Bir totaliter rejime dönüşün dramatik hikâyesi

Bir totaliter rejime dönüşün dramatik hikâyesi

Kendi adıma konuşmak istiyorum. Samimi bir yürek ve saf bir dille yazmaya çalışıyorum. Mesleğimde insanlığın bin bir halini gördüm. Saldırganlıktan tutun da minnettarlığa kadar değişen geniş bir spektrumda tüm duygularla tanıştım. Gördüklerim şunlardı. İnsan yerine konulmadığını düşünen insanlar saldırganlaşıyorlardı. Hastalığını, acizliğini paylaştığımda minnet duyuyorlardı. Sağlıkta Değişim Programıyla (SDP) birlikte insanlar popülist siyasi kültüre teslim oldular. Siyaset onlara muhbirci, ihbarcı bir insan profili çiziyordu ve onlar da kendi sınıfından insanlara saldırmakta, burun kıvırmakta, horlamakta bir sakınca görmüyorlardı. Siyasi popülizmin onlara çizdiği insan profili züppelikti. Birçokları bu rolün hakkını vermekte hiç de zorlanmıyordu.

Gelgelelim bugüne! Bugün insanlığın gözünde okuduğum yegane duygu KORKU. İnsanlar korku duygusunun altında ezilmişler. Niye? Covid varmış; pandemi olmuş. Tevekküllü kesim olayları kendi haline bırakmış ve bu onların yaşam prensibi olduğu için her şey eşyanın tabiatına uygun. Ancak kendini eğitimli diyerek lanse eden adamlar ağzında maskeyle dolaşıyorlar. Cebinden, çantasından çıkardıkları artık bir bakteri yuvasına dönüşmüş maskeleri ağızlarına geçirmekte sakınca görmüyorlar. İnsanlıkları da bitmiş! Bu insanların bir dostuna, bir komşusuna, bir arkadaşına su vermek için sokağa çıkmaktan dahi imtina ettiklerini gördüğümde kahroluyorum. İster istemez biz bu adamlarla mı insanlıkta, yönetimde devrim yapacağız diye düşünüyorum. Ne yazık ki devrimin önünde koca bir engelimiz var! İNSANLIK!

Franklin D. Roosvelt’in meşhur bir sözü vardır. Derki: “Korktuğumuz şey, korkunun kendisidir”. Muhteşem bir tespit! İnsanı çok iyi tanıyor. Biliyor ki korku insanları kuşattığında insanlık haklarından kolayca vazgeçebilir. Totaliter bir rejime eyvallah da diyebilir; arkadaşını da satabilir. Bugün insanlığın yegane korkusu ne kılıç, ne bomba. Bugünün dünyasında totaliter bir rejime evrilmek için geçerli tek akçe global pandemi! Nasıl da biliyorlar insanın içindeki korkak tavşanı, sinmiş fareyi…

Bugün geçmişin tiranları değişti. Tiranlık yöntemleri de değişti. Yöntem TEKNOLOJİ. Takip et, iz sür, yakala, kontrol et, manüple et, bin kafasına! Hepimiz elektronik cihazların, kablosuz telleriyle önce birbirimize, sonra merkezi hükümete sonra da küresel çetelere bağlandık.

İnsanlar ölüyormuş, biz de ölebilirmişiz! Öleceğiz kardeşim, insan ölümlü! Kimimiz açlıktan, kimimiz insansızlıktan, kimimiz hastalıktan, kimimiz bombalardan ölmüyor muyduk zati! Bu sefer virüsten ölecekmişiz. Ölümü klasifiye etmenin yaşarken sana faydası ne? Ya da insanlığa! Ha bombaya ölmüşsün, ha da virüsle. Haklarını teslim etmenin gereği ne? Yaşarken ölmüşsün zati. Ruhun bedeninden utanmış, kaçmış! Bir et ve kemik yığını gibi dolaşıyorsun ortada! Görmüyor musun adamlar bir tiranlık kuruyor!    

Diyeceksiniz ki hastalık da mı yok! Hiç öyle bir şey söylemedim. Eyvallah bir hastalık var! Ancak bir de HİSTERİ var. Histeri ağır bir enfeksiyon türü. Kardeşim dur da bir sorsana. Ya bu virüsün tedavisi hastalığın kendisinden daha ağırsa ne olacak diye! Yok abi soran! Yecuc mecuc kavminin tiranlarından tut da Amerikan conisinin her sözüne inan, eğ başını, uzat kolunu, öde parayı, yarın Allah kerim, öteki güne bakarız… Bu mu insanlığın birikimi? Peh Peh…

Alman Corona Sorgulama Komitesi başkanı Dr. Reiner Fuellmich bakın ne diyor: “Tarihin en büyük sınıfsal kontrol yasalarını hazırlıyorlar. Bilim adamları, avukatlar, tıp adamları, akademisyenler kasten bir Covid-19 korkusu pompalıyorlar. İnsanlığın birikimini harcayacaklar. Hükümetler artık faşist totaliter rejimlere dönüşecek”.

Geçmiş yıllarda, bioterörizm ve virüsler insanlığın en ciddi tehlikelerinden birisi olarak tanımlandı. Pandemiler için yatırım yapan ve aşı üreten Bill Gates, yıllardır öldürücü bir hastalığın başlayacağı korkusunu insanlığa empoze etti. 2015 yılında aynen şöyle dedi: “İnsanlığın gelecekte en büyük tehlikesi yüksek bulaşıcılık özelliği olan virüsler olacaktır ancak bizler hazır değiliz”. 2017’de milyonların biyolojik silahlarla öldürüleceğini tahmin etti. Bakın şöyle dedi: “Gelecek epidemi, smallpox virüslerin genetik mühendislikle yaratılmış sentetik versiyonları veya öldürücü süper bulaşıcı grip virüslerinin bazı türlerinin terörist amaçla kullanılmasıyla oluşacak”.

Çok kısa süre sonra tam Kasım 2019 tarihinde Event 201 adıyla Johns Hopkins Halk Sağlığı Merkezi ve Dünya Ekonomik Forum işbirliğinde bir pandemi hazırlığı paneli gerçekleştirildi. Ne tesadüftür ki tam on hafta sonra gelişecek Covid-19 pandemisi başladı ve insanlık bu akla şapka çıkarıp “pes” dedi. Naifçe kolunu uzattı. Kolunu uzatırken sıranın kafasına geleceğini tahmin dahi edemedi; öngöremedi.

Düşünebiliyor musunuz? Elin adamı pandemi olacağını tahmin edebiliyor ancak bizi akademisyenlerimiz bile “Hayırdır la, müneccim misin; Tanrı mısın?” diye sormayı akıl edemiyor. Yoksa biliyor da tiranların köpekliğini mi yapıyor?  

Uzun uzun yazdım. Ben sizden atla deve istemiyorum. Kaldıysa eğer en temel içgüdülerinizi harekete geçirin diyorum. Nedir? İnsanlık, insani duruş! Nasıl yapacaksınız? Size, geleceğinize, hayatınıza, özel hayatınıza, çocuğunuza, torununuza uzanan elleri kırarak! Ülkemin tam göbeğine kurulan, dokunulmazlık verilen tiranlık merkezlerini yıkarak!