Atatürk olmasaydı donanmamız olur muydu?

Atatürk olmasaydı donanmamız olur muydu?

Emekli Amiral Afif Büyüktuğrul ‘Osmanlı Deniz Harp Tarihi ve Cumhuriyet Donanması’ adlı kitabının önsözünde şöyle der:

“Deniz çıkarlarının ülkelere sağladığı büyük kazançları bilmedikleri ya da bu çıkarlardan kendi isteği ile vazgeçtiği için haritadan silinmiş devletlere Osmanlı Devleti’nden daha iyi bir örnek bulunamaz.

Aksi takdirde; üç kıtanın en verimli topraklarına yerleşmiş, o zamanki dünyanın ticaret merkezi sayılan Akdeniz’in en büyük kısmına sahip olmuş, Hindistan ve Uzakdoğu’nun ilk madde kaynakları ve pazarlarıyla Batı dünyası arasında yer alan Boğazlar, Tuna Nehri ve Karadeniz’i, akarsu kaynakları ile birlikte elinde tutan Osmanlı Devleti küçük bir devlet biçimine girmezdi.”

*  *  *

Gerçekten de daha 1571 yılında İnebahtı savaşı ile başlayan, Çeşme ve Navarin baskınları ile devam eden yenilgiler Osmanlı devletinin denizcilik alanında giderek gerilediğini gösteren olaylardır.

Bu yenilgiler paralelinde devlet de giderek güçsüzleşmiş, egemen olunan topraklar ve denizler küçülmüştür.

Osmanlı Devleti açısından denizde gerilemenin sonuçları çok ağırdır.

1830 yılında Londra antlaşması ile bağımsızlığını elde ettikten sonra Mora ve Atik yarımadaları ile bu yarımadaların çevresindeki yüzlerce ada Yunanistan’a verildi.

Denizdeki gerilemenin olumsuz sonuçlarını gören Osmanlı Devleti, Sultan Abdülaziz döneminde donanmanın yenilenmesi için dış borç aldı, sayısal bakımdan İngiltere ve Fransa’dan sonra gelen bir donanma oluşturdu.

Ancak denizcilik sadece gemi ve teknoloji satın alarak gelişmezdi.

Donanmanın başarılı olabilmesi için denizcilik vizyonuna sahip yöneticiler, güçlü bir ekonomi ve eğitimli denizcilere de ihtiyacı vardı, bunlar sağlanamadı.

Güçlü olduğu sanılan Osmanlı Donanması 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’nde başarılı olamadı.

Sultan II. Abdülhamit döneminde donanma otuz üç yıl Haliç’te hareketsiz bırakıldı.

Donanma gemilerinin Haliç’te görev yapmaksızın, eğitimsiz ve bakımsız bırakılması Osmanlı İmparatorluğu’nun denizcilik yeteneklerine büyük bir darbe indirdi.

Alınması için uzun yıllar savaş verilen Girit 1897 yılında özerk bir yönetim ile Osmanlı egemenliğinden fiilen ayrıldı.

Osmanlı devlet yönetimi güçlü ve etkin bir donanmanın olmayışının kötü sonuçlarını bir kez daha anlamıştı.

Hemen mevcut gemilerin onarımı planlandı. İngiltere, Amerika, İtalya ve Fransa’ya yeni gemiler sipariş edildi.

Ancak denizci yönetim anlayışının olmaması nedeniyle bu çabalar da fayda sağlamadı.

İkinci meşrutiyet ilan edildiğinde Osmanlı Donanması savaşma gücü çok düşük gemilerden oluşuyordu.

Osmanlı halkı 1909’da Donanma Cemiyeti ya da o zamanki adı ile Donanma-i Osmani Muavenet-i Milliye Cemiyeti’ni kurdu.

Toplanan para ile Almanya’dan Yadigâr-ı Millet, Gayret-i Vataniye, Numune-i Hamiyet ve Muavenet-i Milliye muhripleri ile Barbaros Hayreddin ve Turgutreis zırhlıları satın alındı.

Donanma gelişme çabaları içindeyken kendisini Trablusgarp ve Balkan savaşlarının içinde buldu.

Trablusgarp Savaşı sonunda İtalya 12 Adalar’ı işgal etti. Osmanlı Donanması buna engel olamadı.

Balkan savaşı sonunda Ekim 1912- Mart 1913 arasında nerdeyse birer ikişer gün arayla Ege adaları Yunanistan tarafından işgal edildi.

Hiç olmazsa Çanakkale Boğazı yakınlarındaki adaların işgaline engel olmak isteyen Osmanlı donanması 16 Aralık 1912 tarihinde İmroz Deniz Savaşı ve 18 Ocak 1913 tarihinde Mondros Deniz Savaşı’nda Yunan donanması tarafından püskürtüldü.

1914 yılına gelindiğinde Gökçeada, Bozcaada ve Meis hariç bütün Ege adaları kaybedilmişti.

*  *  *

Sonra…

Sonra dört yıl süren Birinci Dünya Savaşı…

Zaten iyice zayıflamış ve muharebe yeteneğini yitirmiş olan Osmanlı Donanması savaştan son derece yıpranmış olarak çıktı.

Savaş sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi gereğince elde kalan gemilerin denetimi işgal devletlerinin oluşturduğu komisyona bırakıldı.

*  *  *

Bu kargaşa ortamında Mustafa Kemal Paşa ulusal mücadeleyi örgütlemek amacıyla Samsun’a çıktı.

O tarihte donanma Haliç’e kapatılmıştı.

Osmanlı Devleti 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması’nı imzaladı.

Bu antlaşmaya göre Ege ve Akdeniz’de küçücük bir kıyı şeridi bile Osmanlı’ya çok görülmüştü.

Sevr Antlaşması birkaç küçük torpidobot ve gambottan başka donanma diye bir şey bırakmamış, bahriye personeli de terhis edilmişti.

Mustafa Kemal Paşa Sevr Antlaşmasını kabul etmedi. Ülkenin kurtuluşu için mücadeleye kararlıydı.

Millî mücadelenin başlamasıyla Preveze ve Aydınreis gambotları ulusal kuvvetlere katılarak büyük direnişin savaş gemileri oldular.

Bu gemilerimizin yanına vatansever denizcilerin irili ufaklı takaları, tekneleri de geldi. Kahraman denizcilerimiz Kurtuluş Savaşı’nın Karadeniz nakliyatını bu mütevazı teknelerle yaptılar.

Böylece Osmanlı denizciliğinin parlak dönemlerinde olduğu gibi kara savaşının denizden desteği sağlanmış oldu.

Adeta yüzlerce yıllık denizcilik kültürümüz küllerinden filizlenmeye başlamıştı.

*  *  *

Verilen bağımsızlık savaşı sonrasında Lozan antlaşması imzalandı, ülkemiz yeniden Ege ve Akdeniz’in o güzel ve verimli sularına kavuştu.

Cumhuriyet ilan edildi.

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin elinde adeta enkaz halinde bir donanma vardı.

Atatürk donanmanın en kısa sürede güçlenmesini, denizciliğin gelişmesini hedefliyordu.

Cumhuriyet donanmasının denize çıkan ilk gemisi Hamidiye kruvazörü ile Eylül 1924’te Karadeniz yolculuğuna çıktı.

Karadeniz seyri süresince gemi subaylarına aklındaki donanmadan bahsetti:

“Donanmasız Anadolu olmaz. Donanmadan yana kuvvetli olmak Türkiye’nin savunması için şarttır. Donanmamız izlediğimiz politikanın da kuvvetli desteği olacaktır.”

Cumhuriyetin ilanından bir yıl, Hamidiye seyrinden iki ay sonra ülkemizde bugün bile sahip olmadığımız Denizcilik Bakanlığı kuruldu.

Hızla Yavuz zırhlısının onarımına başlandı.

Peyk-i Şevket, Berk-i Satvet, Turgut Reis, Hamidiye, Mecidiye, Samsun, Basra gibi gemilerin onarım ve bakımları yapıldı.

Yeni denizaltı yapımı için planlamalar yapıldı.

Talimnameler oluşturuldu.

Personel eğitimine ağırlık verildi.

Eğitim için yurtdışına personel gönderildi.

Tatbikatlara başlandı.

Denizcilik vizyonu Osmanlı’dan çok farklı olan genç Türkiye Cumhuriyeti en önemli eylemlerinden birini gerçekleştirdi ve 1 Temmuz 1926’da kabotaj hakkını sağladı.

1928 yılında donanma ilk tatbikatını yaptı. Atatürk tatbikatı bizzat izledi, faraziyeler verdi, sonuçları değerlendirdi.

Genç donanmanın geldiği düzeyin de verdiği güçle 20 Temmuz 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Türk Boğazları yeniden egemenliğimiz altına girdi.

40 gün sonra İngiliz Kralı VIII. Edward Türkiye’yi ziyaret etti. İngiltere Kralı Türk donanmasının Malta Adası’nı ziyaret etmesini istedi.

20 Kasım 1936 günü Yavuz, Kocatepe, Zafer, I. İnönü ve II. İnönü, Sakarya ve Erkin gemilerinden oluşan Türk Donanması Malta’da büyük bir tören ile karşılandı.

Atatürk 1 Kasım 1937 yılında TBMM açılışında yaptığı konuşmasında denizcilikle ilgili şunları söyledi:

“En güzel coğrafi konumda ve üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye, endüstrisi, ticareti ve sporuyla en ileri kabiliyette denizci yetiştirmek zorundadır ve bu kabiliyet kendisinde vardır. Bu kabiliyetten yararlanmayı bilmeliyiz… Denizciliği Türkün milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız…”

*  *  *

Atatürk’ten sonra Cumhuriyet donanması gelişimini sürdürdü.

Deniz Müsteşarlığı olarak örgütlenen donanmamız 1949 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı olarak yeniden teşkilatlandı.

1960’lı yıllarda Kıbrıs’ta Türklere yönelik terör eylemleri başladı. Ağırlıklı olarak donanmanın amfibi harekât yeteneği olmamasından dolayı Türkiye Kıbrıs’a müdahale edemedi.

Osmanlı’nın son dönemlerinde çok uzun yıllar denizlerde mahcup olan, kayıpları engelleyemeyen donanma Ata’sına borcunu ödemek istercesine en kısa sürede amfibi harekât yeteneğine ulaştı ve 1974’te Kıbrıs’taki Türkleri kurtarmaya koştu.

1996’da Kardak’ta Türkiye’ye meydan okunmasına izin vermedi Donanma. Yunanistan’ın yayılmacı emelleri Kıbrıs’tan sonra Kardak’ta da hüsrana uğradı.

Karadeniz’de sahildar ülkelerle birlikte güvenliği sağladı. Karadeniz Uyumu Harekâtını gerçekleştirdi.

Doğu Akdeniz’de Akdeniz Kalkanı görevini icra etti.

Yeniden Hint Okyanusu’nda boy gösterdi.

*  *  *

Türkiye denizlerdeki hak ve çıkarlarını koruyacak güce eriştikçe yüz yıllardır sömürgeci politikalarla refah içinde yaşamış ülkelerin hedefi olmaya başladı.

Donanmamızın ihtiyacı olan silah ve donanımlar yerli olarak imal edilmeye başlandı.

Yabancı ülkelerin donanmalarına bedeli karşılığı eğitim vermeye başladı bahriyeliler.

Atatürk’ün rotasını çizdiği Türk Donanması’nın durdurulmasına karar verdi emperyalizm. Yerli işbirlikçileri ile el ele tutuşup kumpas davalarla donanmanın en önemli varlığı olan yetişmiş insan gücüne büyük bir darbe vurdular.

Yetmedi.

FETÖ unsurlarını kullanarak hain bir darbe kalkışması denediler.

Bütün bunlara karşın donanma Atatürk’ün rotasından çıkmamak için direndi.

1974 Barış Harekatı’ndan sonra uygulanan ambargolar donanma için nasıl itici bir güç olduysa bu saldırılar da geleceğin çağdaş donanması için bir sıçrama tahtası olacaktır.

Mayasında Atatürk düşüncesi olan donanmamız ne olursa olsun ülkemizin özgürlüğü ve ulusal çıkarlarımız için gelişecek, güçlenecek, sadece çevre denizlerde değil gelecekte tüm dünya denizlerinde güç olacaktır.

Atamızın bize gösterdiği hedef denizci olmak, güçlü olmak, tam bağımsız olmaktır.

Osmanlı döneminde 16’nci yüzyılın sonlarından itibaren giderek zayıflayan ve kötü yönetilen donanma Atatürk’ün vizyoner dokunuşu ile yeniden gelişmeye, büyümeye başlamış ve günümüzün güçlü donanmaları arasında yerini almıştır.

*  *  *

Gelelim başlıktaki soruya.

Atatürk olmasaydı donanmamız olur muydu?

Atatürk olmasaydı, bugün Ege ve Akdeniz’de kıyısı olmayan, İç Anadolu’nun küçük bir bölümüne sıkışıp kalmış bir ülkeden bahsediyor olurduk… Bugüne kadar varlığını sürdürüp sürdürmeyeceğine asla emin olmayacağımız bir ülkeden… Sadece Karadeniz’de küçücük sahil şeridi olan bir ülkeden… Belki de donanma kurmasına bile izin verilmeyecek bir ülkeden…

Sürekli etkisizleşen, güçsüzleşen ve ülke savunmasına katkı vermekten uzaklaşan, sonunda kontrolü düşman ülkelerine bırakılmış bir donanmadan bugünün bölgesel gücü olan Türk Donanmasına eriştik.

Bu değişikliği sağlayan girdileri yapan Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonudur.

Atatürk’ün vizyonu olmasaydı bugünkü yenilikçi, atılımcı, çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmak isteyen bir donanma vizyonumuz olamazdı.

Ölüm yıldönümünde ülkemizi çağdaşlığa, laikliğe, uluslararası saygınlığa, bağımsızlığa kavuşturan, denizci bir ülke olmanın vizyonunu sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’e sonsuz minnet ve şükran duygularımı sunuyorum.

Sevgiyle kalın.