Büyük Taarruz Yazı Dizisi-48: Belkahve

featured

Osman Kutlu yazdı…

9 Eylül sabahı, güneşin İzmir’e düşen ilk ışıkları, dağları aşarken önce Belkahve’den geçer. Güneş doğudan batıya doğru yükselirken, dağların gölgesi de batıdan doğuya doğru kısalır, küçülür. Bu gölgeler arasında tıpkı İzmir Körfezi gibi bir atbaşı ışık huzmesi de Kordona doğru yaklaşır. Körfezin sularının izdüşümsel yansıması gibidir bu ışık denizi. İşte bu ışık denizinin sebebi, dağlar arasından yol veren Beldibi Geçididir. Bugünkü adıyla Belkahve.

O gün, 9 Eylül 1922 sabahı bir başka doğdu güneş Nif Dağlarına. O sabah, ışık huzmeleri daha bir parlak, daha bir neşeliydi. Çünkü Türk’ün güneşi yeniden doğuyor, karanlık günlerin sonu geliyordu. Samsun’da parlayan Mustafa Kemal ateşi, büyümüş, büyümüş kocaman bir güneş olmuş Anadolu’nun üzerine, Türk’ün geleceğine doğmuştu. O kadar büyümüştü ki bütün mazlum milletlerin ışığı, yol göstericisi olmuştu. 

9 Eylül 1922 günü Atatürk öğleye doğru Nif’e, yani Kemalpaşa’ya geldi. Yol boyunca yakılmış yıkılmış köylerden başka bir şey yoktu. Yolda karşılaştıkları köylülerin perişanlığı anlatılacak gibi değildi ama yüzlerinde, onun yaktığı ateşin parıltısı açıkça görülebiliyordu. Halk onun ateşini yüreğiyle harlamıştı ama şimdi yanlarından geçerken onu, kurtarıcısını tanımıyorlardı. Bir köylü ayaküstü selamlaşma sırasında tanıdı onu. Gözlerine inanamadı, cebinden bir gazete parçası çıkarıp baktı. Çanakkale Zaferi sonrasında bir gazetede basılan Atatürk’ün resmiydi. Bir daha baktı resme, emin olunca  “Sensin! Sensin o! Vallahi de sensin! Kemal Paşa burada!” diyerek ellerine ayaklarına sarılmaya çalıştı. 

Kemalpaşa’da kısa bir molanın ardından yeniden yola devam ettiler. Paşa’nın heyecandan yüreği kalkıyordu çünkü güzel İzmir’i ilk defa görecekti. Bir o kadar da endişe içindeydi çünkü buraya kadar her yer yakılıp yıkılmış, yerle bir edilmişti, güzelim İzmir’in de bu şekilde olmasını istemiyordu.

Gün dönüp güneş alçalmaya başladığı sırada, saat 16-17 sıralarında ulaştı Beldibi’ne. Uzun uzun seyretti İzmir’in güzelliğini. Belki de yıllar süren karanlık günlerin bitmesiyle daha bir güzel görünüyordu İzmir. Çünkü İzmir, sadece Egenin İncisi değil, aynı zamanda Türk’ün büyük zaferinin tescili, karanlık günlerin parlayan güneşiydi.

Her daim onu anlamaya, izlemeye, çizdiği yoldan gitmeye çalışan bir vatan evladı olarak, o gün O da böyle mi düşündü bilmem ama ben her 9 Eylül sabahı İzmir’i ve körfezin denizini aydınlatan güneşin ışıklarını Atatürk’ün dev heykeli yanından seyrederken bunları düşünürüm hep.

Beldibi geçidinin İzmir’i gördüğü yerde köhne bir kahvehane vardı. Yolcular için bir dinlenme ve mola verme yeriydi aynı zamanda. Kahvenin biraz yukarısında daha geniş görüş açısına sahip olan bir yerde 1.Ordu Komutanı Nurettin Paşa manzarayı seyrediyordu. Atatürk son durumla ilgili bilgileri aldıktan sonra oturup birlikte uzun uzun İzmir’i ve alçalmakta olan güneşin körfezin dalgaları arasından yansıyan ışıklarını seyrettiler.

Çoktan Konak Meydanındaki Hükümet Konağına Şanlı Bayrağımız çekilmiş, kurtuluşun coşkusu yaşanmaya başlamıştı. Yaveri hemen kahveleri hazırladı. Tarihin kaydettiği en keyifli, en lezzetli, en değerli kahve o gün orada içildi. Kahveyi sade içmeyi seven Atatürk o gün o manzara karşısında keyiflenip kahveyi de şekerli içti.

Günümüzde burada Bornova Belediyesinin kurduğu Atatürk Anı Evi var. Yıllarca sahiplik konusunda davalara sahne olmuş bu çok özel noktada, nihayet muhteşem bir Anı Evi yapıldı. Bornova Belediyesi başta olmak üzere emeği geçen herkese minnettarım. Elbette buradaki Atatürk Anı Evi sorumlusu Arda Bey’i de özel olarak anmadan geçmek olmaz. İnanılmaz bir enerji ve özveriyle burada tarihi yaşatmaya devam ediyor.

Büyük Taarruz Yazı Dizisi-48: Belkahve

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!