Askıda antrenör eğitimi

Murat Bölükbaşı yazdı...

featured

Bankaya gittim; bireysel müşteri temsilcisi bayanın karşısına oturdum. Mutlu, umutlu ve içten gelen bir tebessümle ‘’merhaba efendim; tüketici kredisine başvurmak istiyorum’’ dedim. Temsilci, ‘’tabi beyefendi, ne kadar çekmeyi düşünüyorsunuz’’ diye sordu. Çok birşey değil, eğitim için ihtiyacım olan rakam 200.000 liracık dedim. Temsilci, ‘’geliriniz nedir?’’ Emekliyim; devletim bana ayda 3735 tl maaş veriyor dedim…

Yılların kurdu bir teknik direktörüm; bilgisayardan kafasını kaldırmadan bana göz ucuyla bakışını yakaladım tabi! ‘’bir sürü işim var; uğraştırma beni, bas git lan’’ diyecek, ama olmuyor işte! Müşteri bankanın veli nimeti… Beyefendi, 50.000 liranın üstü taleplerde 24 ay taksitlendirme yapıyoruz. Kredi kullanma şartlarınız kabul edilse bile bu gelir üzerinden size verebileceğimiz kredi tutarı 70.000 lira düzeyinde olur dedi; ‘’o da verirsek…’’ Temsilci şöyle geriye doğru bir yaslandı, o yaslanırken ben Türkiye Cumhuriyetinin koskocaman bir emeklisi olarak yaslandığım koltuktan çevik ve çabuk bir hamleyle ayrılmak zorunda kaldım. Umutla girdiğim banka kapısından eğitim alma hayali ve ümidini ahirete bırakmış 39 yılını futbola adamış bir futbol antrenörü olarak bana ve ülkenin bütün antrenörlerine yapılan değersizleştirme, hiçleştirme ve tüketme anlayışına lanet ederek yürümeye başladım.

Yukarıda kurguladığım geçek bir mizansendir. Bu ülkede binlerce antrenör, değil emekli maaşına sahip olmak düzenli bir gelire bile sahip değildir. Antrenör, eğer bir kulüpte çalışma şansı yakalarsa asgari ücretin bile altında sosyal güvenliği olmadan çalışmak zorunda kalmaktadır. Spor Bilimleri Fakültesini bitirmiş, antrenörlük mesleğini yapabilmek için en az 4 yıl akademik eğitim alıp eline aldığı üniversite diplomasıyla ancak C antrenör belgesi sahibi olan gencecik ateş gibi antrenörlerimiz ticarethane haline gelen merdiven altı spor okullarında günde elli lira yövmiye ile ‘’gelecek hayalleri kurmaktadır(!)’’ Yeteneği, bilgisi, hedefi, programı, eğitimi, liyakati olanların değil, parası ve arkası olanların eğitim kurumu haline gelen TFF’nin Futbol Gelişim Direktörlüğü antrenör kurs eğitim ücretlerini güncelleyerek çok küçük bir zümre haricinde hiçbir kursiyerin ödeme gücü gösteremeyeceği ve eğitim alamayacağı bir duruma yol açmaktadır. TFF aldığı bu kararla birlikte normalde ekim, kasım ayında yapılan kurs başvurularını ağustos ayı başına çekerek kursa yapılacak başvurularında önüne geçecek bir hamlede bulunmuştur. Kısa ve net söyleyeyim Türkiye’de Futbol

antrenörü olma hayalini kuranların ve lisans seviyesini yükseltmek isteyenlerin ben dahil hayallerini gerçekleştirmesinin tek bir yolu vardır; o da ASKIDA EĞİTİM kampanyasıdır. En düşüğü 40.000 liradan başlayan kurs ücretleri, Prolisans düzeyinde 200.000 lirayı aşmaktadır. Bu ekonomik krizde ve her geçen gün yoksullaşan bir ülkede bu eğitimi alabilmenin kısa zaman zarfında bence tek yolu budur…

Futbol, geçmişte kitlesel bir halk sporu, eğlencesi ve sosyal olguları oluşturan, belirleyen bir toplumsal aygıt görevi görürken, bugün başta siyasi erk olmak üzere zengin bir oligark kitlenin lüks bir oyuncağı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu oyun alanı içinde başkanlık, yöneticilik, antrenörlük, hakemlik, alt birlik üst birlik görevi yapacak aktörler, yardımcı roller bellidir. Biz futbolun gerçek unsurları olarak bu sistemsizlik, hukuksuzluk ve adaletsizlik devam ettiği sürece, ‘’eğitim anayasal bir haktır ve sosyal hukuk devletinin vazgeçilmez bir yükümlülüğüdür’’ gibi sinek vızıltısı söylem ve eylemlerimizle maalesef figüran olarak sistemde kalmaya devam edeceğiz.

24 yıldır eskitemediği TÜFAD koltuğunda antrenör adına hiçbir şey yapmadan oturmayı başaran, etliye sütlüye asla karışmayıp antrenörünü yalnız ve çaresiz bırakan İsmail Dilber’e geçmişte eleştirilerimi hem genel kurulda yüzüne karşı, hem de köşe yazılarımda yaptığım için, artık daha fazla bir şey söylemeyeceğim. Benim sözüm antrenörlük mesleğini yapan meslektaşlarıma olacak! ‘’Değerli’’ antrenör arkadaşlarım. Maalesef ki bizler bir antrenör topluluğundan ziyade bir antrenör güruhuyuz; bunu kabul edelim!.. Gerek sahada, gerek sosyal medyada hepimizi gözlemliyorum. Şikayet etmeyi seviyoruz ama şikayet ettiğimiz şeyleri düzeltmek için hiçbir çabayı göstermiyoruz. Çocuk eğitiriz ve yetiştiririz diyoruz ama, çocuğa örnek olacak davranış ve karakteri gösteremiyoruz.

Omurgalı olamıyoruz, bir araya gelemiyoruz, gelsek bile çok çabuk çözülebiliyoruz. Kıskançlık, hasetlik, çekememezlik, riya, gıybet en değerli silahımız ki, kullanmak için hiç vakit kaybetmiyoruz. Haliç kongresinde yapılan ankette antrenöre sorulan ‘’Haksızlığa uğradığımda benim hakkımı kim korur.

Tüfad mı, Allah mı?’’ sorusuna %3 TÜFAD, %75 ALLAH korur diye cevap veren bizler, hala İsmail Dilber’in o koltukta hiçbir şey üretmeden oturmasına müsaade ediyoruz ve yine birkaç fevri çıkışla sadece gürültü çıkarıyoruz. Bu yazı en güzel Nazım’la noktalanır ve Nazım der ki; ‘’Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin. Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat. Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. Bir değil, beş değil, yüz milyonlarsın maalesef. Koyun gibisin kardeşim. Kabahat senin demeğe de dilim varmıyor ama… KABAHATİN ÇOĞU SENİN CANIM ANTRENÖR KARDEŞİM!

Askıda antrenör eğitimi

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!