Atilla ölür mü sandınız!

Atilla ölür mü sandınız!

Kırıkkale’de doğdu.

Adını Atilla koydular.

1994’te Özel Harekât Polisi oldu.

Nerelere gitmedi ki?

Mesleğinin daha ilk gününde çatışmaya girdi.

Ölümden döndü.

Sivas’ta görev yaparken, yaralandı. “Bırakır” dediler.

Görevine devam etti.

Atilla’yı öldüremediler.

***

Kuzey Irak’a gönderdiler.

PKK ile savaşıyordu, karşısına IŞİD çıktı.

Kurşunlar arasında kaldı…

Bazukayı kafasına dayadılar.

Üzerine bomba yağdırdılar.

Ağır yaralandı.

Arkadaşları öldüğünü sandı. Kendi aralarında konuştular, “Atilla artık dönmez” dediler.

Hastanede gözünü açar açmaz soluğu görev yerinde alınca anladılar ki:

Atilla’yı öldüremediler.

***

Hendek operasyonları başlamıştı, eğitim için tecrübeli bir Özel Harekâtçı şarttı, onu çağırdılar. Eğitimleri verirken, Ankara’ya geldi, Keçiören’deki evinin balkonundan başkenti izlerken, uçakların uçtuğunu, sonic patlamalar yaptığını gördü ve duydu.

Televizyonu açtı. Baktı ki kimse net bir şey söyleyemiyor…

Özel Harekât’ın Whatsapp grubuna gözü ilişti.

Zeynep Sağır komiserden mesaj vardı:

Arkadaşlar bir karışıklık var. Şu an Ankara’da sayımız çok az, burada olan arkadaşlarımızı mutlaka daire başkanlığımıza bekliyoruz.”

Bu Zeynep Sağır’ın belki de son mesajıydı. O kahraman polis Türk ordusu envanterindeki bir uçağın bıraktığı bombayla şehit düştü. İki güzel evladını geride bırakarak…

Zeynep Komiserin mesajını görünce, 26 yıllık meslek hayatı boyunca kullanmadığı kelimeyi yine kullanmadı, “gitmem” demedi. Bir an bile düşünmedi, dünyalar güzeli iki kızını bir komşusuna emanet etti, atladı arabaya…

Yapanların kim olduğunu anlamıştı artık.

Yaklaşık 8 bin Özel Harekâtçının 6 bini Hendek operasyonları nedeniyle Güneydoğu’daydı. Ankara’da sayıları çok azdı.

Gitti Gölbaşı’na…

Amirlerden emir geldi, “silahları kuşanın, çıkışa hazır olun!”

Gitti teçhizatını kuşandı, TÜRKSAT’a gideceğini düşündü.

Zırhlı aracı kullanacak arkadaşını buldu, kuleci diye tabir edilen eğitimli silah arkadaşını da yanına aldı, nizamiyeden çıkmak için kapıya yöneldi, tam yola çıkacaktı ki…

Bomm!

Özel Harekâtçılarda bir söz var: “Patlamayı duymadıysan ya ölmüşsündür ya da ağır yaralanmışsındır, duyduysan korkma yaralısındır”.

Atilla duymadı patlamayı…

Kendinden geçti…

Kurduğu ekip görevine başladı ama o orada 45 şehit ile yanyana yatıyordu.

Ağır yaralıydı.

Zırhlı araçla bariyer arasında sıkışmış, sıcağın etkisiyle patlayan mermiler bacağına ve karnına girmiş, zırhın paleti de sol bacağının üzerinde kalmıştı.

Kaldırdılar oradan Atilla’yı…

Gölbaşı Devlet hastanesine götürüldü.

Nabız atmıyordu.

Polis arkadaşı “Atilla şehit oldu” diyerek kimliğini aldı ve notunu düştü:

Atilla Tetik = Şehit”

Halbuki bilmiyor muydu ki Atillalar ölmez!

***

3 gün şehitler listesinde ismi geçti.

Öldü diye getirdikleri hastanede Doç. Dr. Nedim Aytekin çıktı karşısına Atilla’nın.

O da Gölbaşı’na saldırı olunca hastaneye gönüllü olarak koşa koşa gelen kahraman doktorlardan sadece biriydi.

Atilla’yı hayata döndürdü.

Atatürk hastanesine sevk etti.

3 gün sonra komadan uyandı Atilla.

2 buçuk ay yattı. İlk etapta kıpırdayamıyordu, vücudunu hissetmiyordu.

Uyandığında ilk şu soruyu sordu: “Darbe başarılı oldu mu?”

Hemşireleri melek gibi gördüğünü söylemişti dostlarına, hemşireler yanıt vermiş kendisine, “Allah razı olsun sizden sayenizde olmadı” demişler.

***

Doktorlar bacağını keseceklerdi. Kurtarmak için çabaladılar.

8 kez ameliyat oldu, kurtardılar bacağını. Aksak da olsa, platinli de olsa yürümesini sağlayabiliyordu.

Bağırsaklarından da büyük hasar almıştı. Dışarıya verildi bağırsakları ve o gün bugündür vücudunda bir torbayla yaşamaya başladı.

Önce öldü dediler, şehit listesine adını yazdılar.

Atillalar hiç ölür mü?

Ayağa kalktı, emekli olacaktı.

Hayır” dedi, dilekçe verdi, “Bu halimle bile savaşmaya, görevimi yapmaya hazırım” dedi.

Dilekçesi kabul edildi.

15 Temmuz’un kahraman Özel Harekât Müdürü ve şu anda Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Eraslan Er’in emrinde idari bir göreve getirildi.

Görevi yeni Özel Harekâtçılar yani ölmeyen Atillalar yetiştirmekti.

***

Allah’a şükür, biz ölmeden devletimizi yıkmaya, bayrağımızı yere düşürmeye çalışanlar bunu başaramazlar” demişti hastaneden çıktığında.

Eşini ve kızlarıyla ilk karşılaştığında onların ağladıklarını görünce, “ağlamayın, üzüldüğünüzü belli etmeyin” bakışı attığını söylediler Atilla’nın…

Sadece Hendek operasyonlarında 116 şehit vermişti Özel Harekât.

Ama bu başkaydı. Bir dakikada kendi uçaklarımızla atılan bir bombayla 45 şehit vermişlerdi.

Bugünü unutturmayacağız” diyordu ve dostlarına şunları söylemişti:

Önemli olan devlettir, hiçbir şahıs, kurum devletten üstün değildir. Biz vatansız, devletsiz yaşayamayız. Ailemiz, eşimiz, çocuğumuz olmadan yaşarız ama devletimiz, vatanımız olmadan yaşayamayız.”

Kendisine bomba atan FETÖ’den bahsediyor sonra…

FETÖ’nün hala çok tehlikeli olduğunu söylüyor ve teyyakkuzda olduklarını da açıklıyor.

Yani diyor ki, Atillalar ölmeden bu vatanı ele geçiremezsiniz!

Atillalar ölür mü sandınız!

Hainler sürüsünün umudu varsa hala… ve hala iktidar ve muhalefet içinde bu hainlere yol açmak isteyenler varsa ve devletin içerisinde hala cirit atıyorlarsa, fırsat kollayarak vatanı ele geçirmek için plan yapıyorsa…

Onlara söyleyelim…

Boşuna uğraşmayın.

Büyük lider Atilla’nın Atatürk’ün ruhu bu topraklarda bitmez.

Bir daha yazalım: Atillalar ölmez.