Bir psikopatın portresi

Bir psikopatın portresi

Fetullah Gülen, tarihin gördüğü ve göreceği en azılı psikopatlardandır.

Kendi otobiyografik yazılarından birkaç örnek vererek kişilik çözümlemesini felsefeden yararlanarak sergileyeceğim. Ama önce Veryansın Tv okuyucuları için birkaç nokta üzerinde durmak istiyorum.

Fetullah’ın görünen kukla olarak başında bulunduğu Fetö’nün siyasi ayağı tartışmaları sürerken ben dini ayağını deşifre etmeye bu yazı ile başlıyorum. Dinin siyasallaşmasının kökeninde, Fetö’nün başını çektiği din istismarı ve dış-kaynaklı dincilik vardır. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Fetö’ye karşı yürütülmekte olan mücadelenin daha etkin ve kalıcı bir mücadeleye dönüşmesi için, en az siyasi ayağı kadar dini ayağının bilinmesi ve ona göre dini alanda önlemler alınması zorunludur. Siyasal alandaki Fetö varlığı, etkinliğini ve hala devam ettirmeye çalıştığı gelecek umudunu sürdürmek için, tabana yaydığı dini çarpıtmaları ve yanıltmacaları, bir meşruiyet zemini olarak kullanmaktadır. Suyun başı dindir. Bu örgüt, tabandan tavana etkisini artırmak için, dini referansları ısrarla ve sistematik olarak kullanmakta ve hala kendisini bir terör örgütü değil, ‘dini bir topluluk’ gibi göstermekten vazgeçmemektedir. Bence izole edilmiş bir siyasi ayak değil, tabana hala umut ve gelecek vadeden, denetleyip yönlendiren kitlesel bir gücün ‘dokunulması beklenen’ güçlü bir ayak söz konusudur. Bu ayak, tüm ayakların çatısıdır, köküdür, aslıdır.

Bu gücü tepeden kırmak, yargının ve siyasetin görevidir, ancak kökten kurutmak Türk aydınlarının görevidir. İşte siyasi ya da ekonomik, sosyal ya da kültürel hangi Fetö ayağı olursa olsun, bu sütunları dayandırdıkları en önemli temel olan dini ayağını ‘kırmak’, şeytani oyunlarını bozmaya dipten başlamak, örgütün içeriden beslendiği biricik gerekçenin İslam dini ile taban tabana ters düştüğünü göstermek gerekmektedir.

Bu yazıda Fetullah’ın psikopatolojik kişilik yapısını kendi açıklamalarına dayanarak tartışacağım. Sonraki yazılarımda ise, meşruiyetini devşirdikleri dini dayanaklarını eleştireceğim.

Ama önce bu örgütün elebaşının nasıl bir kişilik özellikleri taşıdığını inceleyelim.

Fetullah kendi ağzından çocukluğunu şöyle anlatıyor, bakalım:

Dikkatleri üzerime çekmeye aşırı düşkünlüm vardı. Hatta bazen sırf dikkat çekmek için minareye çıkar, şerefesinde yürürdüm. İnsanların beni korku içinde seyretmeleri hoşuma giderdi. Yine bazen sırf dikkat çekmek için elbisemi ters giyer, çarşıda öyle gezerdim. Herkes bana tuhaf tuhaf bakardı; bu hal hoşuma giderdi… Çarşı içinde dolaşırken elime bir taş alır, uzaktan taşı bir polisin kafasına atardım. Adam başına yediği taş darbesiyle neye uğradığını bilemez haldeyken hemen herkesten önce koşturur, yüksek sesle bağırarak kim attı bu taşı falan diyerek bağırırdım. Sesimi duyanlar polisin başına üşüşür, her kafadan bir ses çıkar, ortalık curcunaya dönerdi. Ben bir kenara çekilir, onların bu haline gülerdim”.1

15 Temmuz vahşetini ve alçaklığını bu sözlerinde bütün açıklığıyla görmek mümkündür.

Bu sözleri dikkatle okuyalım ve üzerinde düşünelim. Psikopat bir kişiliğin açıkça dışa vurmuş ifadesi olan bu sözler, Fetullah’ın nasıl bir din ve insanlık düşmanı olduğunu; bundan da tarifsiz haz aldığını göstermektedir. Psikopat olarak Fetullah, daha çocukluğunda bu özellikleri taşımaktadır.

Bu sözleri ışığında psikopat Fetullah nasıl bir kişiliktir?

Yüzeysel çekicilik, onu göz önünde bulunmaya ve kendini gösterme saplantısına düşürüyor. Aynı zamanda dikkat çekici derecede zeki olduğunu kaydedelim. Bu davranışları güvenilmez tutuma sahip olduğuna işaret ediyor. Hilekâr, kalpazan, kumpasçı, samimiyetsiz, bozguncu olup normal insanların utanacağı ve sonunda pişman olacağı her kötülüğü yapabilen, bundan da asla pişmanlık ya da utangaçlık duymayan bir kişilik bozukluğunu görüyoruz.

Kumpasçı psikopatolojik kişilik, Ergenekon kumpaslarının, onu hala destekleyenlerin ve ‘acaba yine gücünü gösterip de bizi himayesine alır mı’ diye bekleyenlerin karanlık öznesidir.

Davranışları genellikle anti-sosyal olduğu için bunları hiçbir gerekçeye dayandırmak zorunluluğu hissetmez. Yargı ve değerlendirme zafiyeti olduğu için yaptıkları hakkında herhangi bir gözden geçirme ihtiyacı duymaz.

Hastalıklı ben-merkezcilik ve sevme beceriksizliği, Feto’nun (Fetullah’ın kısaltılmışı) sekiz çocuklu bir ailede ikinci büyük çocuk olup anne ve babasından yeterince ilgi ve sevgi görmemesinden kaynaklanıyor olabilir. Zaten doğrudan veya dolaylı biyografik yazılarında, bu noktaya ima eder. Ben-merkezcilik, patolojik düzeye çıktığı zaman, başkalarını kendine bağlı, hizmet ehli, köle ya da mürit olarak görür. Köken aldığı Nurculuk da aynı patolojik kişilikteki Said’in eseri olduğu için, Feto, bu kirli tecrübeyi hastalıklı kişiliği ile kolayca telif edebilmiştir.

Feto’nun duygusal reaksiyonları eksiktir; hatta yok denecek kadar azdır. Empati yapabilecek duygusal hiçbir derinliği ve duyarlılığı yoktur. Bu nedenle, normal kişilerle duygudaşlık kurması ve sağlıklı iletişimde bulunması mümkün değildir. Bunun yerine, kendi ben’ini merkeze yerleştirip iletişimi karşıdan bekler ama bunu tek yanlı olarak egosunda yitip gitmiş müritleri aracılığıyla gerçekleştirir. Sezgisel aklı gelişmemiş; zeki ama düz bir mantık yapısına sahiptir.

Alkol, uyuşturucu madde veya benzeri dışarıdan alınan çeşitli maddelerin etkisi altında bu tip patolojik davranışlar sergilenebilmektedir. Feto, patolojik özellikteki eylem ve davranışlarını çocukluğundan beri ısrar ve istikrarla sürdürmesini, dışarıdan aldığı şu ya da bu uyuşturucu maddelere borçlu olabilir.

Sağlıksız, dengesiz ve herhangi bir anlamı olmayan cinsel yaşam da bu psikopatın temel karakteristiklerinden sayılır. Yaşamı boyunca evlenmemesi, bu durumunu fedakarlık olarak lanse etmesi ve hatta övünmesi, normal insanlardan farklı olduğunu kanıtlama çabası olarak gözlemlenmektedir.

Feto etkileyici, ikna edici ve yönlendirici bir hitabet yeteneğine sahip olmak yanında İslam ilimlerinde ortalamanın üstünde bir bilgi ve birikime sahiptir. Ancak bu iki özelliğini, dinden devşirdiği meşruiyet zeminde buluşturarak öncelikle sağ kesimin, bunun yanında bir kısım sol kesimin kendi ideolojisine sempati ile bakmasını sağlamıştır. Bu sempati, ilerleyen süreçte tam anlamıyla şahsına körü körüne bağlılığı, ölümüne güveni ve inanmayı beraberinde getirmiştir.

Şişirilmiş ego ve özsaygı, sürekli uyarıcılarla beslenmiştir. Bu uyarıcıların iyi ya da kötü olması fark etmez. Egosunu besleyen her türlü dış uyaran, bağlılarının bağlılıklarını perçinlemekte; sempati duyanları da zamanla kendine bağlı hale getirmektedir.

Feto, din adına patolojik yalanlar söylemektedir. Çok iyi bildiği din ilimlerini, bu patolojik yalanlarının inandırıcılık oranını artırmak için çarpıtarak seferber etmektedir. Din, onun en yakıcı ve yıkıcı patolojik yalanıdır. Yalandır çünkü herkesi her şeyi egosentrik (ben-merkezci) amaçları uğruna kullanmakta hiçbir beis görmez; din adına bildiği her şeyi, işte bu nedenle yalana dönüştürür. Her davranışı manipülatif olduğu gibi, zararlıdır da. Duyguları yüzeysel, sığ ve yanıltıcıdır. Zulüm ona göre sıradan hatta gerekli bir stratejik davranış özelliği taşır. Bir psikopat için zulüm ve işkence, öldürmek ve yok etmek, sıradan, normal ve hatta kendi egosu için gerekli bir yöntemdir. Çünkü davranışlarını denetleyecek durumda değildir. Özgür kişiliği olmadığı için sorumluluk duygusu da taşımaz.

Psikopat Feto, bağlıları ve sempatizanları sayesinde paraziter bir yaşam sürmeyi ilke edinmiştir. Çalışmak, yorulmak, emek vermek onun yaşam anlayışında yer almaz.2

Blackburn psikopatları dört alt türe ayırır. Feto, “dürtüsel, agresif, düşmanca davranan, dışa dönük, kendinden emin ve sosyal olarak endişeli olmayan kişilik bozuklukları ilk kategoride yer alır. Bu grup patolojik narsist kişilerden oluşur. Feto, işte bu ilk grup psikopatlar içindedir.

Psikopatolojik Feto analizinden sonra etik analize geçelim:

Feto çocukluğunu anlattığı bu ifadelerinde alçakgönüllülük maskesine sığınarak küstah ve kibirli bir tavır sergiler. Kerameti kendinden menkul Feto, kendisini özel, seçilmiş ve mükemmel görür. Büyü, efsun, mucize ve gaybi haberlere ve güce sahip olduğuna inanır, inandırır. En çok saygı, ilgi, hayranlık ve övülmeye ihtiyaç duyar; bunlar olmazsa hırçınlaşır; çözümü intikamda arar.

Başta çevresindekiler olmak üzere, herkesin eksikliklerini arar; zayıf ve güçsüz yönlerini istismar ederek onları ’kusursuz’, ‘Tanrıyla konuşabilen’, ‘ilahi sıfatlara sahip’ egosuna bağlar. Kimin ne yaptığını, nerede ve nasıl olduğunu inceden inceye araştırır, kayıt tutar ve yeri geldiğinde bu verileri kullanır. Ergenekon kumpasları, soruların çalınması, yargıyı felç etmesi ve her türlü kutsalı hiçbir kural tanımadan istismar etmesi bu nedenledir. Soğuk, duygusuz, aldırmaz kişilikte olduğu için, başkalarının acı ve üzüntülerinden etkilenmez. Hatta zevk alır. Kendini başka insanlardan, en yakınlarından ve hatta ailesinden bile duygu ve düşünce bakımından yalıtır; uzak durur.3

Nurcu Said’in ve onun Risalelerinin takipçisi ve yoldaşı olduğunu her fırsatta söyleyen Feto, sadece kendi psikopatlığı ile kalmamış; referans verdiği sözde-dini kökenden epeyce beslenmiştir. Medeniyetler yaratan İslam dini ve koskoca ülke halkıyla birlikte bir psikopat-narsist’e ve en az onun kadar psikopat olan bağlılarına kurban gitmekten son anda kurtulmuştur ama dini ayağı hala deşifre edilmeyi beklemektedir.

Bunun için sonraki yazılarımı takip ediniz.

1 Aktaran: Latif Erdoğan, (Sözcü gazetesi, Latif Erdoğan’la Söyleşi, 09.08.2016-Gülen Yapılanması 15 Temmuz’a Giden Süreçte FETÖ’nün Analizi ve Tavsiyeler,Hazırlayanlar: M.Ali Büyükkara ve Diğerleri, İsam yayınları, TDVY,İst. 2017, s.34).

2 Psikopatolog Balckburn’ün psikopat kişilikler için yaptığı detaylı çözümleme hakkında bkz. Comprehensive Handbook of Psychopathology, Third Edition, Edt. By. Patricia B. Sutker and Henriy E. Adams, Kluwer AcademicPublishers, N.Y, 2001, ss. 450 ve devamı.

3 Bkz. Gülen Yapılanması 15 Temmuz’a Giden Süreçte FETÖ’nün Analizi ve Tavsiyeler,Hazırlayanlar: M.Ali Büyükkara ve Diğerleri, İsam yayınları, TDVY, İst. 2017, ss. 34-40.