Bir komutanın not defteri

Bir komutanın not defteri

Balyoz Davası kapsamında “sahte dijital veriler” gerekçe gösterilerek tutuklanan ve o dönem 16 yıl hapis cezası alan Emekli Hava Pilot Tümgeneral Yalçın Ergül’ün “Bir Komutanın Not Defteri”[1] başlıklı kitabı, özellikle dış politika açısından “güçlü ve yeterli” bir orduya sahip olmanın önemini vurguluyor. Nitekim cumhuriyet değerleri ile çatışmalı olan kişilerin ve bunlarla paralel olarak yürüyen emperyalistlerin, Balyoz ve bunun gibi kumpas davalarıyla güttükleri esas amaç “ordumuzun değerlerini zayıflatmak” ve böylece “Türk Silahlı Kuvvetlerini güçsüz bırakmak” idi. Çünkü TSK, milli duruşuyla emperyalistlerin önünde büyük bir engel oluşturmaktaydı.

***

Kitabın “Giriş” bölümünde askeri gücün politik yaşam için gerekli olduğuna dikkat çekilirken bağımsız olmayan ülkelerin de askeri üniformasının olmadığı hatırlatılıyor. Silahlı kuvvetler ancak bağımsız ülkelerde var olabilir ve ancak bu sayede ülkeler politikalarını uygulayabilecek gücü ellerinde tutabilir.

***

“Türkiye, Balyoz Komplosu ve Ordu” başlıklı bölümde ülkede var olan sivil-asker ilişkilerinin analizini yapabilmek için öncelikle “Türk halkının yaşam kodlarını anlamak” gerektiği tespiti yapılıyor. Aksi takdirde bu analizler, Batı kaynaklı teorik yaklaşımlarla yapılmakta ve doğal olarak yetersiz kalmaktadır.

***

“Balyoz Davası ve Türk Ordusu’nda subayların kompozisyonu; askeri üslup” başlıklı bölümde Türk subayı olmaktan kastın bir meslek kazanmak değil, “asil bir milletin teveccühünü elde etme şansını yakalamak” anlamına geldiği belirtiliyor ve Türk subayının ideolojisi şu şekilde sıralanıyor:

-Türkiye’yi çağdaş ulusların arasında görmek ve bunun için öncelikle bekayı sağlamak.

-Ülkenin her alanda kalkınması ve bunun için varlık konusunda hassas olmak

-Bunları sağlarken “kendinden bile vazgeçmek”.

Bu ideolojinin tanımı, eğitimi, öğretimi yoktur. Mottosu, kitabı bulunmaz. Bu ideoloji ancak yılların teamülü ile ve içsel bir yönelmeyle kazanılabilir.

O halde eğer Türk Ordusu’nu ezmek istiyorsanız önce halkın gözünden düşürmelisiniz, sonra arasına nifak sokmalısınız. Onu başka türlü yenemezsiniz.”

***

“Ordunun sivil kontrolü ve Balyoz Komplosu” başlıklı bölümde, demokrasilerde ordunun bizatihi kendisinin bir politik güç olmaktan vazgeçerek “profesyonel bir ordu” haline gelebileceği, ülkemizde anlaşıldığı gibi bu durumun sadece “maaşlı istihdam ve askere alma” konusunun değiştirilmesiyle sağlanamayacağı belirtiliyor.

Orduların profesyonelleştikçe politikadan uzaklaşacağı öngörülürken, bu yapıların gözden uzak tutularak, değersizleştirilerek, aşağılanarak, bütçesi kısılarak, inisiyatifleri alınarak “sanılanın aksine” çok daha fazla “politik gücünü kullanmak isteyen ordulara” dönüşeceği uyarısı yapılıyor.

***

“Operasyonel vatanseverlik ile stratejik vatanseverlik” başlıklı bölümde, 1960 ve 1980 süreçleri ardından genç subayların kendi başlarına hareket etmelerinin engellendiği, hatta hiçbir konuda kendi fikirleri olsun istenmediği ve bu yapılanların sonucunda Türk subayının hem kendini hem de yurdunu anlamakta zorluk çektiği belirtiliyor.

Bu bölümde yapılan özeleştiriler ise dikkat çekici:

“En üst rütbedeki subayların yalnızca ben bilirim tarzı maalesef Orduya egemen olmuştur. Ama dikkat edelim ki, bu düşünce biçiminin, pratikte uygulaması, ast rütbedeki subayları inisiyatifsiz yapmıştır. Yani bilgisiz yapmıştır. Bir atalet hali, bir durgunluk hali oluşmuştur. Kendisinin ne olduğunu bilememezlik, kendini tanımamak durumu tezahür etmiştir. Hal böyle olunca, ortak akıl eksikliği ortaya çıkmıştır. Kendilerini tanımlayamayanlar, kendilerini hedef alacakların kolay lokması haline gelmişlerdir.”

***

“Halk kurulan bu komploya başlangıçta neden inandı?” başlıklı bölümde, kumpasçıların sosyolojik bir gerçeklikten yola çıkarak hareket ettikleri ve bu gerçeğin de “mağduriyetlere alışkın bir toplumun yeni mağduriyetlere de aldırış etmeyeceği” olduğu söz ediliyor. Halbuki toplum, evrensel hukuk anlayışını içselleştirmiş olsa yapılan hukuksuzluklarda sadece subayların değil kendisinin de mağdur edildiğini anlayabilecekti.

***

“Bir propaganda aracı olarak ‘askeri vesayet’ tabiri” başlıklı bölümde, “askeri vesayet” kavramıyla herkesi ortak paydada buluşturarak kumpasçıların yasa dışı faaliyetlerini emniyetle yürüttükleri tespiti yapılıyor. 

***

Son söz: Türkiye açısından güçlü ve kendine güvenen bir orduya sahip olmak, her zaman ve koşulda hayati önem taşımaktadır.

Kitapta vurgulandığı üzere; “Güçsüz bir ordu peşinde olanlar sadece bu ülkede menfaati olan emperyalistlerin emellerine hizmet ederler.”

[1] Yalçın Ergül, Bir Komutanın Not Defteri, Ka Kitap, İstanbul, 2014.