‘Birkaç tane’ adam ve devlet… Erdoğan 2 yıldır kimle görüşmüyor?

‘Birkaç tane’ adam ve devlet…  Erdoğan 2 yıldır kimle görüşmüyor?

Ülkede her geleneğe darbe vurulduğu gibi, “devlet günü” görüşmelerine de darbe vuruldu.

“Devlet” algısı iyice tartışılır oldu.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine girildiğinden bu yana, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, tek başına istediği gibi yönetiyor devleti.

Yardımcıları da Cumhurbaşkanlığı kurulları…

Kurulların üyelerinin bazılarının FETÖ’yü yıllarca övmüş kişilerden oluştuğunu da söylemeden geçmeyelim.

Şöyle bir düşünün…

Soru şu:

Siz 2016 yılından bu güne kadar hiçbir AKP’li milletvekilinin Türkiye’ye “büyük hizmet” denilebilecek bir yarar sağladığını hatırlıyor musunuz?

“Büyük hizmeti” hatırlayamadınız, peki “küçük bir hizmeti” hatırladınız mı?

Mesela Bülent Arınç’ın oğlu Mücahit Arınç.

Sosyal medya hesabına bakın…

Erdoğan’ın tüm konuşmalarında yerini almış, kendisinin gezdiği yerlerin fotoğrafını paylaşmış, kendisine gelen ziyaretçilerle fotoğraf çektirmiş, parti büyüklerini ziyaret etmiş…

Mesela hiçbir önemli günü kaçırmamış. Rauf Denktaş’ı anmış, gaziler gününü kutlamış, başarılı sporcularımızı tebrik etmiş, şehitlerimizi yâd etmiş…

Allah var, hakkını yemeyelim, Bütçe görüşmelerinde TBMM Genel Kurul’unda arkadaşlarıyla fotoğrafları var.

Zaten orada da yaptığı, el kaldırmak.

Saatlerce görüşmelerin bitmesini beklemek ve bir küçük konuşma yapmak ve elini kaldırıp indirmek kendisini çok yormuş olmalı.

Mücahit Arınç sadece bir örnek!

Hangi vekil öyle değil ki?

Yaptıkları belli…

İhale peşinde koşmak, CHP’ye tepki göstermek, Erdoğan’ı övmek, Genel Kurul’da el kaldırmak, Meclis koridorlarında dedikodu yapmak, çakarlı araçlarıyla Ankara caddelerinde üstünlük sağlamak, ziyaretçi ağırlamak, ziyarete gitmek, yemek yemek, yemek vermek, kendilerine yakın kişilere iş bulmak…

Ha, bir de en iyi bildikleri, haksızlık karşısında susmak!

Bu ülkeye bu millete “el kaldırmak” dışında ne hizmetiniz oldu bir söyler misiniz?

Hepinizi toplasak, 1 yıllık Veryansın Tv’nin bu millete daha fazla hizmeti olduğunu düşünüyorum.

Zamanım olsa ispatlarım. Ama konumuz bu değil.

***

Şimdi gelelim asıl konuşulması gerekene…

Türkiye, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın dün söylediği “Libya’da birkaç tane şehidimiz var” sözünü konuşuyor.

Bu cümleyi bir devlet başkanı nasıl kullanabilir?

Şehit “tane” ile sayılmaz!

Bırakın şehidi, insan tane ile sayılmaz…

Hem nedir, “birkaç”?

Şehidin sayısı mıdır olayı büyülten ya da küçülten?

Şehitlerin isimleri açıklanmadı…

Şimdi bir gerçeği söyleyelim. Bu şehitlerin varlığından gazeteciler olarak haberdardık.

4 gün önceden…

Devlet açıklamadı, saklandı.

Neden olduğunu araştırdık. Bulduk da…

Şehitler orada başka görevle gitmiş olan kahramanlarımızdı. O nedenle isimlerinin söylenmesi uygun düşmedi.

Olabilir, kabul edilebilir…

Ama…

***

Devletin ne hale geldiğini işte şimdi anlatacağım saçmalıklar dizisi gösterecek.

Libya’da…

4 gün önce Hafter yanlıları bir saldırı yapıyor.

Saldırıya maruz kalan, içinde mühimmat bulunduğu iddia edilen bir Türk gemisi…

Arap basınına bu haber düşüyor.

Türk basınına da düşüyor, ancak iddia diye.

Orada hiçbir Türk gazeteci olmamış olacak ki (!) bu olayı gören olmuyor.

Bu iddia iki gün önce yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’a soruluyor.

Kalın, “Bir taciz atışı oldu. İsabetsiz bir atıştı. Derhal misliyle ve fazlasıyla karşılık verildi. Biz karşılık verdikten sonra durum son derece sakin” dedi.

Bu cümle yetmemiş olacak ki, Birleşmiş Milletler nezdinde meşru Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) bağlı Libya Limanlar Müdürlüğü, roketlerle vurulan başkent Trablus’taki limanda herhangi bir Türk gemisinin olmadığını açıkladı.

Bu da yetmedi, bölgede Türkiye’nin bir mühimmat deposunun olmadığı vurgulandı.

Sonra ortaya görüntüler çıktı.

Bir gemi, Trablus limanında ve üzerinden dumanlar çıkıyor…

Öğreniyoruz ki, şehitlerimizin gelmesine neden olan buradaki saldırı. Doğru değilse, bir açıklama yapmalılar.

Nihayetinde de Erdoğan açıklıyor, “Libya’da birkaç tane şehidimiz var” diye.

Kalın’a göre, “limanda gemimiz var, saldırı oldu ama isabet almadı”.

Gazetecilerimiz, “bilmiyoruz, iddia”…

Libya Limanlar Müdürlüğü, “Orada Türk gemisi yok.”

Libya hükümeti, “Orada mühimmat yok.”

Devlete bakın…

Devlet yoksa bize alenen yalan mı söylüyor?

Açıklamamak başka bir şey, yalan söylemek başka bir şey. Bu millet devletine güvenmeyecek de neye güvenecek?

Söylemek sıkıntı doğuracaksa, bu anlayışla karşılanır. Tamam.

Madem sessiz kalındı, söylenmedi, Erdoğan neden çıkıp da şimdi Libya’da şehitlerimizin olduğunu açıkladı?

Tamam, tüm bunları da anladık diyelim.

Libya’da şehit verdiğimiz ve bunun açıklamasının yapıldığı günlerde, Dışişleri Bakanlığı İkili Siyasi İşler ve Denizcilik-Havacılık-Hudut Genel Müdürü Büyükelçi Çağatay Erciyes ABD’deydi.

Bir konferansta, Akdeniz’deki enerji konusuna ilişkin konuşma yapıyordu.

Erciyes, akıllara zarar bir ifade kullandı:

“Kişisel olarak deniz sınırdaşlığı olduğunu düşünmüyorum. Türkiye ve İsrail arasında deniz sınırı olduğunu düşünmüyorum.”

Bu cümle, Türk dış politikasını adeta yerle bir eden bir söz!

Erciyes’in bu sözüne göre, Türkiye ile Libya arasında da bir deniz sınırdaşlığı olmadığı anlamı çıkıyor.

O zaman da Libya ile yapılan “Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması” anlaşması da çöpe atılmış oluyor.

Peki Mehmetçik neden Libya’da?

UMH ile yapılan mutabakatı canı pahasına korumak için.

Şehitlerimiz neden canlarını verdi?

Bu anlaşmanın iptal edilmemesi için…

Peki sorumlu bir Türk diplomat, ABD’de böyle bir söz söyleyebilir mi? Ya da “kişisel görüş”ünü paylaşabilir mi? Dışişleri Bakanlığını temsilen gidiyorsun ve orada Türk devletinin bir politikasına karşı bambaşka bir politikayı savunabiliyorsun…

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun sınıf arkadaşı Erciyes, devlet terbiyesini en iyi bilen kişilerden biri değil mi?

Bu nasıl olabiliyor?

FETÖ’cüler de bu açıklamayla Türkiye’nin dış politikasında ikili tavrını göbek atarak kutluyor.

Bu nasıl devlet anlayışı anlamak mümkün değil!

***

Erdoğan’ın konuşmasına dönelim.

Cumhurbaşkanı anlamakta güçlük çektiğim bir cümle daha söyledi. Aynı cümleyi 7 Şubat’ta da sarf etmişti:

“Şehitler tepesi boş kalmayacak.”

Ne demek istiyor olabilir Erdoğan burada?

“Daha çooook şehitler gelecek” iması mı yapıyor?

Biri açıklarsa bu cümleyi sanırım iyi olacak.

***

Gelelim, yerle bir edilen “devlet günü” geleneğine…

Devlet gününde eskiden Cumhurbaşkanı her Perşembe günü, önce Başbakan, gerekirse bakanlar, ardından Genelkurmay Başkanı ve Milli İstihbarat Teşkilatı başkanı (eskiden müsteşar) ile görüşürdü.

Olan bitenlere ilişkin bilgi alırdı.

Şimdi ise cumhurbaşkanı istediği zaman istediği kişiyle görüşebiliyor.

Ancak bir kişiyle iki yıldan fazladır birebir görüşmüyor.

Genelkurmay Başkanı…

Evet, yanlış okumadınız, Milli Savunma Bakanı, Hulusi Akar olduğu günden bugüne kadar bir kez bile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler bir araya gelmedi.

Bir kez resmi bir görüşme görünüyor, onda da Orgeneral Güler yalnız değil.

Yanında Hulusi Akar var.

Genelkurmay Başkanlığının yetkileri açık.

İsterse Cumhurbaşkanı Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarından doğrudan bilgi alabilir, doğrudan emir verebilir…

Ama yapmıyor.

Bakın şaka değil, Cumhurbaşkanının RTÜK başkanından tutun, Diyanet İşleri Başkanına kadar görüşmediği başkanlık yok.

Peki neden Genelkurmay Başkanıyla ya da Kuvvet Komutanlarıyla hiç görüşmüyor?

Belki o komutanlarımız farklı şeyler söylerler.

Ve öyle ki, “Genelkurmay Başkanı Cumhurbaşkanı namına Silahlı Kuvvetlerin komutanıdır. Genelkurmay Başkanı savaşta başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanı namına yerine getirir.”

10 Temmuz 2018’den bu yana, Cumhurbaşkanlığında Genelkurmay’ın adı yok.

Ancak bir gerçek var.

İdlib politikasından asker rahatsız.

Peki bunu dile getirebiliyor mu?

Hayır.

Devletin başı, devletin en önemli kurumlarından birinin tutumunu biliyor mu sizce?

Her tarafta savaştayız. Ani bir kararla bitmek bilmeyen bir sıcak çatışmaya dahi girebiliriz…

Peki Erdoğan’ın kaç askeri danışmanı var?

Mesela Adnan Tanrıverdi vardı. SADAT’çı…

Ayrıldı.

Başka?

Başka yok!

Neredeyse en az 5 cephede savaşıyoruz ama devleti yöneten kişinin askeri danışmanı yok…

Şaka gibi değil mi?

Tek bir askeri destekçisi var, o da bakan.

Dolayısıyla o ne derse o!

İşte size devlet!