Burada bir ağaç olmalı

Nihat Genç yazdı...

Burada bir ağaç olmalı

BİR

Hasan Cemal bugünkü yazısında özetle Avrupa'dan demokrasi getirmezsek Türkiye de Afganistan gibi olur, diyor.

Metnin içine gizlenmiş 'tehdit' ve 'şantaj' dili.

Aslınca sadece ilaçların değil kelime ve kavramların da yan etkileri vardır.

Bu yüzden Türkiye Anayasası ortada dururken 'Avrupa demokrasisi' ya da 'insan hakları' derken neyi kastettiğini bilmezseniz zehirlenir ölürsünüz!

Bu kavramların hangi siyasi koşullarda söylendiği niye nasıl hangi kasıtla söylendiği, alt anlamları, derin manaları, göndermeleri.... nedir, bu millet artık çok iyi biliyor!

Yani, PKK, Taliban'ın Kabil'i alması gibi Ankara'ya uzanmadan ya da ülke iç savaşa düşmeden erken davranın ve masaya oturun!

İKİ

Siyasi metinleri okumak tecrübe ister ancak edebi metinler daha zordur!

Okuma yazma bildiğini sanan günümüz düz okuyucusu çok zaman okuduğu şeyleri anladığını sanıyor!

Biz gençken entelektüel çevremiz mesela Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ını okuyunca büyük bir pesimizme hayal kırıklığına boşluğa umutsuzluğa karamsarlığa yuvarlanıyordu.

Yani kitaptan hayat boş anlamı çıkartıyordu!

Oysa Oğuz Atay hayal kırıklıklarını coşkun bir dille anlatıyordu.

Nehir gibi akıcı seri zeka dolu bir üslupla!

Kelimelerin ve hikayenin anlattığı şey karamsar olabilir ama dili hayat ve coşku dolu!

İşte sayfadan sayfaya duraksız peşine takmış sürüklüyor sizi!

ÜÇ

Duymak ve hissetmek ayrı şeylerdir.

Birçok insan sadece duyar!

Oysa bazı insanlar kelimelerin içinde yankılandığını hisseder, acısını ağusunu şok'unu büyüleyiciliğini şaşırtıcılığını hayalini kederini tasasını yani kelimelerin-hikayenin içine girer ve yaşar!

Çok şeyi sadece 'duyarak' ya da sadece düz anlamlarıyla okuduğumuzda o metni o yazarı hiç anlamayız.

Şimdi size müthiş bir örnek vereceğim.

Tüm dünya TV'lerinde çok popüler olmuş Ressam Bob Ross.

Önüne tuval koyup yarım saatlik program boyunca bir resmi izleyicinin gözleri önünde bitirmesiyle meşhur Bob Ross geniş kitlelerin ilgisini çekmek için kafayı çalıştırır!

İzleyicilerinin çoğunlukla kadın olduğunu anladıktan sonra önce sesini yumuşatır ve kendisi yatak odası sesiyle ve sevişme-seks göndermeli alt metinler hazırlar!

Aslında öğrettiği bir resim nasıl yapılır yani resim fırça boya teknikleridir ancak anlatımında kullandığı 'alt dil' onu dünya çapında meşhur yapar?

Resim yapmakla sevişmek, işte kasıtla kurduğu cümleler:

'Burada diktatör benim istediğimi yaparım!

'Burada özgürsünüz!'

'Tuvale sürüyoruz....'

'Bugün çılgınca şeyler yapacağız farklı şeyler'.

'Biraz eğlenelim!'

'Fırçayı sürün!'

'Önce yumuşatın!'.

'Yalatın...'

'Üstünden hafifçe geçin...'

'Çok hafifçe dokunun'...

'Fırçayı tutan elinizi rahat bırakın!'..

'Boyayı iyice emdirin!'

'Şuraya sihirli bir öpücük!'

'Elleriniz tüy gibi hafif olun!'

'Dağın başına doğru, pofuduk yastık gibi  incecik pembe turuncu bulutlar koyuyoruz!'

'Fırçamızı pata pata silkeliyoruz!'

'Fırçayı biraz sert itin...!

Ve bence...

En tahrik edici cümlesi:

'Burada bir ağaç olmalı!'

DÖRT

Bu yüzden siyasi metinleri ve siyasi yapıları iyi bilmeliyiz, alt anlamlarını, neyi çağrıştırdıkları, ne gizledikleri kasıtları..

Mesela Taliban'ın İslam Devleti şeması şu:

Başta seçimle gelmemiş yirmi kişilik bir şura heyeti.

Şura devletin meclisin bütün kurumların en üst ve son karar verici kurumu.

Yani 'devleti' şura yönetecek.

Altında seçilmiş meclis olabilir, sivil kurumlar olabilir, hukuk kurumları, bakanlıklar, her şey olabilir, ancak, her şeye karar veren işte bu üst: ŞURA!

Ve şuranın yönettiği bu yapının adı da: İslam Devleti!

Gelelim ülkemize, bu 'şura' neye benziyor!

Saray ve Cumhurbaşkanlığı'na bağlı kurumlara!

Altta meclis var, altta bakanlıklar, yargı organları, her şey var, ama, her şeye KARAR veren, işte bu sarayın ÜST YAPISI!

Yani Taliban'ın İslam Devleti modeli Türkiye'de çoktan kurulmuş!

Evet artık Afganistan diye bir ülke yok!

Evet, bu ülkede burada da halkın iradesiyle seçilmiş Cumhuriyet'in meclisi ve hukuk organları olmalıydı, artık..

Anayasaya sürttür.

Cumhuriyet'e emdir!

Meclis'e küçük dokunuşlarla yedir!

BURADA BİR ÜLKE YOK!

Burası sarayın yatak odası!

BEŞ

Sadece metinlerin alt dili değil.

Asıl şartlanmış kodlanmış doktrine edilmiş yani beynine fırça darbeleriyle kirlilik pislik  şırınga edilip alıştırılmış ve emdirilmiş okuyucunun beynini anlamalıyız!

Cumhuriyet'i ve ahlak'ı ve adaleti savunan eyvallahsız ve herkesi sigaya çeken tavizsiz bir dil kurdukça kitlelerden uzaklaşıyoruz!

Okuyucunun bir yarısı, yani ülke seçmeninin yarısı, Yetmez Ama Evet anayasısında 'evetçi' olup tufaya getirilmiş.

Liberal ve etnik milliyetçiler ve Fetö'nün ve AKP'nin gazına gelerek bir zamanlar 'evet' dedikleri için çok pişman olsalar dahi bugün sizin kurduğunuz tavizsiz dilden rahatsız oluyorlar..

Ülkenin bir yarısı Fetö ve AKP'nin pisliklerine bulaşmış. Bir zamanlar bulaştıkları ya da içine düştükleri siyasi dilden pişman olsalar dahi şimdi önlerine koyduğunuz temiz dilden kıllanıyorlar!

Birçoğu pişmanlık duysa da kendilerini suç ortağı görüyorlar! Ve bugün kendilerini uzakta tuttukları gerçek 'suçluları' sizler gibi eyvallahsız eleştirecek gücü kendilerinde bulamıyorlar, çünkü aynı ailenin çocukları.

Yani siz karşılarına geçip yana yakıla temiz kirlenmemiş bir siyaset diliyle karşı çıktığınızda sizin için bir yandan vay be ne doğru diyor diyor ama diğer yandan sizin hesap soran dilinizin ahlaki vebalinin üstlerine sıçramasından korkuyorlar!

Fetöcü Türkçü, Amerikan Milliyetçisi, Nato milliyetçisi, soğuk savaş günleri, Özal ve sağ yapıların ya içinde olmak ya yakınlaşmak... bir şekilde bu ülkenin sağcı muhafazakar yapılarının yüzde seksenini içine alıp kirletmiş, bu acımasız bir gerçek!

Hayatının bir döneminde Fetö'ye sıcak olumlu bakanların sayısı bu ülkenin yüzde otuzu. Ya da etnik milliyetçilere ya da mezhep ve tarikatlara ya da merkeze alevilik'i koyan yapılara sıcak bakmış içine girmiş insanların sayısı bu ülkede yüzde seksenlere varıyor. Ve dışardan kumandalı holding medyası kırk yıl çalışıp işte ülkenizin siyasetini böyle kirletti ve kilitledi ve sizi işbirlikçi siyasete mahkum hale getirdi! Holding medyası küçük dokunuşlarla hafif hafif yedirdi, işte muhteşem tablomuz. Ülke çaresiz ve kilitli...

Sizi de:

'Bunların da mutlak illa bir kokusu çıkar' diye kitleler halinde sotada pusuda bekleşirler!

Bu kitleler ve yandaş medyası sizin de kirli çamaşırlarınızın çıkması için nöbette ve tetiktedirler! Çünkü herkes 'rezil' oldukça kendi rezillikleri meşrulaşır, iktidarı-muhalefeti kendi siyasetleri meşrulaşır!

(Ya da edebiyat sinema ve duygu dolu hikayelerle geniş kitlelere işledikleri küçük suçları kusup   katarsise edecek-boşaltacak yüksek edebi metinleriniz olmalı, ki, işin bu edebi derinliğinde hiç yoklar!)

Çok doğru, bir zamanlar seçimleri yüzünden yanlış yerleri desteklemiş insanların sayısal çokluğu yepyeni ve tertemiz hareketlerin önünde aşılması çok çok büyük engel!

Bakın mesela kaşarlanmış sağcı jargonun Akşener diline, ne kadar puşt piç var hiç düşünmeden içine alıyor! Kimse de bu değirmenin suyu nereden geliyor sormuyor! Yahu Fetöcü Türkçü yahu Amerikan Nato milliyetçisi hiç olur mu, kavramı dahi hiç sorgulamadan balıklama atlıyor! Aynı işbirlikçi kaşar siyaseti Kılıçdaroğlu da yapıyor! O da kirlenmiş işbirlikçi kim var içine alıyor!

Adları sanları kim ne olursa olsun tarikat cemaat Fetöcü Türkçü Amerikan Milliyetçisi liberal, bu yapılara kapıları kapattığınızda ortada sizi destekleyecek kimsecikler kalmadığını siyasetin gerçeği haline getirdiler!

Ki, İslam Devleti'ni sarayda kuran İslamcı siyasetin nihai hedefi de buydu.

Milyonlar Fetö'ye koştu, milyonlar bugün cemaat medreselerinde, milyonlar AKP'nin bile bile peşinde ve hepsinin ağırlığı yoğunluğu nüfuzu ülke büyüklüğünde!

Oysa, burada bir ağaç olmalı.

Bir Cumhuriyet olmalıydı!

Kendine güvenen eyvallahsız, ahlak ve adalet arayan yığınlar olmalıydı!

Kirli işbirlikçi siyaset çoğalarak vakıf vakıf yayılarak tarikat tarikat menfaat çıkar ilişkileriyle kitleşerek parti parti ülkeyi yutacak kadar ve hatta ülkenin iki katı kadar büyüdüler!

Yetmedi dışardan göçlerle bir ülke daha ilave ettiler!

İstedikleri de zaten nüfus kuşatmasıydı!

Yukarıda sarayda İslam Devleti şeması.

Aşağıda, her sınıf her meslek her şehir her partisi KİRLENMİŞ VE İŞBİRLİĞİNE GİRİP  suç ortağı olmuş milyonlar milyonlar milyonlar!

Ve çoğala çoğala tıka basa her yeri doldurdular, kitlenin ve nüfusun ve ülkenin yoğunluğu oluverdiler ve bugün acı gerçek Cumhuriyet ve kurumlarını savunan yüzlerce yazarın gazetesini gerçekte yirmi bin kişi dahi okumuyor!

İşbirliğine yanaşmayan Youtube programlarını yirmibin kişi dahi izlemiyor!

Binlerce küçük vakıf ve dernek ve medrese tohum tohum tarla tarla büyüdü milyonlarca büyüklükte cemaatlere dönüştü ve istisnasız hepsi ya sarayın ya Fetö Türkçüsü-Amerikan milliyetçisi yapıların ya da iş birliği ittifakları içinde gardırop Atatürkçüler'in kölesi haline getirildi!

Bugün Sakarya Savaşı'nın 100. yılı, altında gölgesinde nefes alıp soluklanacağımız ülke nereye gidiyor deyip ah vah edeceğimiz bir ağaç dahi yok.

Ve ülkenin siyasi kurumları hazineleri tarihte eşi benzeri görülmemiş şekilde soyulurken asıl büyük tehlike!

Soğan ve ekmeği yalnızlığına katık edip yiyecek Cumhuriyet'in o soylu çocukları, nerede?

Ve bulgurun ve yoğurdun sadeliğini çok seven ve bağımsızlık'a sahip çıkan onurlu ve iyi insanlar nerede?

Söyleyeyim, kendilerine ve bağımsız Cumhuriyet'e güvenmeyip sağcı tarikatçı şaibeli işbirlikçi  yapıların kirli siyasetlerine oy uğruna gire çıka iktidarı-muhalefeti, Cumhuriyet'i yalnız çaresiz bırakıp hepimize sonsuza kadar acı çektirecek dönüşsüz bir yola girdiler!

O parlak bağımsız Cumhuriyetin kurumları meşalesi coşkusu nerede?

Onu küstürmeyelim bunu dışlamayalım Ekmeledin de olur Abdullah Gül de olur şuna da yakın olalım diye her bok'u partisine katanlarca katledildi!

Cumhuriyet'in çocukları nerede?

Kimi liberalin kimi etnik milliyetçinin kimi yetmez ama evet'in kimi Ekmeleddin'in peşinde umutlarını ülkeyle birlikte heba ettiler!

Evet, Mondrosla ülke esir oldu iflas etti Osmanlı orduları dağıldı ve dibe vurdu ve ama on tane askerle yepyeni bir Cumhuriyet kuruldu!

On tane asker!

Tavizsiz eyvallahsız yargıyı hukuku Cumhuriyeti ve ülkeyi sahiplenecek, on adam!

Hala dibe vurduğumuz Duatepe'deyiz ve hala, Mustafa Kemal cephede savaşına kaldığı yerden tek başına devam ediyor!

Oysa Irak Suriye Afganistan vs. peşpeşe iç savaşlarla yıkılırken, burada adı Cumhuriyet olan, gölgesi hepimizi eşitleyecek toparlayacak kardeşleyecek... Burada bir ağaç olmalıydı!