Belgrad gezisine devam

Belgrad gezisine devam

Merhaba!

Covid-19 salgını sonucu yalnızlaştığımız bu dönemde, sabırlı ve sakin olmak çok kolay değil elbet. Çoğu, bugüne değin tam olarak sorgulamadığımız ezberlerimizin bozulduğu, içsel olarak yalnızlığı fazlaca deneyimleyebileceğimiz zamanlar yaşıyoruz. Aslında hep yalnızdık ama, sahte sosyallikten biraz daha uzaklaşarak, mutlağa yakın bir yalnızlığa doğru görece sıkıntılı bir duruma doğru büyük bir adım daha attık. Bu yüzleşmeyi olumluya devşirmek güçlü bir karakter gerektiriyor. O halde, inadına hayat, inadına yaşamak için “Merhaba!” diyerek başlıyorum yazıma. Merhaba, en büyük iletişimlerin ilk adımı benim yaşamımda.

Dobar Dan!

Gittiğim ülkelerin dillerinden elimden geldiğince çok şey öğrenmeye çalışıyorum. Ya da bu sıkıcı salgın süreci öncesi gezebildiğim sırada öğrenmeye çalışıyordum demek daha doğru. Sırbistan’da da Sırpçadan dağarcığıma kattığım sözcükler vardı. Bunlardan biri “Dobar Dan”, “İyi günler” anlamında bir söz. Bana çok sempatik geliyor. Hızlıca söylenişi de çok sevimli. Resmi bir merhaba bana göre. 

Sırp dilinde biraz da olsa tanıdığınız kişilere “Zdravo!” diyerek de merhaba diyebilirsiniz. Birçok sözcük arasında Türk dilinden girmiş ve neredeyse tüm Balkanlarda kullanılan bir diğer sözcük de “Hayde!”. Bir gün bu güzel diyarlara giderseniz sık sık bu sözcükleri duyacaksınız gezinizde. O zaman bu hafta için böyle başlayalım, Dobar Dan!

Belgrad’dayız ve bugünkü ilk durağımız harika bir rahatlama, dinlenme, yüzme ve spor mekanı olacak.

Ada Ciganlija...

Hostelde konuşurken görülmesi gereken bir yer olduğunu söyledikleri Ada Ciganlija’ya otobüsle gittim. Şehirden 1 veya 37  numaralı otobüslerle yaklaşık 15 dakikada ulaşılabiliyor buraya. Otobüse binerken, havlulu, mayosunu giymiş ve üstünde rahat bir elbisesi olan plaj insanlarını takip etmek yeterli Ada’ya gitmek için.

Nehir ve göl bağlantılı bir adayken, sahile insan eliyle kara bağlantısı yapılmış, bir sayfiye ve rahatlama mekanı burası. Sabah erken saatlerde gitmeme karşın güneşlenip, suya giren epey insan vardı.

Ada Ciganlija, kısaca “Ada”, karasal Belgrad’ın ortasında vaha ötesi bir plaj işlevini fazlasıyla görüyor. İki kıyısında da 15 metre genişliğinde çakıl plajlar var. Şezlonglar, şemsiyeler salıncaklı oturaklar. Hemen bunun üstünde yürüme yolu ve yolun sağında restoran ve özellikle atıştırmalık yiyecekler sunan değişik değişik kafeler. Kafelerin ardında da geniş çimenlik, tahta oturma bankları, mükemmel gölge veren devasa ağaçlarla burası tam bir cennet. Belgrad’da da deniz mi olurmuş demeyin. Zaten “Belgrad’ın Denizi” adını takmışlar Ada Ciganlija’ya. Su da oldukça temiz ve yüzmek keyifli. Normalde gölde yüzmeyi sevmem ama burada epeyce yüzdüm. Ara sıra alttan uzanan yumuşak sazlar gıdıklasa da bunlar çok küçük ve sıkıntı yaratmayacak kısımlar. Sakın ha, saz deyince amazonvari bir ortam aklınıza gelmesin, çok güzel bir yer burası. Ayrıca akşam üzeri de sadece deniz değil, kafe, göl kenarı sefası veya çimenlerde müzik yapanlara katılmak da mümkün.

Sava Gölü’nde yüzme ve serinleme imkanı verirken, arka kısımdaki sosyal tesislerde duştan, kendi çapında su parklarından, yüksekten atlama düzeneklerine (bungee jumping) kadar çok şey bulmak mümkün. Bisikletseverler için uzun parkurlar bulunuyor. Kıyıda, büfe ve küçük restoranlar da var. Kıyıdan uzaklaşmaya başladığınızda da gayet bakımlı çimen ve ağaçlarla dolu bir ortam sunuyor sizlere. Spor tesisleri de hizmet veriyor bu bölgede. Benim gezdiğim 2014’de fiyatlar da oldukça makuldü. Sırplar da sıcakkanlı insanlar. Plajda çok güzel vakit geçirdim ve temiz sularda yüzmenin keyfini yaşadım.

Belgrad’a yolu düşenlerin bu güzel yere uğramalarını öneriyorum. Ziyaretiniz yaz aylarına denk gelmese de, bu dikkatle düzenlenmiş rahatlama alanında, bir sahil kenarında olma duygusunu tadarsınız. Harika yürüme parkurlarında yürüyüş yapmak ve şehir havasından uzaklaşmak mümkün.

Ada’ya giderken fotoğraf makinamı almamıştım. Bu yüzden benden kareler bulunmuyor. Bir internet videosu ie Ada’yı gezelim şimdi.  

Zemun…

Zemun, Belgrad Kalesi’nin karşı tarafında yer alan bir yerleşim bölgesi. Merkezden 15 veya 84 numaralı otobüslerle Zemun’a ulaşabilirsiniz. Burası Osmanlı İmparatorluğu’nun elinden çıktıktan sonra Avusturya Macaristan Krallığı’na bağlı bir bölge olduğundan, Zemun’da Osmanlı etkisinden çok batılı bir hava var.

Zemun’da ana meydanda kurulan bir pazar yerini görmek istiyordum. Otobüstekilere anlatabildiğim kadarıyla tarif ettim ama sanıyorum çok başarılı olamamıştım. Gezginlikte kaybolarak yer bulma konusunda uzmanlaşıyorsunuz. Buradaki önemli yerlerden biri Gardoş bölgesi. Gardoş ve Eski Kent’e (Old Town) gelmeden, Milenyum Kulesine giden yolda, açık bir meydan pazarı varmış diye duymuştum. Ama benim gibi yanlış adamlara sorup inerseniz, gereksiz bir çingene çıfıt çarşısını görebilirsiniz.

Zemun sahili ve sokaklardan görünümler:

Sokak Kenarı Bit Pazarı Görüntüleri

Gardoş’daki Milenyum Kulesi’nden (200 Dinar karşılığı) Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği noktayı engin görüş açısıyla yukardan izleyebilir ve fotoğraf çekebilirsiniz.

Milenyum Kulesi ve Kule’nin tepesinden görünümler.

Milenyum Kulesinin tuğlaları ve duvar resmi.

Milenyum kulesinin ilerisinde, Balkan Ekspres Kafesi’nde naif bir mola verebilirsiniz. Eski bir vagonun düzenlenmesiyle hazırlanmış kafenin bahçesinden nehir manzarası ve karşı kıyıyı izlemek bir zevk. Size keyif verecek bir durak olacaktır.

Balkan Ekspres Kafe’sinden görüntüler, Zemun, Belgrad.

 Zemun’dan başka manzarlar.

Bu noktada hem Ada Ciganlija hem de Zemun bölgesinin görüntülerini genç bir Türk gezginin videosundan izleyelim istedim. Genç gezgin, Türkü Ekin’in videosunun size güzel bir görsel gezi sunacağını düşünüyorum.

Pazar Yerleri…

Belgrad’da sabit pazar yerleri, bizimkinin benzeri pazar alışveriş keyfimizi tatmin edebileceğimiz mekanlar. Taze sebze, meyveden, şarküteri, ekmek ve börek dahil türlü hamur işleri ve çiçeklere kadar birçok ürünü bulabileceğiniz bu yerler meraklısı için vazgeçilmez adresler.

Kalenic Pijaca, bunların en ünlüsüymüş. Belgrad’ın diğer bölgelerinde de bu tür pazar yerleri var. Örneğin Zemun’dakinin adı Zemunska imiş. Bu klasik pazar yerleri yerel hayatın yaşandığı ve insanların günlük hallerini izleme imkanı veren doğal ve yaşayan mekanlar.

Pazar yerlerinden görünümler.

Sadri Alışık Fotoğraflı Mönüsü olan Nehir Kenarı Kafe…

Geçen haftaki yazımda, genç Türklerle buluştuğumu söylemiştim. Bu gençler Belgrad Kalesi’nin karşısındaki kıyıdaki bir kafeye giderken onlara katıldım. Kalemeydan’ın bu kafeden görünen surları, kuleleri ve sahile uzanan kısımları oldukça güzel ve dinlendirici manzaralardı. Zaten bu topraklara hayat veren Tuna ve Sava nehirlerinin önündeki bir kafede oturmak oldukça dinlendiriciydi.

Kafede beni bir sürpriz karşıladı. Mönüyü istediğimizde, Sadri Alışık’ın “Turist Ömer” filminden olduğunu sandığım bir fotoğraf sayfaları süslüyordu.

Nehir kenarındaki kafeden görünümler:

Nehirden Tekne Manzaraları…

Kafede otururken önümüzden akan nehirden değişik tipte, küçüklü büyüklü tekneler geçiyordu. Bazısı garip aletlerle nehirde kum çıkaran yada başka bir iş yapan bir gariban teknesiydi. Ufak bir topluluğu gezdiren bir teknede nehir gezisi yapanlar vardı. Uzaktan epey büyük bir gezi teknesi geçti. İlk gariban işçi teknesine nazire yapar gibi ufak bir motor yatta uzanmış bir kadının olduğu tekne geçerken dünyanın farklı farklı hallerini izlediğimiz bir film önümüzden akıyordu sanki.

Farklı tekneler, farklı hayatlar

Başka Neler Görülebilir...

Belgrad’da gece kulüpleri oldukça meşhurmuş. Ben pek gece kulübü insanı değilim. O yüzden  o tür ortamları izleyemedim Belgrad’da, ama meraklısı için çok farklı seçenekler sunan bir kent burası.

Daha sonraki geziler için not aldığım bazı yerlerin isimlerine de yer vermek istiyorum. Belki sizin gezi güzergahınızda yer alırlar; Sava Katedrali, Taş Meydan Parkı, Aziz Mark Kilisesi ve Einstein dahil birçok ünlünün Belgrad ziyaretinde konakladığı Hotel Moskva bunlardan bazıları. Aklınızda bulunsun.

Belgrad Tamam ve Novi Sad’a Devam…

Bu rotası belirsiz yolculukta neredeyse üç haftayı ardımızda bıraktık. Üç haftada ne kadar güzel yerler gördüğümü düşünüyorum şimdi. Şu sıralarda yaşadığımız sevimsiz korona zamanlarında, evden kafamızı dışarı çıkaramadığımız zamanlarda sizlerle arşivimi paylaşıyorum. Bugünlerde o gezinin anlamını çok daha iyi kavrıyorum.

2014 Temmuz ortasında, İstanbul’dan sıkıntılı bir ruh halini aşmak için çıktığım bu macera gibi yolculuk, tadına doyulmaz bir gezi haline gelmişti. Belgrad sonrasında biraz daha kuzeye Novi Sad’a yönelmiştim. Belgrad-Novi Sad arası 93 km. Pırıl pırıl bir havada engin arazileri izleye izleye ilerliyordum. Elbette ki meraklı, ilgili ve mutluydum.

Ön Yargılardan Uzak, Zevkli Bir Gezi…

Sırplar ve Sırbistan konusunda üç aşağı beş yukarı bir önyargısı oluşmamış kişi sayısı azdır. İki taraflı sürdürülen bazı husumetler nedeniyle Sırbistan’da Türk plakalı bir arabayla gezmek beni çekindirmişti başta. Ayrıca bir Türke karşı davranışlarına temkinli ve önyargı ile yaklaşıyordum. Ancak tüm önyargılarıma karşın pasaport kontrolünden başlayarak resmi yerlerde veya kişilerle temaslarımda herhangi bir olumsuz olay yaşamadım. Tanıştığım hiçbir kişiden nahoş bir yaklaşım görmedim. Aksine sevgi, saygı içeren yardımsever bir etkileşime tanık oldum. Sırbistan günlerim çok güzel geçiyordu.

Yolda yaşamakta olduğum bu hal, manipüle edilmeye açık bazı konuları daha dikkatle gözlemlememe etki etti. Önyargı yerine, kişi ilişkileri ve durumları deneyimleyerek yeni algılar ve öğrenmeler yaşıyordum. Gezginliğin en gerçek eğitmen olduğunu bir kez daha yaşayarak öğreniyordum yani. Bu da her zaman anlatılanların ötesinde deneyimlerden süzülen gerçekliğe bakmamız gerektiğini en azından bu tür algılamaya açık olmam gerektiğini öğretiyordu bana. Bu nedenle, dünyayı arşınladığım gezilerden sonra dinlediğim, okuduğum, izlediğim her şeye daha özenle ve sorgulayarak bakıyorum.

Bu günlerde, okuduklarımızı ve dinlediklerimizi aklımızı kullanarak değerlendirip, her bilginin değişik ve güvenebileceğimiz kaynaklardan sağlamasını yaparak doğru bilgiye ulaşmalıyız. Bize sunulanları  olduğu gibi kabul etmemeliyiz. Maalesef gelişen teknoloji ve sosyal medya büyük bir bilgi kirliliği meydana getirmekte. Bu yüzden de güncel konular dahil birçok olayda çözümlemeler yapmak zorlaşıyor.

Geziye Yazılarımla Devam…

Hepimizin evlere kapandığı bu günlerde eski gezilerimi sizlerle paylaşabilmekten mutluluk duyuyorum. İleride tekrar yollarda olabilmeyi çok istiyorum. Bunun en az bir yıl daha olamayacağı gibi bir duygum var.

Ancak bu sıralarda bile yollarda olanları duyuyorum. Bana göre bu Covid-19 salgını döneminde dünya gezisi yapmak ve yollarda olmak fazla bir macera. Ancak bunu yapanlar var. Bu gezgin gençlerden biri “Yırtık Pantolon” ismiyle YouTube kanalı olan Oğuzhan Tıraş. Nepal’de uzun süre kapalı kaldıktan sonra yoluna devam ediyor. Neredeyse her ortamını, yediğini, içtiğini, yürüyüş ve yolculuktaki durumlarını kısacası yoldaki her anını paylaştığı videolarında onunla geziyorum son günlerde. Gerçek anlamda bir gezginin neler yaşabildiğini merak edenler Youtube ve instagram’da Oğuzhan Tıraş’ı takip edebilirler. Yazdığı kitabını ve Nepal’de vize uzatma işlerini anlattığı videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.

Ben ise anılarımda ve arşivimde yer alan gezilerimi sizinle evimden paylaşmaya devam edeceğim. 

Sabır ve sağlık dolu günler diliyorum hepinize.

Saygı ve sevgilerimle.