'Aşure' kavgasının aslı nedir?

Ali Rıza Özdemir yazdı

'Aşure' kavgasının aslı nedir?

“Bism-i Şah, Allah… Allah… Bârekallah. Şehitler Şahı İmam Hüseyin Efendimizin ve Kerbelâ şehitlerinin yüce ruhlarının şad olması için bârekallah. Cümle erenlerin ruhu için bârekallah. Yurdumuzun, Ulusumuzun, Cumhuriyetimizin esenlikte olması için bârekallah. Ordularımızın güçlü olması için bârekallah. Ahrete göçenlerimiz ve bugün yaşayanlarımız için bârekallah. Gökten hayırlı rahmet, yerden hayırlı bereket vermesi için bârekallah. Muhammed Mustafa, Aliyyel Mürtezâ, İmam Hasan, İmam Hüseyin ve Kerbelâ Şehitleri hakkı için el-Fâtiha ve salâvat. Gerçeğe Hû…”

Bir Alevi matem aşı gülbangi

 

GİRİŞ

Daha ilkokul çağında bir çocukken rahmetli babamla birlikte köyümüzden Erzincan ovasına bakarak yediğimiz matem aşını anımsarım. Muharrem ayının 12. günü öğleden sonraya kadar oruç tutmuş, ardından kazanda kaynatılan matem aşını tabaklarımıza doldurduktan sonra kaşıklamıştık.

Aklımda kaldığı kadarıyla oruç 12 gündü ve 12. günün öğleden sonrasında açılırdı. 12. gün öğleden sonra orucunu açmayıp havanın kararmasını bekleyenler de vardı. O günlerde dileyen bir gün oruç tutardı, dileyen iki, dileyen üç… 12 günün tamamını tutanlar çok sayıdaydı ama tutmayan da hiç tutmazdı. Tuttu, tutmadı diye kimse kimseyi kınamazdı. Herkesin “ibabet”i kendineydi. O zaman ibadetlerde bir samimiyet, içtenlik ve huzur vardı.

Muharrem orucunu 12 yıl boyunca 12 gün üst üste tutanlar “gömlek değiştirmiş” olurdu. Bütün elbiselerini, yataklarını yani evdeki kumaş türündeki eşyaları yıkar, temizler, bir fakire verirdi. Köyde birkaç kişinin böyle yaptığını hayal meyal anımsıyorum.

Bugün sosyal medyada yaşanan tartışmaları görünce hayretler içinde kalıyorum. Kızıyorum da… İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in Ehlibeytten olan torunu İmam Hüseyin’in yazdığı koca bir destan var. Bunu anmak, anlamak ve anlatmak yerine bir “aşure” kavgasına tutuşmuşuz gidiyoruz. İmam Hüseyin, beşikteki evladı dahil ailesi ve yarenleriyle bütün zamanlara ve bütün mekanlara hak, hukuk, adalet ve hürriyet adına büyük bir mesaj göndermişken bir tas tatlı içinde debelenmek bir çılgınlık hali değilse, başka nedir!? Tam bir akılsızlık, tam bir ahmaklık hali!

Şiilik, Sünnilik, Alevilik şemsiyesi altından bilen bilmeyen herkes konuyla ilgili bir şeyler söylüyor. Birbirini kınayan kınayana… Allah aklımıza mukayyet olsun!

“Aşure” kavgası bir yazı ile bitmez ama ben yine de meraklısı için işin aslını yazmaya çalışayım. Çorbada bizim de bir tuzumuz olsun!

Aşure aslında Arapça “on” anlamına gelen “aşara” sözcüğünden türetilmiştir. Hz. Hüseyin ve evlatlarının Kerbela’da şehit edildikleri gün Muharrem ayının onuncu günü olduğundan “Aşura” olarak anılır. Bir istisna olarak Arif Nihat Asya, “aşüre” kelimesini “aş” ve “üre-“ kelimelerinin birleşmesinden oluşan Türkçe bir birleşik kelime olarak takdim etmiştir.

Sünniler Muharremin onuncu günü yaptıkları tatlıya “aşure” derler. Aşure tatlısı da adını buradan alır. Alevi kesim ise aynı tatlıya eskiden beri aşure demezdi; “matem aşı”, “matem çorbası” gibi isimler verirdi. Kentleşmeyle birlikte aşure adı da yerleşmeye başladı.

1. SÜNNİLER NEDEN 'AŞURE TATLISI' YAPAR?

Ülkemizdeki Sünni kesim, Muharremin 10. günü yani Hz. Hüseyin’in ailesinin ve yarenlerinin Kerbela’da katledildiği gün aşure tatlısı pişirir ve eşe dosta dağıtır. Elbette bunu Kerbela katliamı nedeniyle bir kutlama olarak yapmazlar. Zaten bu günde bayramı anımsatacak eğlence türünden herhangi bir kutlama da yapmazlar. Onlar da Ehlibeyt’e sonsuz bir hürmet gösterirler. Hz. Hüseyin’i sever ve saygıyla yâd ederler. Hatta Yezid’e lanet okuyanları da oldukça fazladır.

Sünni kesime ait olan Ortaçağ İslam kaynaklarında aşure gününün başka anlamlarına da vurgu yapılmıştır. Mesela Hz. Adem'in tövbesi bugün kabul edilmiş, Hz. Nuh'un gemisi bugün karaya oturmuş, Hz. Yakub'un görmeyen gözleri bugün açılmış, Hz. Yusuf bugün kuyudan çıkarılmış, Hz. Musa ve İsrailoğulları bugün Firavun’un zulmünden kurtulmuş, Hz. Süleyman bugün mülk sahibi kılınmış, Hz. Yunus'un kavminin cezası bugün kaldırılmış, Hz. Eyub’un yaraları bugün iyileşmiş, Zekeriya'nın duası bugün kabul olmuş hatta Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa bugün doğmuştur.

Osmanlı çağındaki bazı eserlerde geçtiğine ve günümüzde Sünni kesim arasında hayli yaygın olan bir söylenceye göre, Hz. Nuh’un gemisinde yiyecekler bitmek üzereyken bütün gıdaları karıştırarak bir yemek yapılmış ve böylece aşure tatlısı meydana gelmiştir.

2. ALEVİLER NEDEN 'MATEM AŞI' KAYNATIR?

Aleviler Muharrem ayının ilk 12 günü hem oruç hem de matem tutarlar. Hz. Muhammed zamanında Muharrem ayında oruç tutulduğuna dair çok sayıda bilgi, hadis kitaplarında vardır. Hz. Hüseyin ve yarenlerinin 10 Muharremde şehit edilmesiyle birlikte oruç ve matem üst üste binmiş, bu şekilde günümüze kadar ulaşmıştır. Alevilerin bu oruç süresince et yememek, asgari miktarda sıvı tüketmek, saç-sakal traşı olmamak, düğün benzeri eğlenceler yapmamak gibi adetleri oruçla değil, matemle ilgilidir.

Oruç ile matemin ayrı olduğu ve farklı tarihlerde üst üste bindiği bir Alevi gülbanginde şöyle ifade edilmiştir: “Bism-i Şah, Allah… Allah... Yarabbi! Senin rızan için oruç tuttuk. Ehlibeytinin sevgisi ve muhabbeti aşkına matem yaşıyoruz. Niyetlerimizi, niyazlarımızı ve oruçlarımızı dergâhı izzetinde kabul eyle…”

Birçok hâdis ve tarih kitabında Kerbela katliamının gayb bilgisi olarak Hz. Muhammed'e verildiği ve başta Hz. Muhammed olmak üzere Hz. Fatıma ve Hz. Ali'nin yas tuttuğu aktarılmıştır.

Aleviler Muharrem ayının ilk 12 günü oruç tutarlar. Genel olarak 12. gün öğleden sonra veya 13. gün matem aşı (aşure tatlısı) kaynatarak ve kimi yerlerde kurban keserek Kerbela katliamından sağ kurtulan İmam Zeynel Abidin üzerinden Hz. Muhammed'in soyunun devamına şükür ederler. Bu sırada herhangi bir kutlama, eğlence yapmazlar. Kurban kesmek önemlidir, çünkü Hz. Muhammed'in soyunun devam edeceği ve kurban kesmesi gerektiği Kevser suresinde bildirilmiştir. Aleviler genel olarak Hz. Hüseyin ve yarenlerinin şehit edildiği 10 Muharrem günü matem aşı yapılmasına ve dağıtılmasına sıcak bakmazlar.

Babagan Bektaşilerinin Hz. Hüseyin'in şehit edildiği 10 Muharrem günü mersiyeler/ağıtlar okuyarak matem aşı (bugün aşure olarak biliyoruz) kaynatıp dağıttıkları Osmanlı arşiv belgelerinde yer almaktadır. Hatta bu görevi, her yıl farklı bir dergâh üstlenir, matem/yas toplu halde tutulurmuş. Bu bilgilerden Babagan Bektaşilerinin matem aşını, Hakk'a yürüyen kişilerin ardından kavrulan bir helva gibi algıladıkları ve dağıttıkları anlaşılmaktadır.

Aktarımlara göre, Bektaşi dergâhlarında aş kaynatılırken bütün dervişler kazanın başında toplanırdı. Kepçe bir dervişten diğerine geçerken öpülür ve böylece dibi tutmadan aş kaynatılırdı. Matem aşı sağdan sola doğru karıştırılırdı. Kepçeyi veren derviş “Ya İmam”, alan derviş ise “Ya Hüseyin” derdi. Daha sonra hep birlikte “Selamullahi al'el- Huseyn, la'netullahi ala kaatili'l-Huseyn” cümlesi söylenirdi.

3. MEDRESE ŞİİLERİ NEDEN AŞURE TATLISINA KARŞIDIR?

Medrese etrafında şekillenen Şiilik ise, 10 Muharremde aşure tatlısı yapılmasına ve dağıtılmasına şiddetle karşı durmaktadır. Onların inancına göre, Emeviler bu günde Hz. Hüseyin’i katlettikleri için aşure tatlısını yaparak halka dağıtmışlardır. Aşura günü oruç tutmayı doğru bulmazlar ve Kerbela katliamının hatırası olarak su dağıtırlar.

4. TARİHİ KAYNAKLAR NE DİYOR?

Aşure tatlısının ne zaman, kim tarafından ve nerede ilk defa pişirildiğine dair bir kayıt yok. Bunu bilmek zaten pek mümkün değil. Hz. Nuh’a isnat edilen rivayetleri de doğrulamanın imkânı bulunmuyor. Ancak aşure tatlısının veya diğer adıyla matem aşının sadece Türk kültür bölgelerinde olup, Araplarda, Farslarda ve diğer Müslüman halklarda olmaması bir tesadüf olmasa gerektir.

Öte yandan birçok peygamberin başına gelen iyi işlerin aynı güne denk gelmesi, akla yakın değildir. Bu kadar önemli olayın aynı güne denk getirilmesi, Kerbela katliamının geri plana çekilmek istenmesini akla getirmektedir.

Peki, Emeviler Hz. Hüseyin ve ailesini katlettiği için aşure tatlısı kaynattı mı? Bu soruya müspet cevap vermek de pek mümkün görünmüyor. Emevilerden hayli zaman sonra 1048 yılında vefat eden Buruni, Emevilerin 10 Muharremde kutlama yaptığını yazan ilk kişidir. Onun verdiği bilgilere göre, “Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin'in - Allah onlardan razı olsun - şehit edildiği günden önce de Müslümanlar bugünü ulu bir gün olarak kutlarlardı. Hüseyin ve arkadaşlarına tüm halklarda kötü insanlara reva görülmeyen azaplar yaşatıldı. Susuz bırakıldılar, kılıçla başlarını kestiler, ateşte yaktılar, astılar, cesetlerini atların ayaklan altında ezdiler. İşte bu yüzdendir ki insanlar o günü bahtsız bir gün sayarlar. Emeviler ise müzeyyen yeni elbiseler giyer ve gözlerini sürmeler; şenlikler ve ziyafetler tertipler, tatlılar ve lezzetli yemekler yerler. Onların hükümranlık döneminde halk arasında bu adet kökleşti ve hatta hâkimiyet ellerinden gittikten sonra da avam tabakası arasında bu adet sürdürüldü.”

Görüldüğü üzere burada eğlence ve genel anlamda yemek ve tatlılardan bahsedilmekte özel olarak aşure tatlısından bahsedilmemektedir. Bugün de medrese çevresinde örgütlenen Şiiler, İmam Hüseyin’in hürmetine Kerbela’daki mateme gelen misafirlere her türden yemek, tatlı ve içecek ikram etmektedir. Yani bu yemek ve tatlı ikramının ayırıcı bir özelliği yoktur.

Buruni, Şiilerin 10 Muharremde yaptığı uygulamalardan da bahsetmektedir: “Şiiler, "şehitler seyyidi"nin öldürülüşünden dolayı feryat edip, gözyaşı dökerler. Bağdat'ta, diğer şehir ve kasabalarda matem toplantıları yapar; Kerbela'daki kutlu türbesini ziyaret ederler. Bu yüzden o gün insanlar kap kacaklarını ve ev eşyalarını yenilemeyi hoş karşılamazlar.”

Kimi çalışmalarda 10 Muharrem’in Fatımilere son veren Selahaddin Eyyubi zamanında bir bayram olarak kutlandığına ve değişik hububatın kaynatılarak tatlı yapıldığına dair bazı ifadeler varsa da, bunu ana kaynaklardan doğrulayamadık.

SONUÇ

Sonuç olarak Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitleri Şiisi, Sünnisi ve Alevisiyle Türk milletini bir araya getiren ortak paydalardır. Her kesimin bu kişilere saygısı ve hürmeti vardır. Sadece aşure tatlısının 10 Muharremde kaynatılmasına Alevilerin ve Şiilerin itirazları dikkat çekmektedir. Aleviler bunu hoş karşılamazlar ama medrese Şiileri buna yüksek sesle itiraz ederler. Esasen İslam’da ameller niyetlere göredir. Aleviler de, Sünniler de, Şiiler de 10 Muharrem uygulamalarını Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitleri için yapıyorsa, ki öyle, zaten bir bardak suda fırtına koparmanın alemi yok.

Muharrem ayının özellikle 10 Muharremin Türk toplumunun bütün kesimlerince sahiplenilmesi önemlidir. Bu günlerde Hz. Hüseyin üzerinden Hz. Ali’yi ve Hz. Muhammed’i, bu bağlamda İslam dinini daha sağlam temeller üzerinde tanıyabiliriz. Hz. Hüseyin’in kişiliğinde bugünkü sosyal sorunlarımızı masaya yatırıp, çözümleri üzerinde konuşabiliriz. Daha ileriye gitmek, daha yükselmek için hak, hukuk, adalet, özgürlük taleplerimizi her zamankinden yüksek sesle dile getirebiliriz.

Ya biz ne yapıyoruz. Bir tas tatlıda debelenip duruyoruz. Yakışıyor mu bize ya hû!

KAYNAKLAR

  • Akbulut, Dilek, “Bektaşi Kazanlarından Saray Aşureliklerine Bir Paylaşım Geleneği Olarak Aşure”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 2010, sayı: 55, Bektaşilik özel sayısı, s. 269-280
  • Asya, Arif Nihat, “Aşûre (Aşûra)”, Diyanet İlmi Dergi [Diyanet İşleri Başkanlığı Dergisi], 1967, cilt: VI, sayı: 4-5, s. 101-103
  • Baş, Eyüp, “Aşûre Günü, Tarihsel Boyutu ve Osmanlı Dinî Hayatındaki Yeri Üzerine Düşünceler”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2004, cilt: XLV, sayı: 1, s. 167-190
  • Bayar, Muharrem, “Bir Aşure Kepçesine Yazılmış Ahi Yusuf Sinan Tekkesi Vakfiyenamesi”, Uluslararası Ahilik Kültürü ve Kırşehir Sempozyumu 15-17 Ekim 2008 Kırşehir, 2011, cilt: I, s. 159-174
  • Bozkuş, Metin, “Aşûre Günü, Muharrem Mâtemi / Orucu ve Sivas'ta Aşûre Uygulamaları”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2008, cilt: XII, sayı: 1, s. 33-61
  • Dedekargınoğlu, Hüseyin, “Muharrem ve Aşure”Hünkâr Alevilik Bektaşilik Akademik Araştırmalar Dergisi, 2014, cilt: I, sayı: 1, s. 31-46
  • Demircan, Adnan, “Aşureyi İlk Defa Emeviler mi Pişirip Dağıttı?”, http://www.islamtarihi.net/2020/09/asureyi-ilk-defa-emeviler-mi-pisirip.html?m=1
  • Ebu Reyhan el-Biruni, Maziden Kalanlar (El-Asar el-Bakiye), Arapçadan Çeviren: D. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 2011
  • Engin, Refik, “Amucalarda Muharrem Matemi ve Aşure”, Folklor/Edebiyat, 2002, cilt: VIII, sayı: 30, s. 165-176
  • Güner, Ahmet, “Büveyhîler Devrinde Bağdat’ta Kerbela / Aşure, Gadir Humm ve Benzeri Şiî Uygulamaları”, Çeşitli Yönleriyle Kerbela (Tarih Bilimleri), 2010, cilt: I, s. 325-340
  • Koneska, Elizabeta, “Makedonya’daki Tarikatlarda Aşure Günü Kutlamaları”, Çeşitli Yönleriyle Kerbela (Edebiyat), 2010, cilt: II, s. 415-424
  • Menemencioğlu, Belkıs, “Muharrem ve Aşure”,Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Dergisi, 2013, sayı: 8, s. 245-247
  • Mohammadi, Abdullah, “Mezar-i Şerif’te Yaşayan Hazaralarda Aşura (Aşure) Geleneği”, Toplum Bilimleri Dergisi, 2016, cilt: X, sayı: 19, s. 151-166
  • Özlü, Zeynel, “Osmanlı Devletinde Tekkelere Bir Bakış: Aşure Geleneği”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 2011, sayı: 57, s. 191-212
  • Ünlü, İhsan, “Muharrem Matemi/Orucu, Aşure Günü ve Erzincan’da Aşure Etkinlikleri”, Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2020, cilt: XIII, sayı: 2, s. 31 vd.
  • Ünyay Açıkgöz, “Fatma Osmanlı Sarayında Aşure Yapımı ve Dağıtımı (XVIII.-XIX. Yüzyıllar)”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 2019, sayı: 90, s. 99-110
  • Vahed, Assadollah, “Nesiminin Şiirinde Ehl-i Beyt Methiyeleri ve Aşure Geleneğine Bir Bakış”, Uluslararası Alevilik ve Bektaşilik Sempozyumu Bildiriler Kitabı, 18-20 Ekim 2018, Ankara, 2018, cilt: II, s. 665-674
  • Yıldırım, Erdal, “Tunceli Yöresi Alevilerinde Muharrem Ayı’nın Önemi ve Aşure Geleneği”, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2011, cilt: XVI, sayı: 1, s. 71-84