çehreler, M.Ertuğrul Düzdağ (İz Yayıncılık, 2012).. Bu kitaba göre Hasan Tahsin yakın tarihimizin ürkütücü karanlıkları içinde maske arkasına saklanmış çirkin bir yüzdür.

2- İzmir’in İşgali ve Sözde İlk Kurşun, Erdoğan Sorguç (Cinius Yayınları).. Sorguç’a göre, İlk Kurşun şişirilmiş bir propaganda ürünüdür.

3- Hasan Tahsin Gerçeği, Eyüp Şahin (Ketebe Yayınları, 2019).. Eski polis Eyüp Şahin’e göre, “Hasan Tahsin isminin şişirilmesini sebebi “Dönme” (Gizli Yahudi) olmasıydı. Böylece meydan, dönme ve dönmeseverlere kaldı. Artık “İlk Kurşun Anıtı” da tartışılır hale gelmiştir.. En hain denilen Sultan Vahdettin bile Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderen kişidir. Anadolu’da icraat yapanlar bu paraları nereden buldular? En azından ona o icraatı uygulama emrini, Sultan verdi.”

Bu kitapların yazarları sözlerinden de anlaşılacağı gibi, belirli bir siyasi kampa mensup radikal ve reaksiyoner kişilerdir. Aslında davaları, Atatürk Cumhuriyeti iledir. 2019 yılı başında yayınlanan ve defalarca baskı yapan “Hasan Tahsin – Yürekler Selanik” kitabımız, tüm bu iddiaları yerle yeksan etmiştir. Bu kişiler kendileri bir televizyon açık oturumu veya halka açık panel düzenlesinler, tek başıma geleceğim, bir vatan kahramanı nasıl savunulurmuş onlara göstereceğim.

SON NOT: Hasan Tahsin savunmalarında yan yana mücadele ettiğimiz ülkemizin en değerli ulusalcı ve Alevi sol tarihçilerinden, APİKAM (Kent Arşivi ve Müzesi Müdürü) kardeşim Oktay Gökdemir, kahramanca çalışmalarından dolayı üyesi olduğu üniversiteden atılıp felç geçirmişti. Sonra ulusalcı fikirlerinden korkan partisi de, onu kapının önüne koydu ve sonunda hocamız beyin kanamasıyla vefat etti.
Gökdemir hocayı, üniversite önünde bir iskemle üzerinde titreyerek savunmasını okuduğu gün, gazeteci Murat Attila ile birlikte Buca’da bir aşevine götürüp yemek ısmarlamıştık, aramızdaki Murat Attila oradaki konuşmalara şahittir.

Kendisini üniversiteden attıran sözde akademisyenleri bize teker teker saymıştı. Hatırla Murat kardeşim..
Bu gün 15 Mayıs 2024.. İzmir Gazeteciler Cemiyeti o akademisyenlerden birini, halen üniversitedeki mobbing davaları yüzünden yargılanan birini, Hasan Tahsin’i konferansla anlatması için törenle ağırlıyor. (İftira atmıyoruz, girin onunla davalı olan diğer bazı tarih akademisyenlerinin Google profillerine, her şey apaçık orada yazılı..)

Buyurun sahne sizin!..

 

 

 

Anıt Adam kendini savunuyor

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!