Asla Vazgeçme Asla

Asla Vazgeçme Asla

Emekli bir SAT Komandosu olan ve uğradığı bir iftira ile ömrünün üç buçuk yılını hapiste geçiren Ali Türkşen’in yeni kitabı “Asla Vazgeçme Asla”[1] çevremdeki bütün genç arkadaşlarımın okumasını “zorunlu” tuttuğum bir kitap oldu. Elimde tuttuğum bu ufuk açıcı kitap, otobiyografik özellikleri ağır basan bir kişisel gelişim kitabı gibi. Öyleki kitapta “mücadeleye, kendini sürekli geliştirmeye ve hayata” ilişkin birçok ders niteliğinde bilgiler, anılar, öneriler bulunuyor.

Kitabın içeriğine girmeden önce iki konuya dikkat çekmek istiyorum.

Birincisi çok takdir ettiğim, kendi hayatıma da her zaman uygulamaya çalıştığım “bağımsızca fikirlerini dışa vurma” ve “çekinmeden değerlerini ifade etme ve savunma” davranışları üzerine…

Sosyal medyada çok büyük işlere imza atan Oğuzhan Uğur’un en son bir televizyon programında “ben eğlence sektöründeyim fakat siyasete/topluma ilişkin bu gerçekleri de yayınlamak, bunlar hakkında da konuşmak durumundayım, bunları yaptıkça kazanacağım para ve takipçi azalsa da bu böyle…” şeklinde hatıramda kalan bir konuşması var. Düşününüz ki fikirlerinizi/değerlerinizi savunmak size kaybettirse de bu yolda devam ediyorsunuz, “özgürce” konuşuyorsunuz ve kaybettiğiniz takipçi/para umurunuzda bile olmuyor. Bu durumda savunulan fikirlerin ve değerlerin kıymeti, saflığı, temizliği başka nerede bulunabilir?

Ali Türkşen’in kitabını okurken bahsettiğim bu örnek hep aklımdaydı. Çünkü yazar pek tabii bu kitabı sadece bir “kişisel gelişim” çerçevesinde yazabilirdi fakat kitap boyunca “yok, hayır, benim bir mücadelem var!” diye haykırıyor Türkşen. Türkiye’nin sorunlarından, yargı sisteminden, hükümetin bozukluklarından bahsetmeyi ihmal etmiyor. Gelecek nesiller daha güzel bir Türkiye’de yaşasın diye inadına çabalıyor. Dokunabildiği insanlardan “vazgeçmek nedir bilmeyen birer mücadeleci/savaşçı” çıkarmaya çalışıyor.

Bir de “işini, gücünü, patronunu, durumunu, ailesini, makamını, parasını pulunu falan filan…” bahane edip suspus kalan insancıkları düşününüz. Ne kendilerini tanıyabiliyorlar, ne özgürce hareket edebiliyorlar, ne de başkaları uğruna tek bir adım atabiliyorlar. “Korkaklar” fakat bunda bir sorun yok, en cesur insanlar da korkar, ona göre önlemini alıp hareket eder. Fakat bunlar “benciller”! Hep başka birileri konuşsun, hakkını arasın isterler. Kazanç varsa yuvalarından çıkarlar, dayak varsa çıktıkları deliğe hızla geri dönerler. (Bencil insanlardan uzak durun.)

Yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” sözü aklıma geliyor. “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” insanlarımızın sayısı çoğaldıkça daha aydınlık bir Türkiye’de yaşayacağız, eminim.

Dikkatinizi çekmek istediğim ikinci konu da birincisiyle yakından ilişkili.

Kişisel gelişim kitapları üzerine klasik bir tartışma vardır. Amerikalı, İngiliz, Fransız bilmem ne milliyetinden bir yazarın yazdığı “bir iş en iyi nasıl yapılır?” kitapları, farklı toplumların insanlarına hitap edebilir mi? Onlara da fayda sağlar mı?

Evet diyenler var, hayır diyenler var, bilindik bir tartışma işte. Bu tartışmada benim katıldığım değerlendirme; “pek tabii onlardan da faydalanılabilir fakat toplumun mevcut koşullarını, değerlerini gözeten bir kitap çok daha yararlı olacaktır.” şeklinde.

İşte Ali Türkşen’in kitabı bunu başarıyor. Toplumsal ve bireysel gerçeklikleri göz ardı etmiyor. Örneğin kitapta şöyle yazıyor:

“Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, bir gün kendinizi huzur ve güvende hissederken ertesi gün hayal dahi edemeyeceğiniz endişeli bir güne uyanabiliyorsunuz.”

Ali Türkşen; bu toplumun içinden çıkan bir birey, askeri okullarda vatan sevgisiyle yetişen kahraman bir Türk subayı, evlatlarını çok seven bir baba, kendini sürekli geliştirmeye çalışan bir öğrenci, kurduğu şirketiyle hayalinin işini kovalayan bir girişimci ve cesur bir vatansever olarak yazıyor. Doğal olarak bu durum kitabı çok daha kıymetli bir konuma yükseltiyor.

Ayrıca belirtmeliyim ki yazarın içtenlikle kendi hayatı üzerine yaptığı değerlendirmelere hayran kaldım. Kitapta Montaigne’in “Denemeler”ine benzer ölçüde açıklık, dürüstlük ve çok ilgi çekici tavsiyeler var. Keşke herkes iyi/kötü deneyimlerini açık yüreklilikle yazabilse/anlatabilse…

***

Yukarıda belirttiğim iki konuyu çok önemli görüyorum. Şimdi kitabın içeriğiyle ilgili bölüme geçebiliriz.

Kitap üç bölümden oluşuyor; “SAT Komanda kursuna kadar”, “Macera başlıyor” ve “Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur”. Bu üç bölümde “geçmişinizi gömün tavsiyesinden spora, doğru beslenmeye, eğitime, yabancı dil öğrenimine, inanç sistemine ve sosyal medyaya kadar” çok geniş bir yelpazede toplam 55 konu ele alınıyor.

Kitabın sonunda ise yazarın kendisi için oluşturduğu 55 maddelik “Asla Vazgeçme Asla” özsaygı yasası bulunuyor. Aslında bu bölüm ile kitapta verilmek istenen mesajların iyi bir özeti sunuluyor.

55 yıllık hayatına gazetelere manşet olan kahramanlık hikâyeleri de teröristlik iftiraları da sığdıran yazarın bu kitabı yazmaktaki temel amacı ise; “ilham kaynağı anılarıyla hayatımızı kolaylaştıracak ipuçları sunmak”. Ayrıca paylaştığı film ve kitap önerileri de dikkate alınmalı.

“Askerlik bile yapamazsın” denirken sağlık sorunlarını aşarak askeri okula girebilmesi ve hatta ileride çok mücadele ederek SAT komandosu olabilmesi, kitapta en çok dikkat çeken örnek anıları oluşturuyor. Yazar konuyla ilgili şöyle yazıyor: “Belki de vücudum SAT Komandosu olma yolunda ne kadar kararlı ve azimli olduğumu görünce kendi kendine iyileşivermişti”.

Ayrıca kitapta dikkatimi çeken bazı konular şu şekildedir:

  • Yazarın çalışma azmi ve disiplini
  • Zaman, şekil ve görev disiplini ile mali disiplin vurgusu,
  • Hayatımızda ölesiye istediğimiz hedeflerin var olması
  • Vazgeçme ve Mücadele Virüsü,
  • Acıya karşı direnme,
  • Düzenli spor alışkanlığı,
  • Sağlıklı beslenme önerileri,
  • Doğayla iç içe yaşamak,
  • Yönetim ve liderlik,
  • Paraşütle atlamanın ve motosiklet kullanmanın hayatımıza olası pozitif etkileri,
  • Evlenme konusundaki deneyimler ve tavsiyeler,
  • Konfor alanını terk edebilmek,
  • Hedefin ardından yola çıkabilmenin önemi,
  • Bir aile sahibi olmanın önemi,
  • Kibirli olmanın getirdiği tehlikeler,
  • Her gün yazmanın iyileştirici etkisi,
  • İnsani ilişkilerin önemi.

Yazımı Sayın Ali Türkşen’in dikkatimi çeken şu sözleriyle bitirmek istiyorum:

“Zarlar hileli biliyoruz. Hatta istediği zar gelmediğinde kural değiştirenler tarafından idare edildiğimizi de. Yine de tüm bu olumsuzluklar içinde başımızı yukarıda tutmaya, mücadele etmeye devam ediyoruz. Doğrusu bu geliyor çünkü bize. Sadece yolunu yöntemini öğrenmeye, birbirimizden güç almaya çalışıyoruz. Kişisel gelişmekten önce toplumsal gelişemezsek yok olacağımızı anlatmaya çalışıyor, bazen bunda başarılı olamıyoruz.”

[1] Ali Türkşen, Asla Vazgeçme Asla – Emekli Bir SAT Komandosunun Olağandışı Hayat Hikâyesi, 8. Baskı, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul, 2020.