Avrasya’nın en uzun savaşında yeni cephe: Pakistan

Barış Adıbelli yazdı...

Son bir haftadan beri dünya gündemine Ukrayna Savaşı’nın yanında Pakistan’daki gelişmeler de damgasını vurdu. Pakistan’da bazı siyasi grupların Başbakan İmran Han’a verdiği desteği çekerek muhalefete katılmasıyla birlikte Başbakan Han’ın Meclis’teki çoğunluğu da azınlığa düştü.  Bunun üzerine muhalefet harekete geçerek Başbakan hakkında bir güven oylaması yapılması konusunda Meclis’e başvurdu. Aslında görünen tabloya göre yani meclisteki sandalye sayısı  Başbakan İmran Han’ın bu oylamadan geçemeyeceğini gösteriyordu; ancak Pakistan Meclis başkanlığı dün  pazar günü güven oylaması teklifinin anayasanın beşinci ve altıncı maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle güven oylamasını iptal etti. Bunun üzerine Başbakan İmran Han televizyonda Pakistan halkına seslenerek erken seçim çağrısında bulundu.

En başından itibaren Pakistan siyasetinde yaşanan gelişmeleri  Başbakan  İmran Han kendisine ve  Pakistan’ın meşru hükümetine karşı ABD’nin bir komplosu olduğunu söylüyordu. Birkaç gün önce de  ABD’nin kendisine bir tehdit mektubu göndererek, görevi bırakırsa Pakistan’ın affedileceğini, aksi  halde hayatının tehlikede olduğu uyarısında bulunduğunu kamuoyuna açıkladı. Açıkçası ABD,  Pakistan’da İmran Han hükümetini devirmeye yönelik bir toplumsal ve siyasal mühendislik üzerinden bir post modern darbe arayışı içerisinde olduğu görülüyordu.

Oysa, hatırlanacağı üzere Biden yönetimi göreve geldiğinde Amerikan Dışişleri Bakanı Blinken,  ABD’nin artık darbelere destek vermeyeceğini söylemişti. Blinken’ın  gerekçesi ise darbe girişimlerinin ekonomik olarak ABD’ye oldukça maliyetli olmasıydı. Bir başka değişle darbelerin ahlaki boyutundan çok Biden yönetimi işin ekonomik boyutuyla ilgileniyordu.

Bütün dünyanın gözü kulağı Ukrayna savaşında iken ABD, Asya’da başka planları devreye sokma arayışındaydı. ABD’nin Afganistan’da 20 yıl önce kendisinin büyük emeklerle kurduğu Afgan hükümetini, ordusunu ve devletini bir kalemde silip ve yıkıp yerine 20 yıl boyunca savaştığı Taliban’ı getirmesi akıllara ziyan bir durumdu; ancak bu yeni durum aslında ABD’nin  Avrasya coğrafyasında yeni bir hamleye  hazırlandığının da bir göstergesiydi.

İlk adım Kazakistan’da atıldı. Akaryakıt fiyatlarına gelen zammı protesto için sokağa dökülen halk bir anda hükümet karşıtı bir kalkışmanın öncüsü oldu. Aslında Kazakistan’da yaşananalar 2000’li yılların ortalarında Ukrayna’da Gürcistan’da ve Kırgızistan’da yaşanan daha sonra literatüre “Renkli Devrimler” olarak geçen halk eylemlerini aratmayacak türde benzer eylemlerdi. Fakat bir noktada bu eylemler Rusya ve  Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün müdahalesi ile durduruldu.
Aslında, Kazakistan’da yaşanan bu kalkışma ABD’nin bir nabız yoklamasıydı. ABD, Kazakistan üzerinden  Rusya’nın ve Orta Asya devletlerinin reflekslerini ölçmek için bir False Flag (sahte bayrak)  operasyonu yapmıştı.

Kazakistan olaylarının üzerinden çok zaman geçmeden bir ay sonra Ukrayna krizi, Ukrayna savaşına dönüştü ve bir anda dünyanın gündemi Kazakistan’da yaşananlardan Avrupa’ya Ukrayna’ya döndü; ancak ABD, hiçbir zaman Avrasya‘dan ve Orta Asya’dan vazgeçmedi. Bir dantel gibi ABD şu anda Afganistan üzerinden Avrasya politikasını ince ince işlemeye devam ediyor.

PAKİSTAN’DAKİ DARBE GİRİŞİMİNİN ARKA PLANI

Şimdi gelelim Pakistan’da yaşanan darbe girişiminin arka planına. Aslında bu darbe girişimi çok daha önceden geliyorum demişti. Özellikle son dönemde, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından Amerikan istihbaratı Pakistan’dan birkaç üssün kendilerine tahsis edilmesini istedi. ABD’nin amacı hem Afganistan’ı takip etmek hem de Hazar ve Orta Asya’da Rus ve Çin faaliyetlerini izlemekti. Fakat İmran Han bu talebi reddetti. ABD de bunun üzerine İmran Han hükümetini devre dışı bırakarak hem  Pakistan istihbaratı hem de Pakistan ordusu ile doğrudan üs meselesini müzakere etmeye çalıştı ama başarılı olamadı. Halihazırda İmran Han hükümetinin Çin ile stratejik ilişkileri daha da geliştirmesi, Karabağ savaşına aktif destek vererek Türkiye ve Azerbaycan’ın yanında durarak bir millet üç devlet şeklinde yeni bir blok oluşturması, Türkiye ve Azerbaycan ile tatbikatlar yapması, İstanbul-Tahran-İslamabad demiryolunun Çin-Pakistan ekonomik koridoruna bağlayacak olması ve Ukrayna savaşında İmran Han’ın Moskova’yı tüm uyarılara rağmen ziyaret edip BM Genel Kurulunda çekimser kalarak Rusya’nın yanında saf tutması gibi gelişmeler ABD’nin de düğmeye basmasına neden oldu.

ABD’nin Pakistan konusunda bu kadar aceleci olmasının arkasında yatan neden ise Ukrayna savaşında Hindistan’ın çekimser kalarak Rusya-Çin ekseninin yanında durmasıdır. Biden, Brüksel’de NATO toplantısına katılırken Çin Dışişleri Bakanı da Hindistan’ı ziyaret ediyordu. Son gelen haberlere göre Hindistan, Rusya ile  oldukça karlı bir petrol anlaşması yapmış durumda. Bir başka deyişle Rusya ve Çin’in Hindistan‘ı yanlarına çekerek ABD’nin Hint-Pasifik stratejisine büyük bir darbe vurmasıyla ABD de Pakistan’a karşı bir hamle yaparak Rusya-Çin eksenine karşı bir misilleme de bulundu. ABD’nin Pakistan’da istediği sonuç ortaya çıkmasa da bir meydan okuma yaparak gözdağı verdi.

Pakistan ordusunun bu gelişmelerdeki tutumu da oldukça önemlidir. 2 Nisan cumartesi  günü tam da bu siyasi kaosun yaşandığı günde  Pakistan Genel Kurmay  Başkanı Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri saldırısını kınadı ve daha küçük bir ülkeye uygulanan “büyük bir trajedi” olarak nitelendirdiği olayın derhal durdurulması çağrısında bulundu. Bu çağrı açıkça Başbakan Han’ın Ukrayna savaşı konusundaki  tutumuyla çelişiyor aynı zamanda dış güçler için özellikle de ABD için bir fırsat ve umut yaratıyordu.

Zaten geçtiğimiz aylarda AB’yi ziyaret eden Pakistan Genel Kurmay  Başkanının buradaki temasları da Başbakan Han’ı pek memnun etmemişti. Bu ziyarete ilişkin yapılan yorumlara göre  Pakistan’ın batı dünyasının yanında yer aldığı ifade edilerek, Pakistan’da siyasi hava  ne olursa olsun Pakistan ordusu her zaman  Batı’nın yanında  olduğunun altı çizilmişti. Pakistan tarihinin aynı zamanda askeri darbeler tarihi olduğu da düşünüldüğünde ilk ve tek Müslüman nükleer güç olan Pakistan’ın halen bir darbe tehdidi altında olduğu düşünülebilir.

Başarısız askeri darbeler bir tarafa bırakıldığında 1958, 1977 ve 1999’daki darbeler bu tezi destekler niteliktedir. 1977 darbesinin ardından dönemin başbakanı Zülfikar Ali Bhutto idam edilmiştir. 2007’de yine eski başbakanlardan olan kızı  Benazir Bhutto seçim gezisi sırasında  Pakistan’da bir suikast sonucu öldürülmüştür. Bu nedenle Pakistan’da idamlar ve suikastlar siyasi hayatın bir parçası olarak öne çıkmaktadır. Dolaysıyla  İmran Han’a karşı suikast düzenleneceği yönündeki ABD istihbaratı da her şeye rağmen  dikkate alınmalıdır!

Avrasya’nın en uzun savaşında yeni cephe: Pakistan

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 3 ay önce

    Büyükler gene oyun kurarlarken, „digerleri“ sadece kendilerine bicilen rolü yerine getirmeleri konusunda tehdit ediliyorlar. Son 60 yillik dünya tarihinin tipik süreci aynen devam ediyor. Senarist ayni, senaryosunu Bender, basrol oyuncusu ve figuranlar ayni…Olay önümüzdeki yüzyilda kimlerin dünyanin nimetlerini istedikleri gibi zikkimlanacagi ve kimlerin de birer av hayvani misali üzerine düsen kurban rolünü üstlenecegi. Topyekün bir müdahale söz konusu. Rusyanin düsüncesizce yaptigi müdahale birilerinin büyük planini harekete gecirme kabiliyetini cok daha uygun ver kolay bir hale getirdi. Dügümü cözebilecek tek faktör „zor“ kullanmak olacaktir…O zor da ciddi bir savas, belki nükleer silahlarin kullanilacagi ücüncü dünya savasi. Aksi takdirde uygulamaya koyulan büyük plan agir agir ve hep zayifa bedel ödetilerek yürüyecek. Gectigimiz yüz yilda oldugu gibi. Bu daha baslangic.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!