Aydın Doğan'ın ayak sesleri

Nihat Genç yazdı...

Aydın Doğan'ın ayak sesleri

Bir iktidar değişikliğinde Aydın Doğan yeniden sağ ve sol liberalleri tekrar toplayıp eski günlerde olduğu gibi sağ liberallere ayrı, sol liberallere ayrı gazete çıkartıp ve yine her akşam ekranlara sürecek.

Eski günleri düşünün... Taha Akyol ve Murat Belge tayfası Aydın Doğan'ın kolları altında uzun yıllar mutlulukla ne güzel yanyana gelmişlerdi.

Şimdi, T 24 sitesinde sol liberaller ve sıkı durun Atatürkçü sosuna batırılmış ODA TV, kurumsal ve ideolojik hazırlıklarını tamamlamış görünüyorlar. Aydın Doğan "medyayı yeniden fetih" rüyaları görüyor.

İyi Parti, dağılan sağ merkezi bir türlü kuramadı ama, T 24 ve Oda TV sağ-sol merkezi şimdiden kurduk kuruyoruz ayağında hazırlıklar içinde, Allah dostluklarını bozmasın.

Hatırlayın Fetö merkez medyayı ele geçirmekle kalmadı sağ liberallerin başı Taha Akyol'u, sol liberallerin adamı Murat Belge'yi ve nicesini kafadan-damardan kendi 'siyasetine' bağlamayı başarmıştı.

Aydın Doğan, Ertuğrul Özkök ve Soner Yalçın, vb. boşalan merkez medya hesapları, şimdilik bu.

Gerisini seçimlerin ve iktidarın kaderi belirleyecek, yangından mal yahut selden kütük kaçırma değil, hayır, merkez medyayı yeniden inşa! Her yöne eğilebilen ideolojisiyle.

Şunları da hatırlayın: Sağ ve sol liberaller birlikte mutlulukla AB'ye giriyordu, yirmi-otuz yıl aralıksız AB öyle AB böyle cennetten yazılar yazdılar.

Ve hatırlayın, sağ ve sol liberaller, Orta-doğu'ya özgürlük ve demokrasi getirmek için Bush'u İstanbul Ortaköy'de ağırlıyor ve Amerika'yla omuz omuza insanlık savaşı veriyorlardı, hey gidi günler!

Ve bunu da asla unutmayın, sağ ve sol liberaller ve sığındıkları Aydın Doğan'ın medyası topu birden kurumsal ve yazar kadrosu olarak da hızla Fetö kontrolüne giriverdiler.

Merkez medyamız sağ ve sol liberalleriyle toplamda işte buydu: AB'ci, müttefikimiz Amerika ve Fetöcü.

Ve sonuç, Türk Ordusu'nu sattılar.

Fetö'nün Türk Silahlı Kuvvetleri'ni tasfiye sürecine nezaret edip manşetleriyle destek verdiler!

Yani merkez medya dediğimiz sağ ve sol liberaller CUMHURİYET'İ ekranlarda göbek ata ata kahkahalar eşliğinde SATTI!

Ve Silahlı Kuvvetleri ve Hukuk kurumlarını KİME SATTI?

Bir sümüklü şeyhe!

Kardeşlerim, burjuva eninde sonunda sizi satacaktır, tarihin ve sosyolojinin ve siyasetin değişmez kanunudur bu. On, yirmi, otuz milyon doları olup kıllanmaya başlayan herkesten siz de kıllanın çünkü dolarlar doların üstüne birikir ve arkada kalan herkesi ve her insanlık değerini satarlar.

1980 öncesi ve sonrası, düşünün Özal dönemini. İşçi ve sendikal haklardan tek satır bahseden merkez-ana-amiral medyanız oldu mu? Tam otuz yıl aralıksız Hürriyet'in ön sayfasında bir tek işçi, tazminat, kovulma, fabrika kapatma, vs. haberi çıkmadı, tarihin en büyük işçi kıyımları anlaşmalı arsa fiyatlarına fabrikalar satılırken yaşanırken.

Ve 80'li yıllarda taşradan gelip iş kuramayan-bulamayan gecekondulu kitleler cemaat ve hemşehri derneklerinden başka kapı bulamazken..

Merkez medyamız taşradan gelen kitlelerle tam kırk yıl sadece Orhan Gencebay-Müslim-Tatlıses-Ferdi Tayfun arabeskiyle ve Bülent Ersoy'un kesilen penisi, Hülya Avşar-Sibel Can magazin boğuntusuyla ilgilendi.

Gecekondulu kitlelerin ne işine ne suyuna ne maaşına ne tapusuz kanalizasyonsuz yapılarına, sokaklarına bakan çıkmadı, tarihin köyden şehire en büyük göçleri yaşanırken merkez medyanın dıngılında değildi, liberallerin kurdukları ilk parti, Cem Boyner, partiyi neden kurduğunu partinin ilk konuşmasında, Boğaz'da yediği Kalkan'ın az kızartıldığına çok sinirlendiği için artık taşın altına elini sokmak istediği için söyledi.

Taşradan büyük şehirlere 80'li yıllarda büyük bir sele dönüşen sosyal kasırga Türkiye'nin hem yeni sosyolojisini hem önündeki elli-yüz yılın siyasetini belirledi, bu büyük kitlelerin ahlaka ve dine ve memlekete dair bütün yüksek değerleri önlerindeki otuz yılda kökünden sarsacağı ve yepyeni siyasi sosyal patlamalara sebep olacakları çok açıktı, aynen böyle oldu.

Cemaat ve tarikatlar bu dönemde ortaya çıktı, yüzde bir alamayan dini partiler yüzde yirmilere sonra yüzde ellilere fırladı. Elli bine yakın hemşehri dernekleri kurtarıcı diye açıldı ve hemşehrilik üzerinden ANAP'ın yakın akraba köylüm siyaseti bu dönemde patladı.

Sendikalar bu dönemde silindi. Kooperatifler bu dönemde küçülüp un ufak oldular. İşçilerin tazminat hakları bu dönemde ellerinden alındı. Bir nevi Türkiye bu dönemde beş/on şirketin oyuncağı kalesi haline geldi.

Anayasa, meclis ve siyasi partiler ve medyamız Türkiye'de başka hiç bir sorun yokmuş gibi sadece şirket hukukunu koruyup şirket markası şişirip şirket hegemenyosu haline geldiler.

Yani kardeşlerim, laf uzun, Anadolu'dan Ankara İstanbul gibi büyük şehirlere akan kitleler geldikleri bu şehirlerde 'Cumhuriyet'i eşitliği hakça bölüşümü hiç yaşamadılar hatta bir yuva, bir kucak, bir sosyal yardım dahi hiç tanıyamadılar.

Herkesin hukuk karşısında eşit olduğu bir hukuk sistemini hiç yaşamadılar. Varsa yoksa şirketler. Varsa yoksa bunları koruyan kollayan medyamız. Varsa yoksa medyanın sevdiği yazarlar-sanatçılar-işadamları reklamları. Ve bu eşitsizlikleri fırsat bilip kullanan tarikat ve cemaat ve hemşeri dernekleri ve onların korkunç sinsi siyasetleri.

Merkez medya, Anadolu halkını, işsizleri, işçileri, gecekonduları, vs. satmak için önce Evren dönemini sonra Özal dönemini biçilmiş kaftan gibi çok iyi kullandı.

Bomboş AB rüyaları-hayalleriyle bu yoksul çaresiz kitleleri otuz yıl oyaladılar.

Halkı, haklarını, yasaları, önce Evren'e sattılar, sonra Özal'a sattılar, sonra hep birlikte Fetö'ye sattılar.

Ve işimiz gücümüz yokmuş gibi bir de aralıksız aleni etnik milliyetçilik yaptılar. Yani Türkiye bölünürse hafifler ekonomik olarak da kalkınır iddialarını güya bir mucize rüyaymış gibi dahi defalarca anlattılar. Ve sonra Güneydoğu'da ölen bu gecekondularda yaşayanların çocukları oldu. Şirketlere medyaya ve onların gardırop Atatürkçülüğü, Özal'a Tansu'ya, Demirel'e yan gelip bankaların müteahhitliklerin doğal gazların büyük şirketlerin üstüne yattılar. Ölen ve siyasetten dışlanan sadece yoksullar oldu. Bankalar büyük şirketler ise medya ve şürekasına kaldı.

20 yıldır aralıksız AKP'ye oy veren yüzde 50'lilik kitlelerin nasıl oluştuğunu sanıyorsunuz?

AB'ci, etnik milliyetçi, sefacı, gargaracı, medyamız ve akademimiz çok kısa içinde Fetöcü menzilci ve cemaatçi oluverdi...

Cumhuriyet'i topluca sattılar.

Anlatan yok bilen yok yaşayan yok, halkımız halen 'cumhuriyet' denince sadece milli bayram gibi bir şey sanıyor, 19 Mayıslar falan gibi.

Cumhuriyet'in saltanata karşı halkın egemenliği olduğunu ruhunda ve hayatında yaşayarak bilen yok.

Halkımız Cumhuriyet'le dokunulmazlık ve imtiyazların kaldırıldığının ne demek olduğunu dahi bilmiyor.

Bakın devletimiz halen saray ve şeyhleri ve müteahhitleri hala denetlenemiyor. İşte ortada saray duruyor. Cumhuriyet'in halkın iradesi ve o iradenin kalesinin meclis olduğunu yaşamamış kendi hayatında karşılıklarını bulamamış...

Medyamız ve akademimiz Fetö'yü Özal'ı Evren'i ve AB'yi ve ABD müttefikliğini sahiplendiği gibi Cumhuriyet'i hiç ama hiç sahiplenmedi, yaşamadı, hayata geçirmedi, kavgasını vermedi.

Yani, bu süreçleri canımız hayatımız varlığımız pahasına siyasi acılarının trajedilerinin şahidleri olarak yaşadık.

Memleketimiz medyamız sayesinde Cumhuriyet nedir-ne değildir bilmez-anlamaz, çünkü yaşamamış görmemiş ruhunda bedeninde ailesinde mahallesinde geleceğinde şarkılarında umudunda hiç hissetmemiş.

Yani büyük kitlelerin kendilerine aynı köyden aynı dinden yakınlık akrabalıktan iş torpil fırsat şans veren cemaat ve hemşeri derneklerine koşmasının sebebi Cumhuriyet'e ve Devlet'e işte bu güvensizliktir, bu güvensizliği oluşturan medya ve akademidir.

Yani kardeşlerim, parası olan serveti olan şirketler tarihin hiç bir döneminde Cumhuriyet'i savunmamıştır. Aksine, Cumhuriyet'i yurttaş haklarını meclisini milli iradesini kendi lehlerine parçalayan şirketlerdir.

Şirketlerle bir siyaset ve bir cumhuriyet kurulamaz, olmadı, eşitlik fikri olmadan asla olamayacak!

Şirketler, yani burjuva, yani hala IMF ve Dünya Bankası'nın ağzına bakanların bir Cumhuriyet'i olamaz, bunlar Cumhuriyet'i çoğu Cumhuriyet ve Sözcü yazarı gibi 'süs' olsun diye dekoratif olarak kullanıyor.

Çünkü Cumhuriyet'in ilk görevi 'herkesin yasa önünde eşitliğini' anayasa ve meclis haline getirmekti. 

Fransız İhtilali'nde burjuvanın rolü büyüktür, hatta Cumhuriyet bu işbirliğinden doğdu, ancak, 19. yüzyılı döndüğümüzde sanayi ve işçi sınıfı ortaya çıktı ve 1848 devriminde burjuva Cumhuriyetçiler'i kral lehine satıverdi.

Tarihin en büyük satışıdır bu. Cumhuriyetçiler'in alayı 1848'de tasfiye edildi. 1871 komün devriminde ise Cumhuriyetçiler'in tek dostu sosyalistler kaldı. (Türkiye'de 1980'den sonra sosyalistler kimi AB'cilikle kimi etnik milliyetçilikle Cumhuriyet'i nasıl terkedip hatta aşağıladıklarını ayrı şekilde anlatmak lazım).

Yanisi kardeşlerim, burjuva satar, Kenan Evrenle satar Özalla satar İmamoğlu'yla satar Fetöyle satar, satmıştır satacaktır, Aydın Doğan'lara satmıştır yine satar!

Bu büyük satışı yeniden bir daha yaşamak isteyen 'adrenal' tutkunu sağ ve sol liberallere karşı hazırlıklı olun.

Dünya yıkılmış ama bakın sağ ve sol libareller esnaf lehine işsizlik lehine kamucu politikalar lehine kooperatifler lehine ve inatları inat hala şirket ve ımf ve dünya bankası aleyhine tek satır yazıp çizemiyorlar!

Ve Türkiye köklerinden kaç kez yıkılmış tasfiye edilmiş buna rağmen hala aralarında bağımsız cumhuriyet diyebilen tek kişi yok.

Liberal ve Atatürkçü maskeleri yine aynı adamlar aynı şirketler aynı burjuva takıyor, yine satılmış rezil olmuş yüzlerini kamufle için. Bir daha aynı kara vampir suratlarını örtmek için hazırlanıyorlar.

Kardeşlerim, onlar Cumhuriyet'i sahipsiz bıraktı ve Fetöye ABD'ye işid'e ve yobazlara yem yaptı, o halde, biz de hazırlanalım.

Tek ve değişmez değiştirilmez bayrağımız: Bağımsız Cumhuriyet'le...