‘Çankaya Başkomiseri erkek papatya fırdöndü Mehmet’... Senin babanı da sevmezdim!

Erdem Atay yazdı...

‘Çankaya Başkomiseri erkek papatya fırdöndü Mehmet’... Senin babanı da sevmezdim!

‘Bir bakarsınız CHP kapatılmış olabilir’ sözüne tepki geldikten sonra ‘Fantezi olsun diye söyledim’ diyen Mehmet Barlas’ın dönüş hızını bir kez daha görmüş olduk.

Yetmemiş, 2023’te ne pahasına olursa olsun Erdoğan’ı yeniden başkan yapmak için ellerinden geleni söylemiş.

Kendisi liberal ama Türk siyasi hayatının en yasakçı liderlerinin en büyük savunucusu oldu. ‘Her devrin adamı’ sıfatını taşımasıyla ünlü bu gazeteci hepimize gerçekten bir ders niteliğinde. ‘Bir gazeteci nasıl olmamalı’ sorusunun cevabı olarak karşımızda abide gibi duran ve çelikten değil jöleden omurgasıyla yıllardır gazetecilere yol gösteren zatın hala konuşuyor ve yazıyor olmasına şaşırmamalı.

Şimdi hepinize bir soru: 1971 yılından beri ‘gazetecilik’ ve köşe yazarlığı yapan Mehmet Barlas’ın Türk tarihine mal olmuş tek bir cümlesini hatırlayan var mı? Ya da tek bir haberini… Ya da tek bir analizini…

Bir insan 50 yıldır gazetecilik yapar da bu millette tek bir iz bırakamaz mı?

Eşi ve aynı kendi gibi gazeteci oğluyla aynı yolda yürüyen, ‘evrim teorisi’ kanıtı Barlas’ın aslında liberal olup da yasakçı zihniyeti yeni değil. Babasından kalma…

Cemil Sait Barlas’tan…

Bugün kapatılması vurgusu yaptığı CHP’de bakanlık yapan bir babaya sahiptir Mehmet Barlas.

***

Şimdi sizi Aralık 1946 yılına götürüyorum.

Sabahattin Ali ve Aziz Nesin

İkisi kafa kafaya veriyor ve Markopaşa adlı bir gülmece dergisi çıkarma kararı alıyorlar. Sabahattin Ali derginin sahibi, Nesin de yazı işleri müdürü olarak yer alacak şekilde konuşuyorlar. Ancak dergi çıkarmak için dilekçeyi verirken Sabahattin Ali, her iki makama da kendi ismini yazıyor.

Gerekçeyi Aziz Nesin şöyle aktarıyor:

‘O günkü basın yasasına göre, dergideki bir yazıda suç bulunursa hem derginin sahibi hem de yazı işleri yönetmeni tutuklanıyordu. Birimiz sahip birimiz yazı işleri yönetmeni olursak, ikimizin birden tutuklanmamız olasılığı vardı. Oysa hem sahip hem de yazı işleri yönetmeni tek kişi olursa, birimiz tutuklanınca birimiz dışarıda dergi çıkarabilirdik. Sabahattin Ali’nin bu önerisini kabul ettim.’

Dergi 2 Aralık 1946’da ilk sayısını çıkarıyor. 2 gün sonra, yani 4 Aralık’ta Büyük Millet Meclisi’nde iktidar partisi olan CHP sıkıyönetimi uzatabilmek için bu Markopaşa dergisini bahane ediyor.

Sıkıyönetimin uzatılmasını istemeyen DP muhalifinin milletvekili Fuat Köprülü’ye karşı, CHP’nin Gaziantep milletvekili Cemil Sait Barlas Meclis kürsüsünden şunları söylüyor:

‘Sayın arkadaşım Fuat Köprülü harp bittiği için şenlikler yapıldığından bahisle, sözünü bitirdi. Gazeteler çeşit çeşit müdahalelerde bulundular. İstanbul’da değil şu bu partiye mensup gazeteler hatta kökü dışarıda olan Markopaşa bile çıkıyor. Ve bu gazete çıktığı zaman sıkıyönetim kumandanı haklı olarak ilan edilmiş olan sıkıyönetimi hüsnüidare ederek bunun için tatbik edecek muameleyi Cumhuriyet savcılığına bırakıyor.’

Barlas bunu söylüyor ve Köprülü’den sıkıyönetimin devam etmesi için destek istiyor.

Bunun üzerine Sabahattin Ali ve Aziz Nesin, daha ilk sayısında kendilerine saldıran Barlas’a cevap verme kararı alıyorlar. Önce Sabahattin AliAyıp’ adlı bir yazı yazıyor. Aynı gün Aziz Nesin de ‘Topunuzun köküne kibrit suyu’ başlığında dönemin milletvekili Cemil Sait Barlas’a pulsuz mektup’ yazıyor. Ancak Ali’nin isteği üzerine yazıya Nesin’in imzası atılmıyor.

16 Aralık 1946 günü yayınlanan Markopaşa’nın 4. sayısı daha okuyucu ile buluşmadan sabah 5’te ikisi de sıkıyönetim tarafından tutuklanıyor. Ayrı hücrelerde yirmi gün alıkonuluyor.

Açıkça Barlas’a yazılmış olan yazı bağlamından koparılıyor ve Meclis’e harekete çevriliyor. Nesin’in ismi yazıda yer almadığı için Sabahattin Ali yazıyı kendisinin yazdığını söylüyor. Ali bu yazı nedeniyle tutuklanıyor ve hapis cezasına çarptırılıyor.

Peki Aziz Nesin ne yazdı ki, Sabahattin Ali hapse girdi?

Nesin şunları söylemiş:

“Ellerim mutludur Cemil Sait Barlas, sana oy vermediler.

Neden kökümüz dışarıda? Tapuları karımızın üzerine yapılmış apartmanlarımız mı var? Biz bu millete, uşaklarımızla, dalkavuklarımızla, metreslerimizle mi bağlıyız? Biz bu vatana, apartmanlarımızın oturduğu toprak parçasıyla mı bağlıyız?

Ellerim rahattır Cemil Sait Barlas, sana oy vermediler!

Biz, örneğini çok gördüğümüz, her gün kulağımıza bir haberi uçurulan, dayak, yağma, talan, ölüm, zindan ve sürgün pahasına da olsa, milletin çıkarına olan gerçekleri söyleyeceğiz. Bunun için mi kökümüz dışarda?

Bizim ne yasama dokunulmazlığımız, hatta sayenizde ne de yasal dokunulmazlığımız var. Bütün gayretlerinize rağmen, millet kökü çürük olanları da, köksüz olanları da biliyor.

Ellerim rahattır Cemil Sait Barlas, sana oy vermediler!

Vatan, millet, namus gibi kutsal kavramların, anlamlarıyla değil, yalnız sözleriyle milleti, en duyarlı yerinden avlamak isteğiyle, keselerine ve çıkarlarına köle yapmak isteyen ve bize kökü dışarıda diyenlerin kökleri kurusun, topunuzun köküne kibrit suyu!

Ellerim mutlu…

Ellerim…

Ya sen Cemil Sait Barlas?”

***

Aziz Nesin, 'köküne kibrit suyu’ dedi ama…

Hal ortada…

Eski medya patronu Dinç Bilgin’in anlatımına göre, Kenan Evren, kankası Mehmet Barlas’ın boğazdaki yalısına hücumbotuyla bile gitmiş.

Yani bugünün özgürlükçüsü darbecilerin kralıyla öyle böyle yakınlıkta değil.

Kenan Evren gitti, Özal geldi, Özal gitti, Çiller geldi, Çiller gitti Erbakan geldi, Erbakan’dan sonra Erdoğan geldi…

Hiçbir zaman kaybedenin yanında yer almadı. Hep kazanan taraftaydı.

***

Yazıyı bir hatırayla bitireyim.

Eski nesil troll yazılarıyla meşhur Mehmet Barlas bir gün Tayyip Erdoğan’la yine bir canlı yayında birlikteler.

Erdoğan’a ‘AK Parti’ye AKP denmesine neden kızıyorsunuz?’ diye soruyor.

Diyalog şöyle bitiyor…

Erdoğan: ‘Şimdi sizin isminiz Mehmet, size başka bir isimle seslenilse…’

M. Barlas: ‘Bana da küçükken Memo derlerdi, ne olacak canım?’

***

Küçükken ‘Memo’ derlermiş ama şimdi ne derler diye düşününce aklıma Uğur Mumcu’nun tarifi geldi.

Unutmuştuk…

Bence artık Mehmet Barlas demeyelim kendisine…

Uğur Mumcu’nun koyduğu ismi kullanalım:

‘Çankaya Başkomiseri erkek papatya fırdöndü Mehmet’

***

Babası dünün aydınlarını…

Kendisi günümüzün gençliğini bitirdi…

Oğlunun, torununun ve bu zihniyetin geleceğimizi bitirmesine izin vermeyelim.

‘Çankaya Başkomiseri erkek papatya fırdöndü Mehmet’ ile değil, çelikten omurgaya sahip yazarlarla inşa edelim geleceğin Türkiye’sini.

Jöleden omurgalılarla, evrim teorisini kanıtlayan fırdöndüler, gazeteciliklerini şantajlara borçlu olanlar, tarikatına tapanlar yalılarında-villalarında kalsın.

Onurlu yazarların, omurgalı gazetecilerin arkasında durun!

Veryansın Tv’ye sahip çıkın!