Büyük Taarruz Yazı Dizisi-49: Yüzbaşı Şerafettin Bey

featured

Osman Kutlu yazdı…

İzmir o gün yeni bir tarihe uyanıyordu. Ordu, Mustafa Kemal Paşa’dan doğrudan aldığı emir ile adeta İzmir’e akmaktaydı. İkinci Süvari Tümen Komutanı Yarbay Zeki (Tümgeneral Zeki Soydemir), öncü olarak Birinci Süvari Alayı’nı görevlendirdi. Öncü olma görevi de İkinci Tümen, Dördüncü Alay Komutan Yardımcısı Yüzbaşı Şerafeddin Bey’e verildi. 

9 Eylül sabahı saat 09.00’da Bornova’ya giren genç Yüzbaşı, Halkapınar’a doğru yürüdü. Bir Rum’a ait Tuzakoğlu Un Fabrikası önünde baskın kuşkusunu taşıyan yüzbaşı, birliğin önüne tüfekleriyle koşan 8 er yerleştirdi. Kuşkuları doğru çıktı, bir anda müfreze fabrikadan ateş yağmuruna tutuldu. Burada 8 erin 3’ü şehit verildi. Yaralılardan biri de daha sonra şehit oldu. Şehit oldukları yere gömüldüler ve bir anıt yapıldı: Halkapınar Şehitliği. 

Büyük Taarruz Bisikletlileri olarak her şehit mezarında yaptığımız anma törenini son kez burada yapıyoruz. Hem buradaki şehitlerimiz hem de bütün şehitler için yaptığımız bu anma töreni en duygulu anlardan biri oluyor.

Yüzbaşı Şerafettin Bey birliğini Alsancak’a doğru yönlendirdi. 80 kişilik kuvvetle şehre akmaya başladı. Müfrezesinin başında kente saat 10.30’da giren Yüzbaşı Şerafeddin Bey, Kordon’a kurşun ve şarapnel yağmuru altında ulaştı. 

Süvariler, dörtnala Kordonboyu’ndan Pasaport İskelesi’ne geldiklerinde, bir Rum’un attığı bomba, Yüzbaşı Şerafeddin’in atının önünde patladı. Omzuna ve koluna şarapnel parçaları isabet eden yüzbaşı, can yoldaşı olan atının parçalanan bedenini istemeyerek orada bıraktı ve müfrezesinin kendisine temin ettiği yeni bir at ile yoluna devam etti. Hükümet Konağı’nın önündeyse Türkleri bu konağa kesin sokmama kararı almış olan ve yüzbaşı ile müfrezesini makineli tüfek ateşiyle karşılayan bir Yunan mangasıyla karşılandı. Yüzbaşı Şerafeddin’i, burada göğsüne isabet eden mermiler de durduramadı. 

Atından atlayarak inen Şerafeddin Bey, yerel halkın ve askerlerinin desteğiyle etkisiz hale getirilen Yunan mangasının önünden sıyrılarak, bir İzmirli gencin uzattığı Türk Bayrağı’nı alıp, göğsüne soktu ve sendeleyerek Hükümet Konağı’na yöneldi. Balkona çıktığında göğsündeki kanın bulaştığı bayrağı gözyaşları içinde göndere çeken Yüzbaşı Şerafeddin, o dakikaları, ”yaraları kim düşünür, ölsem ne gam. İzmir’i kurtarmıştık ya. Bu şerefin öncüleri biz olmuştuk ya” diye anlatır.

Çok geçmeden Yüzbaşı Zeki komutasındaki süvari birliği Sarıkışla’ya, Üsteğmen Arif ve takım komutanı Celal Bey ile Yedeksubay Besim Efendi de Kadifekale’ye bayrağı çektiler. Böylece İzmir’in işgaliyle başlayan karanlık, 3 yıl 3 ay 24 gün sonra 9 Eylül 1922 günü hiç batmayacak bir güneşle son buldu.

Atatürk, Şerafeddin Yüzbaşı’ya, ”İzmir” adını o gün verdi. Şerafeddin Bey bu ismi adıyla beraber kullandı, soyadı kanunun çıkmasından sonra da “İzmir” soyadını aldı. 

Ankara’daki Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Sovyet Rusya, Azerbaycan ve Afganistan tarafından tanındıktan sonra bağımsız Buhara Cumhuriyeti de TBMM Hükümeti ile siyasal ve diplomatik ilişkiler kurmak istedi. Bu amaçla elçi Recep ve maslahatgüzar Naziri beylerden oluşan bir Buhara heyetini Ankara’ya gönderdiler. Bu heyet, 7 Ocak 1922’de Çankaya’daki bağevinde Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıktı. Buhara halkı adına, Timur’a ait üç değerli kılıcı armağan olarak verdiler. 

Atatürk kılıcın birini kendi aldı, diğerini İsmet Paşa’ya verdi. Üçüncü kılıcı da İzmir’e ilk girecek komutana vereceğini ilan etti. Bazı kaynaklarda üçüncü kılıcın İzmir’e ilk girecek komutana verilmesini Buhara heyetinin istediği söylenir. 

İzmir, o günlerde Kurtuluşun Simgesidir. Gerek halk arasında ve gerekse aydınlar, milletvekilleri arasında manda yanlılarının olması ve her fırsatta barış, anlaşma, taviz verme, idare etme gibi akla izana sığmayacak fikirlerin dolaşması sebebiyle, Atatürk toplumda bir algı oluşturmak adına İzmir’i sürekli ön plana çıkarmaya çalışıyordu. Yani kurtuluş heyecanının yarıda kalmaması için yapılmış muhteşem bir toplum mühendisliğidir. Bu sebeple halkın bu hedeflere şartlanması için çeşitli ödüller, hediyeler, taahhütler ortaya konuyordu. İşte bu kılıçla ilgili konunun da bu çerçevede Atatürk tarafından öne çıkarılmış olması daha mantıklıdır.

Bu yönlendirmelerin sonuçlarından biri de Beyrut eşrafından Yahudi bir esnaf olan Misbah Efendidir. İzmir’e ilk girecek komutana verilmek üzere 500 altın lira ödül koymuştur.

Buhara’dan gelen Timur’un kılıcı 15 Eylül günü Yüzbaşı Şerafeddin’e verildi. Misbah Efendi’nin koyduğu 500 altın lira ödül de Şerafeddin ve Zeki yüzbaşılar arasında paylaştırıldı. 

1944 yılında Albaylıktan emekli olan Şerafeddin İzmir İstanbul’a yerleşti ve 1951’de vefat etti. Savaştan sonra evlenen Şerafeddin İzmir’in iki kızı oldu. Biri daha bebekken vefat etti. Felç geçiren ve büyük maddi sıkıntılar yaşayan Şerafeddin Bey, garip guraba hastahanesinde kalp yetmezliğinden vefat etmiştir. 

Koca “İzmir Fatihi” yoksulluk içinde bu dünyadan göçmüştür. Ölmeden bir kaç yıl önce gazetelerde yer alan bir haber sayesinde durumu öğrenen İzmir Halkı, kurtarıcıları için bir kampanya düzenlemiş, para ve bir ev vermek istemişler ama Şerafeddin Bey “benim yaptığım, bir vatan ve askerlik vazifesinden ibarettir” diyerek bu teklifi reddetmiştir. Bütün sıkıntılarına rağmen paha biçilmez kılıcı satmayı kabul etmemiş, teklifleri de geri çevirmiştir. 

Şerafeddin Bey hasta haldeyken eşini yanına çağırarak Atatürk’ün kendisine hediye ettiği kılıcının ailesinden çok milletinin hakkı olduğunu söyleyerek İzmir’de kurulacak müzeye verilmesini istemiştir. Ölümünün ardından eşi Siret Hanım, “üçüncü kılıcı” İzmir’de açılması planlanan İnkılap Müzesi’ne verilmek üzere İstanbul Valiliği’ne kendi eliyle götürüp teslim etmiştir.

Fakat bu kılıç hiç bir zaman İnkılap Müzesine ulaşmadı. Bugün kılıcın nerede kimde ve ne halde olduğu bilinmiyor ne yazık ki. Ancak, duymayan duysun ve bilmeyen bilsin ki, ölmeden o kılıcın hak ettiği yere, İzmir Halkının ellerine gittiğini göreceğim. Ve o kılıç, sahibine hiç de hayırlı(!) bir son getirmeyecektir. Biline…

Bundan daha acı olan şey ise bugün Yüzbaşı Şerafeddin’in adının bilinmemesi, İzmir’in herhangi bir yerinde anıtı, büstü, heykeli vs. olmamasıdır. Koskoca bir şehrin toplumsal bilinci, tarihi, değerleri, kent kimliği yok edilmiştir. 

Büyük Taarruz Yazı Dizisi-49: Yüzbaşı Şerafettin Bey

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. Kahraman olmanın yükü meğer ne kadar ağırmış .

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!