Bir Kuşak Bir Yol projesi

Bartu Soral yazdı...

Bir Kuşak Bir Yol projesi

Çin’in 2013’te başlattığı yüzyılın projesi. Asya’yı Avrupa’ya bağlayan demir, deniz ve kara yolları ile muhteşem bir alt yapı projesi. Yaklaşık bütçesi 26 trilyon dolar. Bunun 1 trilyon doları şimdiden Çin tarafından harcanmış durumda. Proje 138 ülkeyi ve 4.6 milyar insanı kapsıyor. Dünya nüfusunun yüzde 61’i. Bu ülkelerin toplam yurt içi hasılaları 29 trilyon dolar. ABD, Çin’in bu proje ile dünya ticaretindeki yaygınlığını ve etkinliğini geri çevrilemez biçimde arttıracağı iddiasında. Katılıyorum. Peki bu ticaret yolları, bu ticari ağ gelişince ne olacak? Yatırım yapılan ülkelerin alt yapıları yenilenecek. Ulaşım ve tedarik zinciri hızlanacak, maliyetler düşecek. Planlanan ulaşım ağları, mevcut ağlara alternatif olacak. Türkiye bu projeye aktif olarak katılmalı deniyor. Elbette, Türkiye jeopolitik olarak çok kıymetli bir noktada. Geçiş yollarında kritik yerlerde rol alması küresel siyasi gücünü arttırır. 

Örneğin, son dönemde Yunanistan’ın ABD’nin 52. Eyaleti durumuna gelmesiyle projede yer alan deniz yollarındaki pozisyonu Türkiye’ye geçebilir. Güzel. Ancak ülke olarak aklımızda tutmamız gereken konu, Çin’in bu yatırımları kendi ticari ağını genişletmek için yaptığıdır. Gelişen bu ağda kimin ürünleri satılacak? Üretenlerin. Türkiye bu projeye dahil olurken; mutlaka kendi üretimini planlamalı ve arttırmalı. Hangi sektörlerde dünya ile rekabete girebiliriz, bunun planlaması yapılıp o sektörlerdeki üretim gücü ve teknoloji yatırımı genişletilmeli. Bunu kamu yapacak. Hiçbir özel girişim böyle makro bir çalışmayı yapmaz. Özel girişim kamunun yol haritasına uyar. Aksi takdirde Çin’in ticari gücünü arttıracağı bu projede yine onlar ortak biz pazar durumu doğacaktır. Zaten bu planlama aklını 40 yıldır unuttuğumuz için, AB ve üçüncü ülkeler ile dış ticaretimizi, Gümrük Birliği gibi karar alınış mekanizmasında yer almadığımız ama kararları aynen uyguladığımız akıl dışı bir yapıya bağlamış durumdayız. Okuyucuya bir hatırlatma yapalım, 2008-2017 arasında AB ülkeleri ile dış ticaret açığımız 180 milyar dolarken, Çin ile de yine 180 milyar dolar civarında gerçekleşmiştir. 

TÜRKİYE'NİN YOL HARİTASI

Türkiye, bu rezerv para çalışmasına katılabilir. Burada söz konusu olan bir gücü-dolar- indirip yerine yeni bir gücü-Yuan- egemen kılmak değildir, ortak bir rezerv paradır. Zaten onun olamayacağını yukarıda ortaya koymuştuk. Bunun yanı sıra Şangay İşbirliği Örgütü ve BRICS ile ilişkileri geliştirmelidir. Türk Cumhuriyetleri ile kurulacak, ekonomik ve siyasal bir birliktelik 21. Yüzyıl ve devamına damgasını vuracaktır. Orta Asya bölgesinde söz sahibi ve bu dönem çıkarlarımızın denk düştüğü diğer ülke Rusya’dır. Göz ardı etmeye kalkmak, ABD’ye teslimiyeti arttırmaktır. Bu sloganı kullananlara bu gözle bakınız. Farkında olmadan bu sonuca hizmet etmektedirler. AB ile ticari ilişkilerimize Asya ile artacak işbirlikleri doğrultusunda yön vermek çıkarımızı maksimize edecek bir strateji olur.

Türkiye yıllık 200 milyar dolar dış finansman ihtiyacı sebebiyle şu anda sermaye kontrolü yapamaz. Spekülatif sermayeye kapıyı kapatamaz. Ancak mevcut ekonomik sistemle de varlığını koruyamaz! Yapmamız gereken ilk iş, bu dış finansman ihtiyacını yaratan dış ticaret açığını fazlaya döndürecek, sanayi, tarım ve teknoloji yatırımlarının planlamasıdır. Türkiye güçlü iç pazarı, oluşan yeni işbirlikleri ve Bir Kuşak Bir Yol gibi projelerde alabileceği kritik roller sebebiyle sanayi, tarım ve teknoloji yatırımlarına rahatlıkla dış finansman bulur. Özellikle Amerikan emperyalizmin yüklendiği Ortadoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde Fırat ve Dicle’den çıkan suların kontrolü, verimli kullanılması ve çorak topraklarımızın suyla buluşturulması tarım sektöründeki planlamanın en önemli alt bileşenlerinden birisi olacaktır. Sanayide, küresel ölçekte üretim yapabilecek entegre dev petro-kimya tesisi, demir-çelik üretimi ve silah sanayi kritik önemdedir. Türk özel sektörünün büyük temsilcisi TÜSİAD yetkilileri de böylece sürekli spekülatif sermayeye göz kırpan açıklamalar yapmaktan, çok uluslu şirketlerine taşeron hizmeti vermekten kurtulup, adını sık andıkları Mustafa Kemal Atatürk’e layık birer ulusal sanayici haline gelebilirler. Yapmamız gereken bu ilk işleri başarıyla tamamlayabilirsek ikincisi ve üçüncüsü ardından gelir. Türkiye hak ettiği gibi dünyanın en güçlü ülkelerinden birisi haline gelir.