Arslan yatağı boş kalmaz

featured

Aykut Tayfur yazdı

Saat ilerliyordu, Anıtkabir’in ziyaret saati bitmek üzereydi. İki gündür uykusuzum. Yüreğimin sesini duyuyorum; plaktan gelen hafif cızırtılı bir sesi anımsatıyor: Nazım Hikmet’in sözleri bunlar, “güzel günler göreceğiz…”

Bilirsiniz, bazen sarhoşluk gibi bir duygu ele geçirir ruhumuzu. Beden devre dışıdır. Ruh seyahate başlar. Birkaç yıl veya birkaç yüz yıl öncesi ya da tam tersi; sonrası… Zamanın içinde kolayca yolculuk ederiz.

Siyah beyaz bir ekranda Atatürk’ü izliyorum. Yakasında bir şey dikkatimi çekiyor. Altı tane ok var. Ne olduğunu merak ediyorum. Atatürk’ün partisiydi, yanıtını alıyorum. Şimdi yok mu, diyorum. Kapatıldı deniliyor. Çocuk aklım almıyor, Atatürk’ün bir partisi varmış ve kapatılmış! O yıllarda CHP yoktu, SHP vardı.

Neredeyse kırk yıl sonra yine aynı fotoğrafa bakıyorum. Atatürk’ün yakasında altı ok, CHP’nin ruhunu yok edip, Seyit Rıza’yı heykel yapmışlar.

Anıtkabir’e yetişmeye çalışıyoruz. Gerçek gibi gelmiyor. Onun hayatı gözümün önünden akıp geçiyor. Şarapnel parçasının göğsündeki saate çarptığı yerde görüyorum onu. Şairin dediği gibi, bir “hilâl uğruna ya Rab”; mermisiz, çarıksız ölüm emri almış askerler sonsuzluğa koşuyor, “ne güneşler batıyor”. Bandırma Vapuru’na bindiğini görüyorum, “Milletin azim ve kararını,” o gür sesinden duyuyorum. “Ey vatan gözyaşların dinsin, yetiştik biz,” diye haykırıyor. Harbiyelilere sesleniyor, ne çocukluğunu, ne gençliğini bilmemiş, eksiklerine karşın hakkını vererek hitap ettiği, o Harbiyelilere söz veriyor; belki hepsi şehit olacak ama gelecek nesiller refah içinde bağımsız yurttaşlar olarak yaşayacak. Hiddetlendiği zamanları görüyorum, Menemen’de Kubilay şehit edilmiş… Düşman giderken bolca eşkıya devşirmiş, ne idiği belirsiz, kimine şeyh demişler, kimine seyit.

Dokunamadığım elbiseleri, ayakkabıları cam bölmede önümde duruyor. Anıtkabir kapanmak üzere, ama zaman durmuş. Üniforması hâlâ üzerinde ve ben karşısında emrini bekliyor gibiyim. “Oku çocuk, benim gibi oku”; kitaplarına dokunmak geliyor içimden… Fotoğraflarda gördüğüm arabalarına bakıyorum. Madalyan göğsünde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk halkını selamlıyor. Verdiği sözleri yerine getirmiş, haykırıyor, “Ne mutlu Türküm diyene.”

Son kez mozoleye dönüp bakıyorum, ruhum bedenime geri geliyor. Gözlerim dosta bakıyor, “Ne hissediyorsun?” sorusuna saatlerce gözyaşı dökerek yanıt veremiyorum, konuşamıyorum.

Kulağımda Aşık Veysel’in sözleri:

“Atatürk’ün eserleri / Söylenecek bundan geri / Bütün dünyanın her yeri / Ah çekti vatan ağladı.”

(…)

“Siz sağolun Türk gençleri / Çalışanlar kalmaz geri / Mareşal’in askerleri / Ordular teğmen ağladı.”

“Zannetme ağlayan gülmez / Arslan yatağı boş kalmaz / Yalnız gidenler gelmez / Her gelen insan ağladı.”

“Uzatma Veysel bu sözü / Dayanmaz herkesin özü / Koruyalım yurdumuzu /  Dost değil düşman ağladı.”

 

Hani biz güzel günler görecektik, hani mutlu, refah içinde yaşayacaktık. Bunca emek, bunca çaba? Motorları maviliklere sürmek yerine, sümüklü şeyhleri, tembelleri, miskinleri doyurmak için Cumhuriyet’in kazanımlarının satıldığını mı görecektik? Utandım! Yanına geldiğimde utandım.

Herhangi bir yazıyı yazarken, kendimi okurun yerine koyarım. O insan, bu yazıyı neden okusun, diye sorarım. Eğer içerisine bir parçacık bile olsa bilgi serpiştiremezsem zamanını çalmış gibi hissederim. Konuları irdelerken bildiğim bir kaynağın peşine takılması ve yanlış bilgi edinmemek için araştırırken zaman geçer, güncelliği gider, bilgi bende kalır ve elbet başka bir yazıda o bilgiyi duyguyla harmanlayıp okurun önüne elbet sunabilirim.

Ancak bazen bunun dışına çıkmak gerekiyor. Matematik formülü yazar gibi olmasın cümleler. Güneşi görmüyorsun o sırada. Çanakkale’nin rüzgârı meşhur, lodostan dayak yemenin kıymeti yok, tek istediğin yağmurun altında iliklerine kadar ıslanmak; cümlelerin aksın gitsin…

İnsanın günlük hayatın koşuşturmaları, ekonomik zorlukları, memleketin gazetelerinin uyduruk gündemlerinden göremediği ortak bir değeri, duyguyu anımsadığı ândır bu.

Ankara Kitap Fuarı sonrası Nihat Genç, gelen okurlarla birlikte ağladıklarını yazdığında ve söylediğinde bunun sebebini ben de düşündüm. Yanıtı yıllar önceki Anıtkâbir ziyaretimde buldum. Sadece utanmışlık duygusu değil, başka bir şey: acısıyla, öfkesiyle, sevinçleriyle ve tüm değerleriyle insan olmanın verdiği bir şey. Tek kelime ve cümleyle asla ifade edemeyeceğim bu hissiyatı, yıllardır elimizden almak için şeytanın aklına gelmeyecek oyunlar sergilendi ve sergileniyor. Kendimize itiraf edelim ki, büyük oranda da başarılı oldular. Kanıksamayı, gamsızlığı, umutsuzluğu zehir saçar gibi saçtılar üstümüze. Toplumun büyük bir kesimini tamamen hissizleştirdiler. Kalanları da can çekişir halde bıraktılar.

Bir an kendine gelip insan olmayı hatırladığında, şurada kocaman bir yüreğim var ve bedenim taşımıyor, hadi birlik olalım, kaldıralım bu koca duyguyu ve hep birlikte paylaşalım, dediğinde kimselerin yanına gelmediğini görmek kadar umudunu yok eden ne olabilir!? O anlarda içine akar gözyaşların ama aynı kırgınlıkları yaşamış birileri yanına gelirse gözyaşının akışından başka iletişim yolun yoktur.

Veryansın Tv’de kendi alanlarında bilgili, tek bir ekranda buluşmuş değerli insanları izlerken, gözümün önüne Atatürk’ün okuduğu kitaplar, kıyafetleri… Savaş meydanlarının kıyamet günü gibi patlama sesleriyle, tozun bulut olup, şarapnel parçaları ve kurşunlarla nice vatan evlatlarının üzerine yağıp ve bulut kalktığında bedenlerini bırakıp, toz dumanın içinden göğe yükselirken meydanda pırıl pırıl bir Türk Bayrağı’nın kaldığı zamanlar geçti.

İnsanın yaşadıklarıyla birlikte şekillenen kişiliği herkesi birbirinden farklı kılar. 1938’in Kasımından beri Atatürk’süz yıllar bazılarımızı daha çok yordu. Belki edebiyatın içine biraz daha girebilmek uğruna ve biraz da kaderin seni yalnızlığa, yokluğa itmesine razı olup, aptallardan kaçıp, katırtırnaklarının kokusunu duymaya koştuğumuzdan ötürü daha hassas ve kırılgan olduk. Ama bazılarımız o umutsuzluğu dönüştürüp, ormanların havayı temizleyip, oksijen üretmesi gibi umut üretebiliyorlar.

İşte 8 Aralık 2021 akşamı Veryansın Tv’de böyle bir yayın yapıldı.

Arslan yatağı boş kalmaz

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 1 sene önce

    Vefa böyle bir duygu…

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!