Biden etkisi...

Hüseyin Vodinalı yazdı...

Biden etkisi...

1990’lardan beri yazıyorum.

ABD’nin çöküşünü gördüm.

AB’nin kağıttan kaplan olduğunu 1996’da vurguladım.

Putin’in Rusya’yı yeniden dünya gücü yapacağını haber verdim.

AKP’nin nasıl kurulduğunu izledim, Irak’ın işgalini, Ankara’nın tutumunu gözlemledim.

Asya’nın yükselişini söyledim.

Avrasya’nın liderliğini bildirdim.

Ergenekon ve Balyoz’un elbet ters tepeceğini yazdım.

Doların ömrünü tamamlamakta olduğunu belirttim.

Altının yükselen değer ve güvenilir kale olacağını dile getirdim.

ABD ile Avrupa’nın ayrışacağını ifade ettim.

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ın esas cephe olduğunu aktardım.

Suriye’de Esad’ın kazandığını 2012’de saptadım.

AKP’nin Fetullahçılarla ayrıştığını da önceden tespit ettim.

AKP’nin PKK açılımının fiyaskoyla sonuçlanacağını da ilan ettim.

ABD’nin dinci teröristleri yüz üstü bırakacağını da duyurdum.

Obama’yı, Trump’ı, Biden’ı bildim.

Çin’in dünya lideri olacağını çok kez satırlara döktüm. 

Çin’in Kuşak ve Yol girişiminin dünyadaki yeni jeostratejik olay olduğunu kayda geçirdim.

Kapitalizmin yapısal krizini 2008’den itibaren tekrarladım.

Batılı kapitalistlerin planları konusunda herkesi uyardım.

Covid 19 dahil pek çok virüsün 2003’ten beri ardı sıra Çin’den ortaya çıkmasının tesadüfi olmadığını yaydım.

Bilemediğim, yanıldıklarım da oldu ama çok az.

Mesela Syriza denen Yunan politik hareketine çok önem atfettim.

Yanıldım.

Babam rahmetli “Mütevazı olma inanırlar” derdi.

Pek çok sahtekarın her alanda ve geniş bir cüretle cirit attığı memleket sathında hele mütevazılık riskli bir iş.

Ancak, bilge insanların karşısında eğilirim, mütevazı olmayı bir erdem bilirim.

Ama mesela twitter'de bi halt bilmeden, ona buna ukalalık taslayan hıyar takımına hiç dayanamam.

Malesef Türkiye, 1938 sonrası Batı özentisi Atlantikçi işbirlikçiler ile Arap hayranı sözde din tüccarları arasında beynamaz kaldı.

Ayakları yere basan kitlemiz malesef çok az.

Geçen yıllar hele öylesine bir yozlaşmayı da beraberinde getirdi ki, insanlar aynı frekanstan dahi konuşamaz hale geldi.

İngilizce, Arapça konuşmaya çalışanlar Türkçeyi unuttu.

Bu uzun girizgahtan sonra sadede gelelim.

Malum 2020 felaket ötesi bir yıl oldu.

Ha bu arada 2019’un Aralık ayında yazdığım yazıda bunu da bildim üzerinize afiyet.

2019’un 18 Aralık günü Veryansın’da yazdığım yazının başlığı “2020 FALI YA DA BOĞANIN BOYNUZUNA YAKIN DURMAK” idi.

Bakın orada ne demişim: “Küresel ısınma veya nükleer savaştan gitmezsek de 2020’den zor çıkarız. Dünyanınfay hatları zangır zangır. Krizlerden kriz beğenip boğanın boynuzuna yakın yolculuğa devam ediyoruz...”

2019’un son günü yani 31 Aralık günü yazdığım yazının başlığı ise: “2020 KÜRESELLEŞMENİN SONU” 

Neticede olun bu.

2020 bittiğinde 2021 başladığında işler bir anda değişmeyecek.

ABD’nin içinde bulunduğu kargaşalık kendisini ve tüm dünyayı etkilemeye devam edecek.

Ancak önemli bir değişim var ki, o da ABD’deki seçimden bir şekilde (Trump’ın hileli demesi boşuna değil. Mesela seçimde kullanılan ve hileli olduğu ileri sürülen sistemlerden biri olan Smartmatic’in İngiltere ayağındaki ortaklardan birinin başka şirketteki ortağı Kamala Harris’in kocası) Biden’ın çıkması önemli.

Küreselci ekip 4 yıllık aradan sonra işbaşında.

Küreselci deyince yanlış anlaşılmasın, küresel savaş yanlısı ekip.

Mesela Biden’ın İstihbarat Şefi Avril Heines, tam bir şahin.

Obama döneminde dron savaşlarının savunucusu, işkence yanlısı, senatörlerin bilgisayarlarına giren CIA ajanlarını koruyan bir kişi.

Biden’ın yeni savunma bakanı olarak düşündüğü emekli general Lloyd Austin de, siyahi ama tam bir şahin.

Irak ve Suriye’de IŞİD’i kullanan ekipten.

Yani kadın veya siyahi olmak insanları melek ya da güvercin yapmıyor.

Bu özellikler daha çok bir tür kamuflaj olarak kullanılıyor.

Obama ve Hillary’de bunu gördük.

BİDEN’IN TÜRKİYE’YE ETKİSİ 

Biden ve arkasındaki müesses nizam ekibi belli olur olmaz, Türkiye çalkalanmaya başladı.

Ekonomi zaten felaketti iyice battı.

Merkez bankası eksi döviz rezervi verdi tarihte ilk kez.

Dolar, avro, altın fırladı.

Önce Damat Berat gitti.

Cumhurbaşkanı ve ekibinden ABD ve AB ile yeni başlangıç, uluslararası piyasalara şirinlik mesajları geldi.

Fetö üye ve sempatizanlarının biti kanlandı.

Yetmez ama evetçi ekipler canlandı.

Atlantikçi tayfa heyecanlandı.

Doğu Akdeniz’de bir anda pasif bir çizgiye geçildi.

Avrupa da hareketlendi.

Fransa’nın ardından Almanya da Türkiye’ye karşı bayrak açtı.

Akdeniz’de had bildirme türünden gemi korsanlığına başladılar.

İsrail, Türkiye’ye “güvenerek” İran’a karşı terörist faaliyetleri hızlandırdı.

KKTC’ye Cumhurbaşkanı seçilen Tatar’ın Batı ile pek uyumlu olduğu ortaya çıktı.

 Aynı esnada muhalefet de hareketlendi.

İyi Parti Biden dönemine uygun tasfiyelerini tamamladı.

Üzerine ölü toprağı serili Kemal Kılıçdaroğlu, müthiş bir bütçe konuşması yaptı.      

 Uysal Ali Babacan bile esip gürlemeye başladı.

 Yeni anayasa lafları ortaya çıktı.

Ankara ve İstanbul Belediyeleri (en nihayet) yolsuzluk dosyalarını açtı.

Yerli helikopter motoru töreninde sabotaj iddiaları, Çin’e gidecek ilk ihracat treninde rota çarkı hikayeleri mide bulandırdı.

AB’nin 10-11 Aralık yaptırım baskıları, Biden’ın CAATSA ambargoları Damokles’in kılıcı gibi sallanmaya başladı.

Ve ABD muhipleri hemen yeni Mondros mütarekesi gündemini ilan etti: Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan’dan vazgeçeceksiniz, S-400’leri bırakacaksınız, AB ve NATO’ya teslimiyet, yeniden PKK çözümü isteriz, FETÖ’ye özgürlük, sıcak para sömürüsüne devam vs.

Yani 70 yıllık klasik sömürü düzenine dönüş.

Ama biz zaten bu sömürü düzeninin son 18 yılını en ağır sancılarla, Cumhuriyeti’mizi yitirme noktasına gelerek, karşı devrime adeta teslim olarak geçirdik.

Sadece 2015’ten beri bu değişti ama içten bir değişim değildi.

Yani iktidarı kaybetme korkusu ağır bastı.

Peki şimdi neler olur?

Herkesin bir hesabı var.

İktidar yani AKP ve Erdoğan, çok kötü bir dönemde, ekonomi çok kötü, toparlama şansı çok az.

Biden’a uyumlu bir pozisyon alıp yeni bir dönemi başlatmakla, yerli ve milli bir tutum alıp meydan okumak arasında bocalıyor.

Dış politikada bazı hareketlenmeler görüyoruz. Mesela İsrail değilse de onun İran karşıtı müttefiki Suudi Arabistan ile yeni bir dönem başlatma çabaları var.

Washington’a partili bir Büyükelçi (Murat Mercan) atanması da doğrudan iletişim özlemi içinde bir hamle.

Şimdiye kadar yaşanan politik ve kadrosal gelgitler yüzünden her iki seçenek de güvenli değil.

Muhalefet doğal olarak artık iktidara kendisini yakın görüyor ve erken seçime oynuyor.

Biden’ın Erdoğan’ı iktidardan indirme sözü muhalefete güç veriyor.

Bu noktada kritik isim elbette Devlet Bahçeli olacak.

Eğer o daha önce DSP-MHP-ANAP koalisyonunda yaptığı gibi Cumhur İttifakı’nı ani bir manevrayla ortada bırakırsa seçim kesin gibi.

Ortam bana o dönemi hatırlatıyor.

Ancak şunu da kimse unutmasın.

Dünya artık 1990’lar,2000’lerdeki dünya değil.

ABD’nin çöküşünü görüyoruz.

Rusya ve Çin Asya kalesini tahkim ediyor.

Özellikle Çin’in yükselen ve çevresine de yayılan etkisi, Batı’nın 500 yılık liderliğini elinden alıp, kupayı Asya’ya götürecek.

Ben ABD ve AB’nin çok uzak olmayan bir vadede dağılacağını tahmin ediyorum.

Türkiye’de eğer CHP ve Millet ittifakı iktidara gelse bile, ABD 2002’de her koşulunu ince ince yaratarak bulduğu AKP gibi bir alternatif yaratamayacak.

Çok farklı kesimlerden oluşan koalisyon, parlamenter sisteme dönerse, ki dönmeye kararlı.

Bu durum, Türkiye’nin son dönemde ivmelenen Avrasyacı çizgisini kaybetmesine engel olacaktır.

Dünyanın koşulları da artık kukla siyasi partilere eskisi gibi müsaade etmiyor.

Son olarak Venezuela’da mesela o kadar ekonomik ablukalar, darbe girişimleri ve savaş tehditlerine rağmen Bolivarcı cephe seçimleri yeniden kazanmayı bildi.

Türkiye’de de Atatürk ve Cumhuriyet kazanımları hükmünü koyacaktır.

Koymak zorunda zaten.

Aksi halde milyonlarca insan (daha) aç ve işsiz kalacak.

Küresel gerilim ve çevresel felaketlerin damgasını vuracağı 2021, yeni bir dönemin habercisi olarak geliyor.