Belvedere Sarayı, Dorotheum Müzayede Evi, kafeler ve Viyana Teknik Müzesi

Gürcan Elbek yazdı...

Belvedere Sarayı, Dorotheum Müzayede Evi, kafeler ve Viyana Teknik Müzesi

Yeniden Viyana’da…

2014 yazında, Kara Şimşek ismini verdiğim 13 yaşındaki arabamla yaptığım, iki ay süren Balkanlar ve Orta Avrupa gezimi hiç unutmuyorum. Harika duygularla, özgürce, yolları, şehirleri, festivalleri dolaştığım rüya gibi bir gezi olmuştu. Uzunca bir süre Balkanlar ağırlıklı bu geziyi, yazı dizisi olarak bu köşede paylaşmıştık. Geçtiğimiz haftalarda tebdil-i mekanda ferahlık vardır diyerek, bu geziye bir süreliğine ara verip, dünyanın değişik ve çok gidilmeyen noktalarına uzandık.

Bu sürede Bolivya’nın Tuz Düzlükleri’nde tura katılıp, ertesi hafta George Orwell’in ayak izlerinde Myanmar’da dolaşıp, daha sonra Avustralya’da Büyük Set (Bariyer) Resifi’nde dalışlar yaptık. Ardından Tayland’ın tropik adası Koh Phi Phi’de zaman geçirip, Güney Amerika’nın en güneyinde Patagonya’nın serin ve temiz havasında dolaşıp, sonra Yeni Zelanda’nın bakir doğasında yol almak gibi potpuri tadında farklı diyarları gezdik.

Bu hafta ise Balkanlardan Orta Avrupa’ya uzanan gezimize, kaldığımız yer olan, Viyana’dan devam edeceğiz. Devamındaki haftalarda Slovenya, Hırvatistan, Karadağ, Arnavutluk, Kosova ve Yunanistan’ı benim rotamla adım adım dolaşacağız.

Son yazımızda Viyana’ya ulaşmış, Askeri Tarih Müzesi’ni gezmiş, kafelerine şöyle bir göz atmış ve Belvedere’de konakladığım elektriği kesik evde sessiz ve karanlık ortamda uykuya dalmıştım. Hatırlamak isteyenler aşağıda bağlantısını verdiğim o yazıya göz atabilirler.

İlgili yazı: Tarihin, kültürün ve sanatın şehri; Viyana

Belvedere Sarayı…

Kaldığım ev hemen Belvedere Sarayı’nın dibinde olunca, ikinci günün ilk adresi burası oluyordu. Belvedere, bir yazlık saray. Dönemin meşhur barok mimarı Johann Lukas von Hildebrandt tarafından tasarlanmış. Yapımı uzun süren ve 1745 yılında tamamlanan saray, doğal olarak ait olduğu dönemin barok mimari yapısını yansıtıyor. Üst ve alt saray olmak üzere iki kısımdan oluşan binaların arasında yer alan devasa bahçe, çiçekler, bakımlı ağaçlar ve havuzlarla süslenmiş. Yürüme yollarındaki çakıl taşları yanında çimenlik araziler ve su elemanlarını izleyerek sadece bahçesinde bulunmak bile bir zevk bu sarayın.

 Belvedere Sarayı ve bahçesinden görünümler.

Belvedere Sarayı bahçesi

Yapıldığı dönemde şehrin karmaşasından uzak bir yer seçilmiş ama, aradan geçen 250 yıldan sonra şehrin neredeyse tam merkezinde kalmış bir yer burası. O gezi sırasında internet günceme (bloguma) şunları yazmışım:

Sabah erkenden Belvedere Sarayı ve bahçelerini dolaştım. İnsan bulunduğu yeri derhal kanıksıyor. İmparatorluk şaşaasını hala en üst düzeyde şehir dokusuyla iç içe muhafaza etmiş bu şehirdeki hemen hemen her yapı etkileyici estetik bir görünüme bürünmüş durumda. Fakat bu keyifli gözlem belli bir süre sonra olması gereken buymuş gibi gözünüze takılmayacak kadar kanıksanıyor. Oysaki Viyana’da her sokağı dönüşte ayrı bir manzara size merhaba diyor. Hem de aynı sakinlik içinde... 

Belvedere Sarayı, Prens Eugene’nin evi aslında. Yukarı ve aşağı Belvedere olarak iki bina grubundan oluşuyor. Bu iki ana bina arası, Versay’da gördüğüm ve orayı aklıma getiren bahçe görüntüleri içinde. Bahçe deyince uzunlamasına konulmuş iki, üç futbol sahası kadar bir alanı düşünün lütfen ve içindeki bahçe düzenlemesini. Konik kesilmiş korular, duvar haline gelmiş budanmış bitkilerden oluşan bir bahçe.

Belvedere Sarayı, Viyana.

Belvedere’deki her iki bina da müze olarak kullanılıyor. Yukarı ve aşağı kısma giriş bileti 19 Euro. Gustav Klimt ve zamanın Avusturyalı ressamlarının eserlerinin bulunduğu sabit sergi salonlarına geçici sergiler eşlik ediyor. Rus ressam ve sanatçılarının sergisi vardı ben gittiğimde.

Hayat kısa; kısa; vallahi kısa. Ne kadar geniş zamanda, rahatça gezsem de, bir bitirememe kaygısıyla hep ardımda bir şeyler kalıyor. Belvedere tamam ama, Hundertwasser ne olacak? Sigmund Freud Müzesi? Leopold Müzesi? Ve daha neler neler...”

Günümüzde bir sanat müzesi olarak hizmet veren saraya ilk resimler 19. Yüzyılda Habsburgların şehir merkezindeki sarayından taşınmış. Belvedere’nin üst sarayı, Avusturya’nın II. Dünya Savaşı’ndan sonra özgürlüğe kavuştuğu anlaşmanın imzalandığı mekanmış. Şimdi, benim gezdiğim günlerde müzede sergilenen resimler, heykeller, sanat eserleri ve yerleştirmeleri (enstalasyon) çektiğim görseller eşliğinde dolaşalım biraz.

Sarayın içinden görüntüler.

Belvedere; Saray ve modern biğr müze

Görevimiz Tehlike-5 çekimleriyle çakışan gezi tarihi…

Belvedere Sarayı ziyaretim tamamlanmıştı. Güzel bahçeleri ve sanat eserlerini görmenin mutluluğuyla şehre yöneldim. Öylesine geziyordum. Ulusal Opera Binası önünde büyük bir kalabalık gördüm. Önce inşaat sandığım vinçlerin, düzeneklerin, Tom Cruise’un oynadığı Görevimiz Tehlike-5 (Rogue Nation) filminin bir seti olduğunu anladım. Filmin ilk sahneleri çekiliyordu. Daha sonra da dünyadaki ilk gösterimi (premiere) burada, yani Viyana Devlet Operası'nda yapılacak olan filmin ilk sahnelerinin çekimlerini, uzaktan kısaca izledim. Meraklı kalabalığa daha fazla takılmadan yoluma devam ettim.

Görevimiz Tehlike filmi seti ve Viyana sokakları.

Gezi listesinin rastlantısal oluşumu…

Uzun süreli yola çıkışlar, ana bir rota harici kendi içinde aktığında bana daha fazla keyif veriyor. Kesinlikle ayrıntılı bir çalışma yapmaksızın, yolculuk için ana bir güzergahı kaba biçimde belirliyorum. Bu gezide, Edirne’den başlayarak Balkanlar’ı dolaşmak üzere çıktığım yol, rastlantılarla kendi içinde keyifle şekilleniyordu. Bir sonraki adım, kaldığım yerdekilerle yaptığım konuşmalarla belirleniyordu.

2021 Mayıs ayına girdiğimiz bu günlerde, yani korona salgını sürecinde, daha 7 yıl evvel dünyada gönlünce ve serbestçe salınmanın nasıl büyük bir özgürlük olduğunu çok daha iyi anlıyor ve hissediyorum.

Yazdığım internet güncesi ve sosyal medya paylaşımları üzerinden yapılan hatırlatmalar gezimi şekillendirebiliyor. Bir arkadaşımın ilgi alanı veya konuştuğum bir kişinin önerisi de hiç aklımda olmayan bir yeri o günkü dolaşma listeme ekleyebiliyor. Benzer biçimde, o an karşıma çıkan bir müzayede evi görünce, aklıma müzayedelerle ilgilenen bir arkadaşım geldi. Bu çağrışımla Dorotheum’a girmeye karar verdim.

“DOROTHEUM”, Avrupa’nın en büyük müzayede evi…

Her türlü sanat eseri, mobilya, antika eşya, mücevher ve daha birçok değişik parçanın bulunduğu devasa bir yer Dorotheum. Bir müzayede kuruluşu ama bu binada perakende satış da yapılıyor. Çok düzenli ve kaliteli bir antikacının içinde dolaşıyormuşsunuz hissi veriyor insana. 

Tamamen rastlantısal bir biçimde, aylak aylak Stefanplatz’dan ayrılıp ara sokaklardan geçerken ulaştığım bu binada, görsel belge toplama merakımla, büyük bir rahatlıkla fotoğraflar çekmeye başladım. Derken, görevli bir kadın tarafından durduruldum. Fotoğraf çekmenin izne tabi olduğunu söyledi. İnternetteki sayfama koyacağımı beyan eden bir taahhütname imzaladım. Meğerse Dorotheum, dünyaca meşhur bir müzayede kuruluşuymuş. Müptelaları mutlaka biliyorlardır. Bana daha çok bir müze havası tattıran bu yerde, çok değişik objeleri incelerken keyifli zamanlar geçirdim. 

Dorotheum binasından görüntüler, Viyana.

Cafe Hawelka…

Kafe Hawelka, Viyana’da uğradığım klasik kafelerden biri. Daha sonra gideceğim Kafe Alt Wien (Eski Viyana Kafe)’in de sahibi olan Leopold Hawelka tarafından kurulmuş. Leopold ve eşi Josephine, hayatları boyunca birlikte kafe işletmeciliği yapmış sempatik kişilermiş. Bu kafeler, Viyana entelektüel çevresenin müdavimi olduğu, sosyalleşme, çalışma, dinlenme ve haz merkezleri olmuşlar. Birçok tanınmış sanatçı, filozof, bilim insanı, siyasetçi bu mekanların müdavimleriymiş.

Hawelka Kafe’den görüntüler

Viyana, kahve ve kafe kültürü konusuna bir önceki yazıda kısaca değinmiştim. Ancak Yolculuk Terapisi, sitesinde bu konuyu oldukça kapsamlı bir biçimde ele almış. İsteyenler verdiğim bağlantıdan “Viyana Kahve Kültürü ve Kafeler” başlıklı bu yazıyı okuyabilirler. https://www.yolculukterapisi.com/viyana-kafeleri/

Kaffee Alt Wien’den görüntüler

“Viyana Klasik Günleri”, eski araba buluşmaları…

Viyana Teknik Müzesi’ne (Technishes Museum Wien) giderken yollarda değişik model pek çok  eski araba gördüm. Bakımları, boyaları, nikelajları özenle yapılmış bu eski araçlar çok çarpıcı görünüyorlardı. Yollardakilerin yanı sıra, müze önünde de park etmiş bir sürü eski, antika araba vardı. Yılın belli zamanlarında yapılan “Viyana Klasik Günleri” isimli etkinliğe rast gelmiştim. Eski arabalarla toplu halde yapılan bu tip turlar ve gezileri daha sonra da Slovenya’da görecektim. Bu faaliyetler çok katılımlı ve hoş görünümlü sosyal etkinlikler oluyor. Nostaljik beğenilere sahip biri olarak, bu arabaları izlemekten çok büyük keyif aldım.

Eski araba etkinliğinden fotoğraflar.

Eski arabaları Viyana Teknik Müzesi’ne gelirken izlemiştim. Artık müze beni  bekliyordu. Her bağlamda eskilikleri sergileyen bu müze de, huzurlu ortamı ve verdiği bilgilerle çok hoşuma gidecekti.

Viyana Teknik Müzesi…

Geçmişten geleceğe teknik açıdan okul gibi bir eğitim ve adeta zamanda bir yolculuktu bu müzede geçirdiğim saatler. Aklınıza gelecek her teknik alanda anlatımlar mevcuttu. Madencilikle başlayan bir bölüm, sonunda o madenlerin kullanılabilir demir veya bakıra dönüşümü, hatta gemi inşasına veya tel üretimi sonunda telgrafa uzanan öyküleri içinde tatlı bir yolculuk yapıyorsunuz. Son derece ayrıntılı, kapsamlı ve dolu bir müze. İyi de hazırlanmış bir yerleşim ve sunum planı var.

 Viyana Teknik Müzesi girişi.

Her tip makina, motor, ev aleti ve aklınıza gelebilecek birçok ayrıntıyı içeren bu müze tam bir eğitim kurumu. Özellikle çocukların ziyareti esnasında, oyunlarla birlikte uygulamalı olarak konuları öğrendikleri birçok düzenek var. Dünyanın dönüş yönünün bulunmasından tutun, uzay araştırmalarına kadar her seviyede bilgilendirme bulunuyor. Her yaştan kişinin büyük bir keyifle gezeceği müzede uzun zaman geçirdim. Sadece teknik konular değil, konuların tarihçeleri ve gelişimleri de müzede anlatılmaktaydı. Aletlerin orijinallerinin sergilenmesi yanında video gösterimler ve etkileşimli (interaktif) uygulamalarla bilgiler elde etmek de mümkündü. Neredeyse sanayi devriminin başından itibaren yaşanan tüm teknik aşamalar, makineler, deney düzenekleri ve üretilmiş aletler sergileniyordu bu müzede. Hammaddeler, minerallerin ve madenlerin elde ediliş tarzları bile müzedeki panolarda, camekanlarda ve sehpalardaki maketler üzerinden izlenebiliyordu.

Viyana Teknik Müzesi.

Viyana Teknik Müzesinden görüntüler.

İşçi hakları, işsizlik dönemlerinde yaşananlar, savaş yıllarına ait bilgiler de müzede görebilecekleriniz arasında. Teknoloji ve yeni malzemelerin kullanılmasıyla birlikte savaş zamanı yapılan protezler, gözlüğe uzanan optik teknolojisinin aşamaları, tuğlalar, sobalar, ısıtma sistemleri, her türlü ev aleti ve oyuncaklar dahil her şey sergileniyordu müzede. 

Viyana Teknik Müzesinden görüntüler.

Müzeler kısa zamanda kapsamlı bilgiler verebilen harika okullar. Burası oldukça iyi düzenlenmiş bir müzeydi, ancak daha iptidai bile olsa her müze bambaşka bir dünya sunuyor benim ruhuma. Bir de, kütüphanelerin müzeleri andıran huzurlu ortamları. Ruhumu dinlendiren ve ayrıntılı bilgi edinilmesine olanak sağlayan bu mekanlar, gezilerimde ana uğrak noktaları oldular hep.

Haftaya, gezmeye doyamadığım Viyana Teknik Müzesi’ni dolaşmaya devam edeceğiz.

https://www.technischesmuseum.at/en

Bilim ve teknolojinin açtığı yolda değişen uygarlık tarihi ve düşünceler…

Bir ülkenin güçlü bir ekonomisi olması üretimle ilgili. Üretimin niteliği de teknoloji kullanımının yüksekliği ile bağlantılı. Avusturya ve Almanya gibi ülkeler, teknolojiye yaptıkları bu yatırımlarla bir dönemin lider ülkesi konumuna gelmişler.

Ancak bu teknolojik güç, zamanla bir üstünlük mücadelesine de yol açmış. Ancak, bu denli teknoloji kullanımı yanında barışçıl bir yapının da kurulması esas olmalı. I. ve II. Dünya Savaşlarına giden yolu açan bu güç, büyük yıkımlara sebep olmuş bir yandan. Tabii ki bunda teknolojiyi suçlamak beyhude. Güç, nasıl kullanırsanız ona göre şekillenen iki tarafı keskin bıçak. İnsan hayatını kolaylaştırıp geliştiren bu yapı, büyük yıkımlara da sebep olabiliyor. İşte bu yüzden felsefe, iyi bir tarih anlayışı ve kültür, teknolojik gelişimle at başı ilerlemeli.

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri de bu dengenin nasıl kurulması gerektiği konusunda dünyadaki herkese örnek olmalı. https://tr.wikiquote.org/wiki/Mustafa_Kemal_Atat%C3%BCrk/Bilim

Bu haftaki yazımızı yüzlerce veciz sözü olan Atamızın şu ifadesiyle noktalamak istiyorum: Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır.” 

Viyana Teknik Müzesi bütün bu düşünceleri kafamda canlandırdı. Atamızın, manevi miras olarak ilim ve aklı yol gösterici kabul eden görüşlerinin derinliği, tüm insanlara ebediyen ışık tutmalı. 

Her zor dönemde olduğu gibi, günümüzdeki salgın sürecinde de teknolojik yeterliliğin hayati önemini bir kez daha yakinen izliyoruz. Huzurlu, sağlıklı, yeterli, dengeli bir varoluş ancak aklın kullanılmasıyla kaimdir. Aklın ve ilmin rehberliğinde güzel günlere ulaşmamızı diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla.

gurcan.elbek@gmail.com 

 www.gurcanelbek.com