Boğaziçi şen gönüller yatağı

Boğaziçi şen gönüller yatağı

Boğaziçi Üniversitesi'ne kayyum-rektör atanması öğrenci ve akademisyenlerince protesto edildi, ediliyor.

Nerede, insanı ve doğayı aşağılayıcı, üstünüzde baskı kurup dayatan, ben yaptım oldu diyen, haksızlığa suistimale yolsuzluğa eşitsizliklere karşı bir haykırış bir eylem bir yürüyüş bir protesto var, düşünmeksizin o eylemin yanındayız.

Çünkü köle değil köpek değiliz kimsenin kulu uşağı marabası hiç değiliz, yasalar hepimizi eşit kılıyor ve bir çok yasa da içinde yaşadığımız kurumlara özerk yönetim hakları vermiş.

Tabii ki her eylemde olduğu gibi terör örgütleri barışcıl eylemin içine sızıyor ve eylemi maksatından saptırıyor. Artık bu 'sızmaları' çok iyi tanıyoruz. Bazen eylemi kırmak için şiddet unsuru terör örgütlerini eyleme bizatihi polis sokuyor. Sonra sabah evlerinden masum çocuklar tek tek toplanıyor, bazen de gerçekten bu teröristler toplanıyor. Tabii böylelikle eylem ana maksadından sapmış, halkın gözüne bir terör zannı şüphesi yerleştirilmiş olup eylem de 'kırılmış' oluyor.

Aydınlar ve medya araya sızan bu terör örgütlerinin bir çuval inciri berbat edeceğini gayet iyi bilirler ve ama ne yapsınlar-ne yapalım, hak arama eylemini ilkesel olarak da desteklemek zorundayız! Çünkü dövülüp aşağılanıp dışlanırken bir insan sesi bir ahh olsun haykırabilmeliyiz.

Ve siyasi bir eylem/protesto keyfi yönetimler karşısında kitleler için hayati önemdedir hatta protestonun kendisinden dahi büyük anlamları vardır.

Bakın, Ortaçağ'da değiliz ve Kara Veba günleri de yaşamıyoruz ama korkularımız Ortaçağ ve Kara Veba'dan farksız ve daha büyük, neden?

Çünkü büyük felaketlere rağmen keyfi buyurganlık padişahlık saray tek adam yönetimi yerli yerinde duruyor.

Bu büyük 'korkuyu gidermek' için ne yapmalıyız?

Ya da en iyi korku giderici Ortaçağ'da olduğu gibi dine sığınmak mı yoksa modern çağlarda olduğu gibi bilime sığınmak mı, siyasete mi medyaya mı, büyük korkularımızı başka nasıl aşabilmeliyiz!

Korku giderici, ne dindir ne bilim, korku giderici 'dayanışmadır', birbirimize güvendir.

Zygmunt Bauman, Akışkan Korku'da şöyle der: Titanik'in buzdağına çarptığından habersiz lüx sınıf yolcuları büyük salonda coşkun bir müzik sesiyle dans ediyorlardı, hatta, geminin bir ucu suya batıncaya kadar felaketten habersizdiler.

Hayatımızda 'buzdağları' o kadar çoğaldı ki Pandemi buzdağı, tarikatlar buzdağı, IŞİD buzdağı, PKK buzdağı, dolar-borsa buzdağı, açılım-hendek buzdağı, FETÖ buzdağı, gladyo buzdağı, gladyonun tanzim ettiği yeni CHP ve İyi Parti buzdağı, saray ve müteahhitleri buzdağı, saray ve tarikatları buzdağı, Diyanet buzdağı, vs. hepsine ayrı ayrı çarpıp sulara gömülüyoruz. Tekrar sandallara ve bir kaç aya kalmadan bindiğimiz yeni gemi yeniden başka bir buzdağına, bir daha habire sulara gömülüyoruz.

Bu buzdağına çarpma hikayesi, Boğaziçili akademisyenlerin bildirisini okuyunca, aklıma düştü: PKK'yla elli bine yakın insanımız öldü, buzdağından habersiz öğretim görevlileri öğrenciler halay çekiyordu.

FETÖ ülkenin hukukunu meclisini işgal etti, öğretim görevlileri öğrencileriyle aynı halayı çekiyordu.

Hayat dediğin nedir, kam almak, on yıl boyunca öğretim görevlileri FETÖ'nün ekranlarına çıktılar, Kemalizme cumhuriyeti zayıflatmak aşağılamak çürütmek yok etmek için söylemedik laf bırakmadılar, çok neşeliydiler, Cumhuriyet'in ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin on uzun yıl süren operasyonlarla işgal sürecini yüksek adrenalin salgılayarak izlediler. Nasıl heyecanlıydılar, soylu komutanlar tutuklanırken ekranlardan kahkahalar atıyorlardı, “Daha karpuz kesecektik” manşetli Taraf gazetesi üniversitelerinde festival eşliğinde okunuyor elden ele meşale gibi geziyordu.

Ve sonunda sümüklü bir mehdi ülkeyi topyekün teslim aldı ve bu ülkenin Mülkiyesi, Hukuk'u, ODTÜ'sü, vs. kalkıp özgürlüklere bağımsızlığa ve cumhuriyete sahip çıkan tek laf etmedi, yani böyle bir bildiriyi koca Cumhuriyet yıkılırken yazıp-yayınlamayı ülkemize ve hepimize 'zül' gördüler!

Oysa çok bekledik!

Akademiler kendilerini var eden Cumhuriyet'e sahip çıkarlar diye.

Beş yıl bekledik, on yıl bekledik, yirmi yıl bekledik, hala bekliyoruz!

Ancak ne olursa olsun dünkü bildirinin her cümlesi hepimiz için hayati önemde, şeksiz şüphesiz destekliyorum, kurumsal özerklik, bilimsel özgürlük, kendi kararlarını kendi alan bir üniversite, her cümlesi hepimizin olmazsa olmazı...

Bir yazar aydın zaten bu büyük idealler için vardır!

Torpil, kayırma ve üstelik liyakat sorunu olan biri, üniversiteye atanınca öğretim görevlileri ayağa kalktı ve ne kadar soylu bir başkaldırı!

İşte tam da aradığımız bilimadamı haykırışı!

Oysa, Cumhuriyetin Yargıtay'ı Sayıştay'ı Danıştay'ı Silahlı Kuvvetleri, yüksek yargı organları, üniversiteleri, hakimleri, sümüklü bir “Mehdi”nin eline geçerken şimdi (dün akşam) Habertürk ekranından bize bilimsel kurumsal özgürlük diye maval okuyan hocamız dahil alayı sessiz kaldılar.

Cumhuriyet yıkılıp tarikatların eline geçirilirken davul zurna eşliğinde halay çekiyorlardı!

Tarikatlar, Saray, İslamcı burjuva, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin şirketleri kurumları madenleri yasaları hukuku topyekün tarihten bugüne kazandığı biriktirdiği varlıklarının tümüne 'ganimet' gözüyle bakarken, üniversiteler ve elemanları böyle bir bildiri yayınlayamadılar, aksine, Cumhuriyeti, Tek Parti dönemini, Kuruluş Anayasası'nı göğüslerini gere gere “suçlu faşist baskıcı dayatmacı” ilan ettiler!

İnsanları ve ülkeleri oksijensizlik değil ahlaksızlık-iki yüzlülük öldürür!

Herkes/hepiniz gördünüz hakları savunabilmek için sağcı-solcu-ilericilerin önce Cumhuriyet kazanımları olmalı, Cumhuriyet yoksa, ne akademi ne özgürlük ne hukuk ne insanlık, hiç bir şey yok, olamaz, olmadı.

Ve artık ülkemiz insanlığımız en temel yasalarımız elimizden çıkarken hepimizin 'korkmaya' zamanı dahi yok!

Tam tersine eylemle protestoyla dayanışmayla şehre ve ülkeye bir 'neşe dalgası' salmalıyız!

Birbirimize yeniden güvenebilmeliyiz!

Bir eylemi niçin beceremiyoruz, bu korkuyu niçin aşamıyoruz, bunca aydın yazar kitle bu felaketin üstüne topluca hep birlikte niçin gidemiyoruz, hepsinin altında yatan sebep, aynı!

Cumhuriyet'i yalnız bırakdık!

Çakallar IŞİD'ler tarikatlar yobazlar vahşi müteahhitler sümüklü mehdiler Cumhuriyet'i paramparça lime lime ederken BUZDAĞI'NA ÇARPTIĞINDAN HABERSİZ YÜKSEK SESLE DANS EDİYORDUK, FETÖ EKRANLARINDA, TAKSİM MEYDANLARINDA.

Ve şimdi Basra harap olduktan sonra hepimiz YANA YAKILA CUMHURİYET'i arıyoruz!