Babacan’dan muhafazakarlara: Cami sayısına, imar rantına dikkatle bakın

AKP'den ayrılarak yeni parti kuran Ali Babacan, 'İmar rantı varken kim sanayiye, üretime yatırım yapar?' dedi.

Babacan’dan muhafazakarlara: Cami sayısına, imar rantına dikkatle bakın

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan Karar gazetesine konuştu.

Babacan’ın açıklamasından satır başları:

“Son aylarda açıklanan rakamlar ile vatandaşın hissettiği ekonomik veriler uyuşmuyor. Gerçek enflasyonu halkımız daha iyi bilir. TÜİK rakamlarına göre, enflasyon yüzde 11-12. Gerçek ekonomi; halkın hissettiğidir.

Dünyada bütün ülkeler bu ikilem içinde. Ya önce sağlık diyerek tüm sosyal hayatı sıfırlamak ya da sonra sağlık diyerek tüm ekonomik faaliyetlerin devam etmesi.

Altı yıl önce “Siyasi istikbal için memleketi maceraya sürüklüyorlar. Türkiye’yi o anayoldan, salim yoldan saptırmaya çabalayanlar olabilir. Şahsi ya da siyasi istikbali için memleketi maceraya sürükleme çabaları olabilir. Bunların hepsinin farkında olmalıyız” dediniz. Ne demek istediniz?

Dünyada bütün ülkeler bu ikilem içinde. Ya önce sağlık diyerek tüm sosyal hayatı sıfırlamak ya da sonra sağlık diyerek tüm ekonomik faaliyetlerin devam etmesi.

Kural bazlı ekonomi yönetim çok önemlidir. Örneğin Merkez Bankası bir kurallar çerçevesinde işlerdi. Şimdi bir gecede Merkez Bankası, iktidar yöneticilerine sorup kararlar alıyorlar.

İMAR RANTINA VE CAMİ SAYISINA DİKKATLE BAKIN

İmar rantlarının ölçülü şekilde vergilendirmesini istiyorduk, kayıt dışı ve sınırsız kazançla sermayenin çıkışını sağlanamaz. Ortada çok büyük bir yanlış var! Oluşan imar rantını iyi hesaplamak lazım… Manevi hassasiyeti yüksek olan kesimler; oluşan cami sayısına, imar rantına dikkatle bakmalı.
İmar rantı varken kim sanayiye, üretime yatırım yapar? Bir kalemle yapılan değişiklikle oluşan rantı kimse bırakmak istemez. Siyasetin finansmanı da buradan yapılıyor. Bu rantla cami de yaptırılıyor. Böyle şey olur mu?

2014’ten beri Türkiye’de kademeli bir otoriterleşme başladı. Likayatli insanlar yavaş yavaş sistem dışına itildi. 15 Temmuz ile birlikte de otoriterleşme ‘sanki meşru bir zemin’ kazandı. 2018’deki anayasa değişikliği ile de ‘Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’ adı altında bir sistemsizlik oluşturuldu.

Kovid-19 krizi daha da derinleşti, gelir dağılımı, banka bilançoları çok daha önce bozulmuştur. Şirketler ‘bilanço makyajları’ yapabilir ama artık bu makyajı yapmak mümkün değil. Türkiye’nin ciddi bir enflasyon sıkıntısı var.

Gençlerimiz artık nefes alamıyor, nefes alacakları bir ülke istiyorlar.

SOSYAL MEDYAYI KAPATMAYA ÇALIŞIYOR

İstanbul’u kaybettiler, Ankara’yı kaybettiler… Keza Antalya… Halk, yerel seçimlerde iktidara sarı kart gösterdi. Maçlarda sarı karttan sonra kırmızı kart gelir. Sandık gelecek; o gün kırmızı kart çıkacağını düşündüğümüz için hazırlık yapıyoruz.

Sosyal medyayı kapatmayı çalışıyor. Erdoğan’ın bugünkü açıklamaları ortada. Niye? Sosyal medya denemeleri oldu, baktılar ki ‘dislike’larda durum felaket. ‘Bu böyle olmayacak bari kapatalım’ dediler. Başarısız olunca direkt müdahale. Teknoloji üreten gençlerin, gönüllerini kaybettiler örneğin. Teknoloji ile mücadele etmeleri mümkün değil. Teknoloji ile ancak yan yana yürürler. Teknoloji ile sadece büyünür. Teknoloji ile savaşmak, teknolojiyi kapatmak ya da yasaklamak mümkün değil. Bu dünya çok geride kaldı…

Avrupa ekonomisi darlıyor… Peki, böyle bir bu dönemde turizm nasıl artacak? Gerçekçi olmalıyız, turizm küçülecek. Önce kısa tedbirler almalıyız. Artan cari açık ile döviz eksikliğini; yeni döviz kaynakları ile telafi etmeliyiz.

Yatırım, üretim ve ihracat… Türkiye’nin çıkışı bunlar! Türkiye’nin, büyüme formülleri bu çerçevede yapılmalı. Fakat ortaya devlet kapitalizm diye bir şey çıktı.

Yabancı sermaye istikrar ve ekonomik güvenlik arar. Bunlar uluslararası sermaye için çok önemli. Bu yerli sermaye için de geçerli. Türkiye’yi karanlık tünel gibi gören sermaye sahipleri, başka yerlerde yatırım yapıyorlar.

Sermaye sahipleri, fiyat istikrarı arar. Fakat bu ancak bağımsız bir Merkez Bankası’nın belirlediği fiyat istikrarı ile olur.

Türkiye, bilim üretmekte zorluk çekiyor. Akademisyenler, ‘Aman başıma bir iş gelmesinler’ diyorlar. Korku hakim, akademisyenler otosansür uyguluyorlar. Özgürlük olmasa nasıl bilimsel çalışmalar yapılacak?

Kimse hesap soramıyor… Yargı erki bile hesap soramıyor. 01 plaka değişmedi değil mi? Meclis mesela, bir şey diyebiliyor mı?”