Bir enkaz var enkazdan içeri

Zehra Tonyalı Pakyürek yazdı...

featured

Reha Muhtarlı yıllarda “nerede bu devlet, acı var mı, tüneli kaçmak için mi kazmıştınız” diye beynimize kazınan repliklerden, derin devlet korkularına geçmiş; sonra bu derinlikleri unutup tekrar hatırlamıştık derken (yani derin devletten paralel devlete, oradan tekrar derin devlete derken, şimdi hangi safhadayız?
Derin millet mi? Derin millet kavramını duyunca gurur okşanıyor: ferasetliyiz, bunu da hallederiz evelallah diye ayakta ya da omuz omuza duracak gücü buluyoruz ama boğazın derinlerinde bir düğüm içeriden sesleniyor: hayır bu, derinlik değil.

Bunun adı sığlık ve hem de bu çok derin bir sığlık. Düşünürken, konuşurken, eleştirirken, seyrederken, söylerken, söylenirken, iktidarken, muhalifken, öğrenciyken öğretmenken, çocukken ebeveynken, dostken düşmanken, erken kurmayken, üretenken tüketirken, açken açıkken, itten aç yılandan çıplakken, hepinizin defterini zamanı gelince açacam diyene dur hele o defteri biz dürmesini biliriz diyemezken, ve niye diyemiyorum ulan diye düşünürken ve ölümün soğukluğu tüm yurdu kuşatmışken battaniye, mama, hijyenik ped kolilemek ne kadar derinliktir? Gelin ulan topunuz gelin, biriniz gitsin altılınız gelsin diye diye, her şey çok güzel olacak diye diye, diri diri gömülürken ve bunlarla oyalanıp oyalanıp tam da şimdi gömülürken kefen bulamayan benim yalnız, çaresiz ve Allah’tan başka kimsesi olmayan halkım, benim tek bir çiçeğinin anlık kokusu gözümde yaş olabilen güzellikteki cennet vatanım, toprağı sıksak şüheda fışkıracak topraklarımız enkaz altında ve gördün mü bak kefenimiz dahi yokmuş derken ne kadar deriniz? Ben şimdi ne kadar derinim? Kefen de buluruz kolileyip yollarız da evelallah ve böylece vatani görevi yapmış olmak, taşın altına el koymak, bu ağırlık, bir hafiflik sağlar elbet. Sonrasında nasılsa mont da koliledim, şimdi kendi kalın montumun içinde arabaya atlayıp sıcak evime gidip uyuyabilir, gözlerimi kapatırken vicdanıma da bir uyku arası verebilirim. Derin milletimiz yüklediği tırları alkışlarla yollarken kendi çektiği görüntülerini yayarken, gül gibi memleketi gül suyu kokularında kefene sarıp gömmeye alışıyoruz farkında mıyız? Kefen yollarken de alkışlayıp video çekecek miyiz millet, aloo? Derinlerden gelen ama kendini hafiften gösteren o gururu yaşar mıyız? İşte bizim altımızı oyan, bu derinde köklenip sığlıkta ayağımıza dolanan derin stratejiler! Hangi bir sığlığımıza ağlayalım derin derin şimdi? İnsan ölüsü varken kalana ağlar mıymış? Ağlarken inceden soğur ümitsizlikten bunalır, ulan biz derin milletiz bir ölür bin diriliriz diye gaz bulmaya çalışırken karşımıza jelibon madenleri çıkıyor hatırlar mıyız? Cumhuriyet’imiz bize kaşık kaşık ne verdiyse, kepçe kepçe onu sattık. Şimdi de Allah’ın bize yaptıklarımız yüzünden verdiği enkazı kaldıracak kepçe arıyoruz. Operatörle kepçeyi buluşturmak için de twitter lazım; Türkçe düşünüp Türk gibi yazarken beynime-kalbime veri girsin, duyu gelsin, kendim görmesem de duymasam da o duyu benim duyum olsun, o duyumlar algı denizinde, duyduklarını anlasın hatta insanlar işitip itaat etsinler maksadıyla kurum kurum kurulan bu algı denizinde, elimin kaydırdığı ekrana gözlerim yetişmeye çalışırken, twitter’a muhtaç bu benlik, “w” yazarken bir başka sığlıkta karaya oturdu. Türkçe yazarken w kullanmak zorunda kalmak mı koydu da bütün hıncım “w” da şimdi, her şey yitip gitti, geriye bir “w” kaldı. Şimdi derinlik de sığlık da bir “v” değil iki “v” yani “w”çukurları kadar. İki coğrafi deprem: enkaz enkaz üstüne, siyasi depremler: enkaz enkaz altına. Enkazın altında kim var, kimler sorumlu herkes biliyor. Korkum, birinin gidip altısının birden geleceği hiçbir şeyin değişmediği, oyun oyun içinde enkaz enkaz üstünde, gül kokularıyla kefen bulmaya iktidar olmaya çalışanlar. El birliğiyle, oy birliğiyle öldürdünüz bizi, bari ölüye saygınız olsun.

Öte yandan:

Ormanlarımız, kuşlarımız yandı, zeytinimiz kömür oldu, maden oldu, göçüktü enkazdı, sığınmacısıydı kaçağıydı, tekiydi altısıydı, yeriydi göğüydü, tüm dünyasıydı bir oldu da bir milleti yok edemediler, bu da bizim tesellimiz olsun. Bu memleket, bu sığlık, bu derinlik bizim. İşte tam bunu yaşayıp hissederken, yani şimdi olup biten daha içinde yanarken, ayağına giydiğin çoraptan utanmak, bir daha ‘üşüdüm çok soğukmuş’ diyemeyeceğini bilmek. Ve soru: enkazdan kurtulup kaçak sığınmacıların o nankör karanlık pis ellerinde, ne yaşadığını ne yaşamadığını dahi anlamayacak ve direnemeyecek yaştaki bebelerimizi veya bir tarikat-cemaat alçağının kıllı yağlı pis ellerindeki çocuklarımızı , yani memleketi enkazdan nasıl kurtaracağız? Soru: başlık “Ölü varken kalana ağlamak” mı olsaydı yoksa?

 

Bir enkaz var enkazdan içeri

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. 😔🇹🇷😔🇹🇷😔🇹🇷

  2. 9 Şubat 2023, 12:09

    yine aynı şeyi söyleyeceğim. Devletimiz, yönetenler… seksen küsür yıl önce tercihlerini yaptılar (sömürge olmak) işte biz bunun normal sonuçlarını yaşıyoruz. artık geri dönüşü yok. ne uzayacağız, ne kısalacağız.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!