Avrupa’da yükselen nükleer risk

Avrupa’da yükselen nükleer risk

İkinci Dünya Savaşı sona yaklaşıyordu. 24 Temmuz 1945 günü Almanya’nın Potsdam şehrinde Cecilienhof Sarayında toplanan konferansta ABD Başkanı Truman, Sovyet lider Stalin’e Rus tercüman vasıtasıyla "Benzeri olmayan tahrip gücüne sahip yeni bir silah (a new weapon of unusual destructive force)"geliştirdiklerini ve başarıyla test ettiklerini söylüyor. Bu cümleden tam 13 gün sonra ABD, Japonya’nın Hiroşima şehri üzerinde ilk nükleer bombayı patlattı. Halbuki bu silahın kullanılmasına gerek yoktu. Japonya teslim olmaya hazırdı. Roosevelt ve Truman dönemlerinde, Genelkurmay Başkanlığı yapmış bulunan Amiral Leahy, şunları söylemişti: ‘Benim şahsi kanaatime göre böyle bir bombayı ilk kez kullanmakla, orta çağ dönemlerine ait ahlaki bir standardı kabul etmiş oluyoruz. Ve ayrıca bana öğretilen savaşın kuralları böyle değildi. Savaşlar kadınları ve çocukları öldürerek kazanılamaz.’ O tarihteki Amerikan Deniz Kuvvetleri Komutanı, Amiral King ise ‘Bu silahı kullanmak bize maddeten hiçbir yarar sağlamayacaktır’ demişti. İngiliz stratejist Lidell Hart da ‘Atom bombasının bugüne kadar kullanılmasına gerçekten ihtiyaç olmadığı söylenmektedir’, demişti.”

O zaman bu bomba neden kullanıldı ve o vahşet neden uygulandı? Asıl neden Sovyetlere dur demek içindi. 1950’li yıllardan sonra Amerikan ve Sovyet silah sanayilerinin büyük bir rekabet içinde geliştirdiği stratejik nükleer silahlar dünyanın çevresini ve kaderini yüzlerce kez değiştirecek seviyeye erişti. 1945 yılından bu yana 2000’den fazla nükleer test yapıldı ama muharebe sahasında kullanılmadı. Soğuk Savaşta en yakın nükleer silah kullanım riski 1962 yılında Küba Füze krizinde yaşandı, ancak kullanılmadı. Bu kriz sayesinde topraklarımıza Jüpiter nükleer silahlarının konuşlandırılmış olduğunu öğrendik.

NÜKLEER SİLAHLANMAYI DURDURMA GİRİŞİMLERİ

Bu yarışı durdurmak için 70’li yıllarda nükleer silahları kısıtlayan SALT (Strategic Arms Limitation Talks) görüşmeleri başladı. 80’li yıllarda ABD Başkanı Reagan; kısıtlama yetmez ciddi kesintiye gidilmeli diyerek, SSCB ile START (Strategic Arms Reduction Talks) görüşmelerini başlattı. Bu safhada her iki tarafın elinde 8000’e yakın stratejik nükleer silah vardı. Bunlar karadaki rampalarda bulunan kıtalararası balistik füzeler (ICBM); nükleer takatli balistik füze denizaltılarında (SSBN) bulunan (SLBM) füzeleri ile Stratejik Hava Komutanlığı (SAC) bağlısı bombardıman uçaklarında bulunan stratejik nükleer bombalardı. Bu üç unsurun oluşturduğu ateşgücü üçgenine "Strategic Triad- Stratejk Üçleme" adı verilmişti. Nükleer caydırıcılık içinde dehşet dengesi ile sağlanan bu dönemin askeri doktrinin kısa paradigması, "Karşılıklı Garantilenmiş İmha (MAD-Mutually Assured Destruction)" idi. Bu üçgende en kritik yeteneğin ikinci darbe yeteneği sağladığından denizaltılar olduğunu vurgulayalım. ABD bugüne kadar nükleer silahlara 5 trilyon dolar harcamıştı.

TOMAHAWKLAR KONVANSİYONEL CAYDIRICI ROLDE

Diğer yandan soğuk savaş bittiğinde, 1991 yılında Tomahawk gezgin füzesinin ABD envanterinde ilk kez kullanılması nükleer silahların bir alt kademesinde Amerikan hegemonyasının en etkili silahı oldu. Bu silahı kendi haricinde sadece İngiltere’ye verdi. (Sonradan Japonya) Bu silah ve Amerikan uçak gemileri soğuk savaş sonrası ABD’nin yaratıcı kaos stratejisi ile Afganistan’dan Libya’ya; Irak’tan Suriye’ye Afro-Avrasya coğrafyasına kan ve göz yaşı getirmesinin ve küresel kabadayılığın en etkili enstrümanı oldu. Konvansiyonel silahlarla küresel kabadayılık donemi başlamıştı

INF- ORTA MENZİL FÜZE ANLAŞMASI

Stratejik nükleer füzelerin yanısıra bir de 500-5500 km menziller arasındaki orta menzilli nükleer balistik füzeler ve gezginci (cruise) füzeler vardı.  IRBM olarak adlandırılan bu füzeler henüz soğuk savaş bitmeden Reagan - Gorbacov döneminde 1987 yılında INF (Intermediate Range Nuclear Forces) Antlaşması ile yasaklandı. 1991 yılına kadar 2692 füze karşılıklı olarak imha edildi. Avrupa’ya konuşlandırılması planlanan Pershing II füzeleri geri çekildi. Avrupa, son anda nükleer riski azaltmıştı.

START GÖRÜŞMELERİ

Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte bu kez stratejik nükleer silahların azaltılmasına yönelik START görüşmeleri INF antlaşmasının verdiği güçle hızlandı. 1991 yılında START I; 1992’de START II anlaşmaları imzalandı. Ancak START II, 2001 yılına gelindiği halde Rus Duma’sında onaylanmadı. Zira ABD, füze kalkanı girişimi ile 1972 tarihli ABM (Anti Ballistic Missile Defense) Anlaşmasından çekilmişti. Bu kez, Clinton, Yeltsin döneminde START III görüşmeleri başladı. Hedef savaş başlıklarını her iki tarafta 3000’den 2500’e çekmekti. Obama- Medvedev döneminde imzalanan Yeni START anlaşması ile bu sayının 500-1000 nükleer başlık ve 1500-1675 atma vasıtası sayısına indirgenmesine karar verildi. Ancak tarihin akışı değişik şartlar yaratıyordu.

BALİSTİK FÜZE SAVUNMASI BAŞLIYOR

Rusya Federasyonu 8 Ağustos 2008 Gürcistan-Güney Osetya Savaşından sonra 5 Şubat 2010 tarihinde onaylanan Askeri Doktrininde ülkenin hayati çıkarları tehlikeye girdiğinde ve büyük bir konvansiyonel tehdit karşısında nükleer silah kullanılabileceğini deklare etti. Bu durum ABD ve NATO’nun Füze Kalkanı olarak bilinen (BMD) girişimine hız verdi. Bu durum,  gerek X Bant radarların (Örneğin, Kürecik Malatya) gerekse SM 3 füze sistemlerinin (Örneğin, Devesul Romanya) konuşlandırılması sonucunu doğurdu. Ancak her şeye rağmen 5 Şubat 2011’de yürürlüğe giren START III ile iki taraf da anlaşmaya uyacaklarını deklare ettiler. Bu duruma göre taraflar 700 konuşlandırılmış ICBM, SLBM füzeleri ile saldırı uçaklarında mevcut bomba ve tüm silahlarda toplamda 1550 nükleer savaş başlığına ve 800 atma vasıtasına sahip olacaklardı. Ancak tam bir anlaşma sağlanamadı. Bu akit de gerçekleşmedi. Mart 2013’te Rusya, ABD’nin rakamlarla oynadığını iddia etti.

ABD'NİN KARŞI HAMLESİ

Aradan 5 yıl geçti. 2 Şubat 2018 günü açıklanan ABD Nükleer Silahlar Durum Değerlendirmesi (NPR-Nuclear Posture Review) mevcut durumu daha da karmaşıklaştırdı. Zira bu raporda Trump Yönetimi nükleer yeteneklerin artırılmasını hedefliyordu. Bu durum gelecek 30 yılda 1,2 trilyon dolarlık yeni silahlanmayı gerektirecekti. Bu silahlanma içinde en önemli olan nükleer saldırı denizaltılarından (SSN) atılacak cruise (gezginci) füzelerinin (SLCM) ve SSBN ‘lerden atılacak yeni tip balistik füzelerin düşük şiddette nükleer savaş başlığı ile donatılmasının önünün açılması olarak dikkat çekiyordu. ABD Donanmasında önceden nükleer Tomahawk füzeleri vardı ancak George W. Bush döneminde bu füzeler Japonya veya Güney Kore üzerinde kaza ile düşerse endişesi ile kaldırılmıştı. Şimdi Rusya, Kuzey Kore, İran ve Çin bahanesi ile Pentagon’un isteğinin herhalde daha gelişmiş teknolojiler uygulanarak gerçekleştiğini anlıyoruz. Bu durumun karşılıklı yanlış hesaplara neden olacağı açıktı. Zira atmosfer dışına çıkmasa bile bir Amerikan denizaltısından atılan Tomahawk füzesinin nükleer olma potansiyeline karşı Rusya veya Çin’in nükleer balistik füze ile karşılık vermeyeceğini kimse garantileyemez. Zira bu düşük güçlü füzelerin en küçüğü bile Hiroşima ‘ya atılandan yüzlerce kez daha fazla etki yaratacaktır. Nitekim, 28 Ocak 2019’da ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), balistik füze denizaltılarından atılan Trident füzeleri için düşük güçlü nükleer başlık (W76-2) üretmeye başlandığını deklare etti. Bu füzelerin yıkım gücünün Hiroşima'ya atılan nükleer bombanın üçte birine denk geldiğini belirtelim. Burada Amerikalı iktidar çevrelerinin temel kabullenmesi, savaşın stratejik eşiğe geçilmeden taktik nükleer silahlar ile kazanılabileceğiydi. Bu son derece tehlikeli bir aşamaydı. Zira SSBN’lerden ve SSN’lerden atılacak füzelerin ateş gücünün karıştırılma sorunu doğacaktı.  Tomahawk benzeri cruise füzeleri ile stratejik füzelerin fırlatılmaları arasındaki farkı anlamak çok zordu.  Yani kısacası konvansiyonel bir saldırıya nükleer bir saldırı ile cevap verme riski çok yüksekti.

ABD INF'DEN ÇEKİLİYOR

2019’da Putin START III ile uyumlu olmak istediklerini söyledi. 17 Ocak 2019’da Dışişlerleri Bakanı Lavrov, bu konudaki iyi niyetlerine rağmen ABD’den karşı jest gelmediğini söyledi. 2 Ağustos 2019’da bu kez ABD’den çok farklı bir hamle geldi. 1987 yılında imzaladıkları INF anlaşmasından çekildiklerini resmen ilan ediyorlardı. Bu dünya barış ve istikrarı için büyük bir darbe oldu. Trump, Şubat 2019 ayı içinde çekilme sürecini başlattıklarını ve çekilme işleminin Rusya’nın ihlale neden olan 9M729 orta menzil nükleer füzelerini imha etmediği sürece 6 ay içinde tamamlanacağını duyurmuştu. ABD’nin bu çıkışının temel nedeni Rus füzesinin menzilinin 500 km. yi aşması ve testlerine devam edilmesi iken Rusya’nın bu hamlesinin temel nedeni de Romanya ve Polonya’ya yerleştirilen Aegis ABM füze sistemlerinin varlığıydı. Ancak bu kararın temel nedeni INF anlaşmasının ABD’yi Pasifik harekât alanında doğrudan olmasa da dolaylı şekilde Çin’e karşı bağlamasından kaynaklanıyordu. ABD, Rusya bahanesi ile Çine karşı hamle yapılıyordu.  Rusya füzelerin menzilinin 500 km altında olduğunu deklare ediyordu. 27 Nisan 2020’de bu kez INF dışında stratejik silahlar seviyesinde önemli bir teklif Rus tarafından geldi. “START-III anlaşmasının bir yıldan kısa bir süre içinde sona ereceğini ve yeni silah türlerinin ortaya çıktığı dikkate alındığında, bu yeni silah türlerini, START-III anlaşmasının kapsamı dışında görüşmeye hazırız.” ABD bu teklifi reddetti.

NÜKLEER ÇIKMAZ

6 Mayıs 2020 de Rusya Bilimler Akademisi ABD ve Kanada Enstitüsü Başkanı Sergey Rogov, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin faaliyetlerinden dolayı nükleer savaş tehdidinin artma riskinin bulunduğuna dikkat çekerek şu yorumu yapıyordu: ‘’ABD, Bu sürece Çin’in de dahil olmasını istedi, oysa bu hiçbir şekilde gerçekleşmez. ABD Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan (INF) çıktıktan sonra START-III aslında nükleer silahların üzerinde kontrolü sağlayan son anlaşma. Eğer o da bozulursa nükleer savaş tehdidi de dahil olmak üzere askeri gerginlik sert bir şekilde yükselecek” diyordu. İki taraf da akıntıya karşı kürek çekmeye devam ediyordu. Temmuz 2020 de iki taraf Viyana’da buluştu. ABD Çin’i de davet etti. Ancak Çin gelmedi. 27 Eylül 2020’de ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Stephen Biegun, Moskova ve Washington'un START III Anlaşmasını uzatmak istediğini ancak bunun hangi koşullarla yapılacağının soru işareti olduğunu söylüyordu.  Ekim 2020’de Putin mevcut START anlaşmasını en az bir yıl uzatmayı teklif ettiyse de ABD bunu reddetti ancak karşı teklif olarak en az bir yıl için yeni başlık üretimini teklif ettiler. Rusya bunu kabul etti.

RUS TEKLİFİ REDDEDİLİYOR

26 Ekim 2020 tarihinde Putin ABD’nin INF anlaşmasından çekilmesini ciddi bir hata olarak tanımladı. ABD Rusya sınırına benzer füzeleri yerleştirmediği sürece Rusya’nın da NATO sınırlarına yakın alanlarda füze yerleştirmeyeceğini söyleyerek karşılıklı dondurma ve silah denetim usullerini önerdi. Bu teklif hem NATO Genel Sekreteri hem de batılı devletler tarafından kabul edilmedi. NATO genel sekreteri bu teklife karşılık ‘’nükleer silahlar barışı korumak için hayat rol oynuyor’’ dedi.

İTALYA'YA IRBM FÜZE İDDİASI

Son olarak 6 Kasım 2020 tarihinde Amerikan silah sanayi devi Lockheed Martin ABD ordusundan 340 milyon dolarlık bir sipariş aldı. Neydi bu? Avrupa’ya sevk edilecek SM 6 füzeleriydi. Küreselleşme Araştırma Merkezi akademisyenlerinden İtalyan Manlio Dinucci bu sevkiyatın yakın gelecekte İtalya/Sicilya’ya yapılacağını iddia ediyor. Eğer bu gerçekleşirse İtalya’nın hava kuvvetlerine ait Amerikan nükleer füzeleri dışında bu kez IRBM nükleer füzeler tarafından da ipotek altına alınacağına dikkat çekiyor. Rusya’nın ABD’yi ancak stratejik nükleer füzelerle vurabilecekken, Avrupa’yı kısa menzilli IRBM’ler ile çok rahat vurabileceği ve aslında Avrupa’nın ABD tarafından rehin alındığına dikkat çekiyor. (https://www.voltairenet.org/article211695.html-Nuclear Euromissiles are back)

TÜRKİYE DERSLERİ

Buradan Türkiye için hatırlatma yapalım. İncirlik’te bulunan Türk savaş uçaklarından atılan B61 bombaları aslında Türkiye’ye hiçbir fayda sağlamıyor. Ancak Türkiye’yi genel nükleer harpte Rusya’nın açık hedefi haline getiriyor. Türkiye’nin   kullanımında hiçbir yetkisi olmadığı bu silahlar yeni dönemde mutlaka değerlendirilmelidir. ABD‘de bazı çevrelerin sürekli vurguladıkları üzere bu bombaların Girit’e taşınmalarının bizim için son derece uygun bir hal tarız olduğunu vurgulayalım.

NÜKLEER SİLAH KULLANMAK İNSANLIK SUÇUDUR

Günümüzde doğa gerek karbon salınımı gerekse ona bağlı ozon tabakasının incelmesi nedeniyle çok hassas bir dengededir. Nükleer silah kullanan bir ülke bu hassas dengeyi daha da bozacak ve küresel extinction (yok olma) sürecini hızlandıracaktır. Nükleer bir silah patladığında blast (patlama/çarpma) etkisi, ısı yayılması ve nükleer radyasyon meydan gelir. Kiloton (KT) (yani bin ton dinamit), menzilindeki nükleer bir silah için bu enerjilerin payı sırasıyla %50, %35 ve % 15 dir. Hiroşima’ya atılan bomba 15 KT (15 bin ton) gücündeydi. Bu güçteki bir bomba 800 km hızla giden çarpma (blast) ve ısı yayılması ile 3,5 km içinde; 550 KT gücündeki bir bomba ise 9 km içindeki alanlarda ani ölümlere neden olur. Ancak uzun vadede bu yıkımdan daha çok zarar verir. Patlama sonucu oluşan Kiloton (KT) seviyesinde binlerce santigrat; Megaton (MT) seviyesinde milyonlarca santigrat derece ısıya sahip ateş topu, kiloton seviyesinde birkaç yüz metre içinde, MT seviyesinde 1 km üzerindeki alanda ne varsa buharlaştırarak yok eder ve atmosfere toz zerrecikleri ile yükselterek taşır. Bu zerreler, uzun dönemde canlılara ve doğaya çok büyük zarar verirler. Nükleer serpinti ile yer sıfır noktasının çok uzaklarına ve çok geniş alanlara uzun dönem yıkıcı sonuçları olan radyasyonu taşırlar.

EN BÜYÜK TEHDİT: NÜKLEER SERPİNTİ

Nükleer serpinti, patlamadan 24 saat sonra atmosferde hazırdır. Küçük parçacıklar stratosferde küresel çapta yayılırken, daha büyükleri yerküreye yakın alanlarda mahalli serpinti olarak yerlerini alır. İşte tam bu noktada nükleer silahın kazanana da huzurlu bir zafer getirmeyeceğini söyleyebiliriz. Zira küresel serpintiden kurtuluş yoktur. Kurtulduğunu zannedenler uzun dönemde DNA, metabolizma ve üreme sistemlerdeki sinsi hasarlar nedeni ile kansere yakalanırlar. Antarktika’da son 40 yılda buzlar üzerinde yapılan incelemelerde, Fransızların, Pasifik Okyanusunda Fransız Polinezya’sında yıllar önce yaptığı nükleer denemelerin izleri tespit edildi. Bu alanlar patlama noktasına on bin km uzaktaydı. Nükleer serpintinin uzun dönemde yaratacağı diğer etki küresel iklim sisteminin bozulmasıdır. Birincisi güneş ışınlarının yeryüzüne erişmesine engel olacak bulutlar nedeni ile soğuma; diğeri de ozon tabakasının zayıflaması nedeni ile mor ötesi ışınların canlılara büyük zarar verecek kadar artışıdır. NASA, patlama sonrası oluşan nükleer serpinti dumanının %40’ının stratosferde 10 yıl kalacağını tespit ediyor. Kısacası günümüzde kullanıma hazır nükleer envanterin sadece %1’inin gücü bile nükleer karanlık çağı başlatabilir. Büyük şehirlerde patlatılacak 100 Hiroşima gücünde (1,5 MT) nükleer bomba stratosferde kabaca 5 milyon ton serpinti zerrecikleri dumanı yaratarak küresel ısının buz çağı dönemine geri dönmesine neden olabilir. Bu durum 1 milyar üzerinde insanın açlıktan ölmesi demektir. Kısacası nükleer silah kullanan taraf sadece insanları öldürmekle kalmıyor, doğayı öldürüyor. Doğa ise asla affetmiyor. Çernobil’de 26 Nisan 1986’da patlayan 1000 mw’lık reaktörün yarattığı radyasyon bir bombadan farklı olarak blast ve ısı yayılması yaratmadığı halde 100 Hiroşima’ya yakın serpinti yarattı. Etkileri bugün bile sürüyor. 1986 yılından sonra Marmara’da kanser vakaları 2 kat, Karadeniz’de 3 kat arttı.

NÜKLEER TEHDİT ARTIYOR

ABD’nin başlattığı nükleer dönem, dünyaya huzur ve mutluluk getirmedi. Aksine Hiroşima ile başlayan son 70 yıl, 4000 yıllık yazılı insanlık tarihinin en tehlikeli dönemi oldu. Yerküre, Soğuk savaş döneminde insan neslini birkaç kez dünya üzerinde yok edecek silah stoklarına sahip oldu ve nükleer stratejinin özünü dehşet dengesi oluşturdu. Bu denge Soğuk Savaşta, NATO ve Varşova Paktı arasında topyekûn bir savaşı yarım asır önlediyse de (proxy) vekalet savaşlarını önleyemedi.  1950 başında dünya üzerinde iki nükleer güç vardı. Bugün ise dokuz. Daha kötüsü dünya kaynakları hızla azalırken nüfus artıyor. Öyle bir döneme giriliyor ki, nükleer silahların kullanılmasının önlenmesine yönelik soğuk savaş disiplini hızla ortadan kalkıyor. ABD Başkanı Truman, Hiroşima ve Nagazaki’de da bu silahın kullanımını emrettiğinde insanlık tarihine sunduğu karanlık geleceğin acaba farkında mıydı?