Çal Müftüsü Ahmet İzzet Efendi ve diğerleri!

Kemal Anadol yazdı...

featured

Yaşam çelişkilerle doludur. İnsanların kendi yaşamlarındaki iniş çıkışlar sosyal gelişmelerde de geçerlidir. Her eylemin zıddı söz konusudur. Bugün yaşamımızı borçlu olduğumuz Kurtuluş Savaşı da çelişkiler yumağıdır. İngiltere’nin vekâletiyle 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkan ve ilerdeki günlerde Ege’yi işgal eden Yunan ordusu emperyalizmin simgesidir. Buna karşı direnen Kuvayı Milliye güçlerinin, önce meclisini daha sonra da ordusunu kurmasıyla başlayan Anadolu İhtilâli de antiemperyalist bir meşaledir; mazlum uluslara yönelik işaret fişeğidir.

Antiemperyalist savaşa karşı, tahtını korumak için istilacılara boyun eğen Padişahla, Amerikan mandacıları, İngiliz muhipleri de iç cephedeki karşı güçlerdir. Anadolu’daki Padişahçı isyanlar da işgal güçlerinin karşı hamleleridir.

Mustafa Kemal Paşa’nın başlattığı kutsal isyan İstanbul’da Padişah Vahdettin ve hükümetinin korkulu rüyası olmuştu. Bunu önlemek için İslâm dinine ve din adamlarına sarıldılar. 30 Ağustos 1920 günü Yunan uçakları Anadolu köy, kasaba ve şehirlerine bir bildiri atmaya başladılar. Bu bildiriler   İskilipli Atıf Hoca’nın başkanlığını yaptığı Teali İslâm Cemiyetine aitti. Halkı “Ya istiklâl ya ölüm” ilkesiyle direnişe geçen Mustafa Kemal ve arkadaşlarına, Ankara Hükümetine isyana çağırıyordu:

“Kilit Türkiye, anahtarı İngiltere’dir. Alem-i İslâm kilidinin anahtarını emin ve itimat edilir eline tesliminde Alem-i İslâm için hiçbir tehlike yoktur.

(…) Yunan ordusu Halifenin ordusu sayılır. Hiçbir zararlı topluluk değildir. Asıl kafası koparılacak mahlukat Ankara’dadır.

(…) Elinize aldığınız fetva-i şerif ki Allah’ın emridir. Okuduğunuz hatt-ı münif ki Halifemizin Padişahımızın fermanıdır.”

Mustafa Sabri Efendi’nin kaleme aldığı Şeyhülislâm Dürrizade’nin fetvası, halkı işgalci Yunan ordusuna desteğe ve ona karşı çıkan TBMM ile hükümetine isyana çağırıyordu. Bu ihanet belgesi kafaları karıştırmış, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını zor durumda bırakmıştı. Ama İngiliz muhibbi, Amerikan mandacısı olmayan din adamları da vicdanlarının sesine uyarak bu bildiriye yanıt vermekte gecikmemişlerdi. Ankara Müftüsü Börekçizade Rıfat ve 163 Müftünün karşı fetvası halkı milli mücadeleye desteğe çağırıyordu.

Tahtını korumaktan başka bir şey düşünmeyen Padişah Vahdettin işgal İstanbul’unda, her hafta Cuma selamlığı törenine saltanat arabasıyla gider, namaz çıkışında askerî, mülkî ve ilmî sınıflarla birlikte önünden geçen birlikleri selamlarken; Maraş Ulu Camisi’nde bir başka görüntüye tanık olunuyordu. Rıdvan Hoca cemaate sesleniyordu: “İşgal altında bulunan bir memlekette Cuma namazı kılınmaz. İşgal altındaki bu topraklarda ve Fransız bayrağının asıldığı kalede bu olduğu müddetçe Cuma namazı kılınmaz!”

Çal Müftüsü Ahmet İzzet (Çalgüner) Efendi 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinden hemen sonra milli mücadeleyi başlatmış, daha sonra da silahlı olarak Aydın/köşk cephesinde vuruşmuştu. Zaferden sonra hem Denizli hem de Aydın cephesindeki kahramanlığı nedeniyle iki İstiklâl Madalyasıyla onurlandırılan tek din adamıdır.

22 Haziran 2022 günlü yazımda Çal halkının imza toplayarak Ahmet İzzet Efendi’nin anıt/büstünün yapılması istediğini yazmış ve belediyeyi, kaymakamlık ve valiliği göreve davet etmiştim. Kıvançla öğreniyorum ki, Çal Belediyesi gereğini yapmış ve tarihi sorumluluğunu yerine getirmiş. Önümüzdeki günlerde büst uygun bir semtte yerini alacaktır. Çallıların bir isteği daha var. Ahmet İzzet Efendinin milli mücadeledeki evi 1995 yılında SİT ilân edilmiş. Bina yıkılmak üzere. Kamulaştırılıp restore edilerek müze haline getirilmesi onları çok memnun edecek. Millî Mücadele bilinci içindeki Belediyenin bu isteği de yerine getirmesini bekliyoruz.

***

Son yıllarda Kurtuluş Savaşına karşı çıkan, beyannamelerini Yunan uçaklarıyla Anadolu topraklarına attıran İskilipli Atıf Hoca’nın rağbete bindiğini gözlüyoruz. Mezarı Çorum Valisi ve resmi erkân tarafından ziyaret ediliyor, tören düzenleniyor.

“Keşke Yunan galip gelseydi” diyen fesli Kadir “Atatürk’e en ufak muhabbeti olan cenazeme gelmesin” vasiyetinde bulunmuştu. Cenazesinde iktidar protokolünün yer alması vasiyetine uyulduğunu gösteriyor!

Bu durumda Kurtuluş Savaşına inanlara görevler düşüyor. Mehmet Akiflere, Börekçizade Rıfatlara, Maraşlı Rıdvan Hocalara ve Ahmet İzzet Efendilere sahip çıkmak ve onların anılarını yaşatmak.

Ankara Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş’tan bir yurttaş olarak isteğim olacak. Türkiye’nin ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi anısını yaşatmak üzere harekete geçmesini diliyorum. Projelendirme ve gerçekleştirme elbette onun takdirinde olacaktır.

30 Ağustos zaferinin ve İzmir’in kurtuluşunun yüzüncü yılını kutladığımız şu günlerde, ulusumuzu yok olmaktan kurtaran rakamları bir kez daha yinelemekte yarar var:

26 Ağustos – 9 Eylül 1922 tarihleri arasında Türk ordusu 146 subay şehit vermiş, 378 subay yaralanmış, 2 subay da esir düşmüştür. 2397 er şehit olmuş, 9477 er yaralanmış, 25 er de esir düşmüştür. Toplam zayiat 547 subay ve 13829 er olmak üzere 14376’dır.

Bu rakamlar ortada ve belgeliyken maalesef bir dönem gazi meclis TBMM’nin başkanlığında bulunmuş İsmail Kahraman’ın şu sözlerini tarih düşürmek amacıyla bir kez daha yazıyorum:

“Cihan harbi bitti, müstevliler alacaklarını birkaç kat aldı ve öyle gittiler, çekildiler. Kurşun sıkmadık ki.”

Gün, Kurtuluş Savaşı şehit ve gazilerine, Mustafa Kemal Atatürk’e, demokratik, lâik bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimize sahip çıkma günüdür.

Çal Müftüsü Ahmet İzzet Efendi ve diğerleri!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

1 Yorum

  1. Hepsine lanet olsun!Yaşa Mustafa Kemal Paşa!

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!