Aydınları bekleyen görev

Geleceği görerek önlem alacak olanlar, önce ülke yönetiminde görev ve sorumluluk alan yetki sahipleri yani yöneticiler olmalıdır. Ancak, öyle olmuyor. Ülke yönetme yetkisini elinde bulunduranlar, bu yetkiyi halk ve ulus için değil çıkar için kullanıyor.

Aydınları bekleyen görev

Türkiye, bugün, Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi, ekonomik ve siyasi olarak Batının yarı-sömürgesi durumuna düşmüştür. Görmek isteyenlerin kolayca görebileceği bu gerçek, ülkeyi aynı durumdan kurtaran Mustafa Kemal Atatürk’ü ve eylemini, güncel kılmaktadır.

Gizli İşgal’e dönüşen dışa bağımlılık, Türkiye’yi Türkler için ve Türkler tarafından yönetilen bir ülke olmaktan çıkarmış, ulusal gücü kırmaya yönelik baskı, toplumsal yaşamın sıradan olayı durumuna gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlının gittiği yola sokulmuş durumdadır.

Tehlikenin farkında olanlar, henüz yeterince güçlü ve örgütlü değil. Kötü gidişin sorumluluğunu taşıyan yetki sahipleri, ülkenin altını oyan uygulamalar içindeyken; ‘Türkiye’nin iyiye gittiğini’, yapılanların ‘çağın gereği ve küreselleşmenin doğal sonucu’ olduğunu söylüyor. Bağımsızlığın yerini, artık ‘karşılıklı bağımlılığın’ aldığını ileri sürüyor.

Söylenenlerin kuşkusuz bir değeri yok. Yaşanan gerçek, söylenenlere hiç uymuyor. Güçlüler, kendilerini koruyup daha çok güçlenirken, güçsüzleri; baskı, yoksulluk ve dağılma bekliyor. Birlik duygusu köreliyor, ulus varlığına saldırılar aralıksız sürüyor. Yoksullaşan örgütsüz halk, dostunu düşmanını seçemez durumda. Halka karşı, ekonomik ve siyasi bir terör uygulanıyor.

Kötü gidişin ayırdına varanlar tepkisel bir devinim içine giriyor.

Ulusal değerlere yapılan saldırıyı görenler her geçen artıyor.

Özelleştirilen ya da kapatılan fabrikalardaki işçiler, tarlasını ekemez duruma düşen çiftçiler, işyerini yitiren esnaf, yoksullaşan memur, terörün acısını çekenler ve ülke için kaygı duyan aydınlar; yaşanan sürecin ne anlama geldiğini kavramaya başladı.

Kitleler, gerçeği önceden görerek değil, yaşayarak öğreniyor ama öğreniyor.

GELECEĞİ GÖRMEK

Ancak, bu böyle olmamalı. Gerçek, onun sert yüzüyle karşılaşınca görülebiliyorsa, ortada önemli bir sorun var demektir. Uygar olmak, bir başka söylemle insan olmak, olayları önceden görmeyi ve önlem almayı gerekli kılar.

Geleceği görerek önlem alacak olanlar, önce ülke yönetiminde görev ve sorumluluk alan yetki sahipleri yani yöneticiler olmalıdır. Ancak, öyle olmuyor. Ülke yönetme yetkisini elinde bulunduranlar, bu yetkiyi halk ve ulus için değil çıkar için kullanıyor.

‘SÜREKLİ DEVRİM’

Fransız tarihçi Paul Gentizon, Türk Devrimi’ni Fransız ve Rus Devrimi’nden daha ilerde bulur ve “sürekli devrim, Türkiye’den başka hiçbir ülkede bu denli etkili olmamış; siyasi kurumları, toplumsal ilişkileri, din uygulamalarını, aile ilişkilerini, ekonomik yaşamı, geleneklerini ve toplumun moral değerlerini değiştirmemiştir” der.

Gentizon haklıdır. Türk Devrimi’ni inceleyenler, birbirini izleyen ve birbirini tamamlayan başdöndürücü bir eylem süreciyle karşılaşır. Türkiye, onbeş yıl içinde ve gerçek anlamda, ‘bir çağdan yeni bir çağa’ taşınmıştır. Bu denli kısa bir süreye sığdırılan büyük dönüşümün kapsamı ve derinliğiş aşırtıcıdır ve dünya tarihinde örneği yoktur.

SAĞLAM TEMEL

1923-1938 arasında yapılanlar, Türkiye’yi bugüne dek ayakta tutan temellerdir. Halkın ve ülkenin gerçekleriyle uyuşan bu temel, o denli sağlam atılmış ki; Türkiye Cumhuriyeti, 11 Kasım 1938’de başlayan geri dönüş sürecine karşın, varlığını bugüne dek sürdürebildi.

Ancak, artık yolun sonuna geliniyor. Harcanan miras tükenmek üzere. Cumhuriyet’in yarattığı kurumlar ve ulusal kazanımlar ortadan kaldırılıyor. Yitirilenlerin değerini anlamanın en iyi yolu; onları kazanmak için verilen savaşımı bilmek, çekilen sıkıntıları öğrenmektir.

Kendisinin, çocuklarının ve ülkesinin geleceğini düşünen herkes, çok şey yitirmekte olduğunu ve çatışmalı bir geleceğe doğru sürüklendiğini görmeli, tehlikeli gidişi durdurmak için çaba harcamalıdır.

Bunu yaptıklarında, kaçınılmaz olarak Atatürk’e ulaşacaklar ve başardığı eylemin, Türkiye için anlamını daha iyi kavrayacaklardır.

Atatürk’ü incelemenin, eyleminden ders çıkarmanın önemi buradan gelmektedir.

GÜNCEL VE EVRENSEL

1923-1938 arasını incelemek, bir tarih araştırması değil, günümüz sorunlarına çözüm arama ve ulusal varlığı korumayla ilgili bir eylemdir. Bu yargıya neden olan gerçek, Türkiye’nin, 1923 öncesi koşullara geri götürülmesi ve Sevr’in, askeri işgal dışında, bütün koşullarıyla uygulanıyor olmasıdır. Dünyanın koşulları, yüzyıl önceye göre nitelik olarak değişmemiştir. Bugün küreselleşme adı verilen emperyalist işleyişin, insanlığa verdiği zarar, 20. yüzyıl başında olduğundan farklı değildir.

YAPILMASI GEREKEN

Başarısı uygulamalar içinde kanıtlanan ve Türkiye’nin gücünü oluşturan Kemalist uygulamalar, günün koşullarına uygun olarak yeniden geçerli kılınmazsa, ulusal varlık korunamayacaktır. Önce, Cumhuriyet’i yıkma eylemi durdurulmalı, ardından ve zaman yitirilmeden, Atatürk politikaları uygulamaya sokulmalıdır. Bilgi yetersizliği nedeniyle çıkış yolu bulamayanlar, içine düştükleri karamsarlık ve edilgenlikten kendilerini kurtarmalıdır.

Çıkış yolu vardır ve ulusun birliği sağlanırsa başarı kesindir.

Halkın gücü görülmeli, bu gücün harekete geçirilmesinin herkesin üzerine düşen bir görev olduğu bilinmelidir. Bu görev, hem geçmişe karşı ödenmesi gereken bir borç, hem de gelecek için yerine getirilmesi gereken bir ödevdir.

HAKLI OLMANIN GÜCÜ

Geç kalınan her gün, kaçınılmaz gibi görünen ilerdeki karmaşa günlerinde, çekilecek acıların artması demektir. Ulusu ve özgürlüğü savunanlar, haklı ve meşru oldukları için güçlüdürler. Gücümüzü bilelim, gerçek dışı sanlara, aldatıcı sözvermelere ve sanal amaçlarla halkın kandırılmasına izin vermeyelim ve örgütlenelim.

Türk ulusunun çimentosu olan Atatürk ve gerçekleştirdiği büyük devrim, güçlü dayanaklarımızdır. Cumhuriyet devrimlerine sahip çıkmanın, haklarımıza ve geleceğimize sahip çıkmak olduğunu bilelim; bugüne yön veren yakın tarihimizi öğrenelim.

Ülkesi için herkesin yapabileceği bir şey vardır. Abartmadan ve küçük görmeden, herkes elinden geleni bu ülkeye vermelidir. Ayrılıklara izin verilmemeli, halkı içine alan yeni birliktelikler oluşturulmalıdır. Nelerin yitirilmekte olduğunu ve gelecekte nelerin yitirileceğini herkes görmelidir.

Metin Aydoğan

Veryansintv.com