Cari açık üzerinden siyasi senaryolar!

Ahmet Müfit yazdı...

featured

2022 yılı Temmuz ayı cari açık rakamları yayınlandı. T.C. Merkez Bankası tarafından yapılan açıklamaya göre, geçen yılın Temmuz ayında 310 milyon dolar olan cari açık, bu yılın aynı döneminde yaklaşık 13 kat artarak,  4,01 milyar dolar oldu. Geçtiğimiz yıl Ocak-Nisan döneminde 13,677 milyar dolar olan açık, bu yılın aynı döneminde, yaklaşık olarak üç kat artarak, 36,672 milyar dolar olarak gerçekleşmiş durumda.

Ortaya çıkan tabloyla ilgili olarak en genel haliyle söylenebilecek şey, “rezerv para basan” Merkez Bankalarının geçtiğimiz yıllarda ortalığa ucuz ve bol dolar, avro saçmasının kaçınılmaz sonucunu, TL’nin değer kaybının da etkisiyle diğer ülkelere göre çok daha ağır yaşıyor olduğumuz. Bir de buna uygulanan/uygulandığı söylenen “ortodoks olmayan” politikaların portföy yatırımları üzerindeki daraltıcı etkisi eklendiğinde tablo tamamlanmış oluyor.

Bütün bu tablonun, son kırk küsur yıldır, eksiksiz tüm iktidarlar tarafından Özal’ın izinde gidilerek, tavizsiz şekilde uygulanan borç paraya, özelleştirmeye yani ulusal ekonominin tasfiyesine ve ithalata dayalı -hem üretim hem de tüketim boyutuyla-, ekonomi politikalarının doğal sonucu olduğu düşünüldüğünde, buraya kadar yazdıklarımızda şaşılacak bir şey olmadığı sanırım açık.

Enteresan olan şey, geçtiğimiz 20 küsur yılda, özellikle 2000’li yılların ilk yarısında hatta 2015 yılına kadar, dışarıdan gelen borç ya da geçici borç para (portföy yatırımları) ile cari açığı “finanse ediyoruz”, finanse edildiği sürece cari açık sorun oluşturmaz diyerek, bu konuda rahatsızlık duyanları eleştiren, ekonomi bilmemekle suçlayan piyasa ekonomistleri, patronlar, akademisyenler, şimdilerde cari açıktaki artıştan şikayetçi olma konusunda liderliği kimseye bırakmıyorlar olmaları.

Söylem değişikliğinin nedeni, borçla büyümenin yanlışlığını, neden olduğu siyasi risklerin boyutunu anlamış olmaları değil. Bu konular ya da sorunlar onların umurlarında değil. Tam tersi olarak, genel olarak batıdan, para satıcıları ve arkalarındaki siyasi güçlerden gelen bu siyasi baskıları, ülkemiz siyasetini terbiye eden, olumlu bir şey olarak değerlendiriyorlar. Atatürk’ün “hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?” diyor olmasının anlamını ya kavramaktan çok uzaklar, ya da umurlarında değil. Onlar için Atatürk’ün değil, küresel mali sermaye ve ardındaki siyasi güçlerin sözcülerinin, ABD, AB Merkez Bankası Başkanlarının ne söylediği önemli.

Geçmişte kendilerini rahatsız etmeyip, şimdilerde rahatsızlık veren şey, cari açık veriliyor olması değil anlayacağınız, cari açığı finanse edecek yani mevcut borçları döndürmelerini ve küresel düzeyde artan enflasyonun sonucu olarak artan işletme sermayesi ihtiyacını sağlayacak kadar yeni borç alınamıyor olması.

Bu sorun devam ettiği sürece, AKP’nin ilk 15 yılında, ulusal ekonominin gerçekleriyle açıklanamayacak miktarda dış kaynak çeken (varlık alımı yani mevcut ekonomik kapasitenin el değiştirmesi, yabancılaştırılması ve portföy yatırımlarıyla) ve bu sayede, TL’yi ekonominizin gerçekleriyle orantılı olmayan şekilde değerli tutarak sağlanan, refah algısına dayalı politikaların, günümüz koşullarında devam ettirilemeyeceğinin artık herkes farkında.

Piyasacıları rahatsız eden esas şey, sonuçta faturası kolayca mevcut iktidara çıkarılabilecek olan bu durum değil. Onların kafasındaki çözüm, 1980’de, 1991’de, 2002’de yaptıkları gibi, atı değiştirip, yola yeni görüntüsü veren ama yine kendi sözlerinden çıkmayacak, 40 küsur yıldır gidilen yoldan ayrılmayacak, başka -yeni- bir atla yola devam etmek.

Rahatsızlıklarının nedeni, eğer borçları döndürecek yeni borçlar alınamazsa, borçların döndürülmesinde sorun yaşanmasından, böylesi bir gelişmenin ise 24 Ocak 1980 kararlarıyla içine sokulduğumuz, borç parayla büyüme politikalarının siyaseten de tartışılır hale getirmesinden korkuyor olmaları.

Her ne kadar, piyasa ekonomisine gönülden bağlı olduğunu, her fırsatta yüksek sesle açıklayan bir muhalefet bloğunu, rezerv olarak ellerinde tutuyor olsalar da, böyle bir olasılığın şu ya da bu şekilde, sermaye tarafından kontrol edilemeyen yayın organları ve siyasi çevrelerce dile getiriliyor olması ve 12 Eylül Darbesi ile “terbiye edilmiş siyaset kurumunun”, bu “aşırı” söylemlerden etkilenmesi olasılığı dahi karabasan görmelerine neden oluyor. 24 Ocak 1980 kararları ve 12 Eylül Darbesiyle başlayıp, DYP-SHP hükümetiyle partiler üstü bir meşruiyet kazanan, Kemal Derviş reformları ve devamında AKP dönemi uygulamalarıyla, devleti deforme ederek, kök salması sağlanan, dış borca dayalı büyüme politikaların, geriye dönülemeyecek şekilde patlamasına, siyaseten sahipsiz kalmasına neden olması riski, uykularını kaçırıyor.

Daha açık bir ifadeyle söylersek, 40 küsur yıldır, her tür siyasi baskı ve ekonomik manipülasyona başvurularak, Cumhuriyetin ilkeleri ve kurumları yok edilerek/yok sayılarak tesis edilen siyasi ve ekonomik düzenin yara alması, meşruiyetinin tartışılır hale gelmesi, siyasi tereddütlerin ortaya çıkması/ya da mevcut tereddütlerin artması sonucunu doğurabilecek, böylesi bir patlamanın, farklı siyasi ve ekonomik alternatiflerin gündeme gelmesi için uygun bir vasat oluşturmasından, küresel düzeydeki saflaşmayı da etkileyecek yeni seçeneklerin -kendi ulusal çıkarlarını esas alan, küresel saflaşmalarda kendi çıkarı doğrultusunda davranan, son 70 yılda olduğu gibi, bir tarafın mecburcu bağımlısı olmayan- ortaya çıkıp, güç kazanmasından korkuyorlar.

Bazılarının, arkasındaki uluslararası siyasi ve mali desteği görmezden gelerek, 5-6 yüksek rütbeli askerin kendi inisiyatifleriyle bir araya gelip, karar vererek yaptığını sandığı, 12 Eylül darbesinin kırkıncı yılında, bu durumun farkında olmanın, en az o günlerdeki kadar önemli olduğunu da ifade edip bitireyim.

Kaynaklar:

https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/609ef884-3b3c-4bc3-84fe-9254244c3490/odemelerdengesi.pdf?MOD=AJPERES&CACHEID=ROOTWORKSPACE-609ef884-3b3c-4bc3-84fe-9254244c3490-ocMvTlo

https://www.bloomberght.com/cari-acik-serisi-temmuz-da-da-devam-etti-2314507

 

Cari açık üzerinden siyasi senaryolar!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

3 Yorum

  1. 2 hafta önce

    Ülkemizi 40-50 yıl daha etkileyecek sorunları, çağdaş bilim fenle (ilim ve fenle) donatılmış akılla çözümlüyorsunuz. Kemalist çabanıza, izinsiz nitelemem umarım yanlış anlaşılmaz, yüreğinize,  kaleminize saglik. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. Mustafa Kemal Atatürk.”

  2. 2 hafta önce

    bu cümleden olarak, bu günlere gelişimize Ata’mızın ölümünden sonraki devlet-iktidar tercihleri neden olmuştur. Sivas Kongresinde mandacılığı savunanlar, Atatürk sonrası Cumhuriyet’i, devleti ele geçirmiştir.

  3. 2 hafta önce

    24 Ocak/ 12 Eylül / Özal / ABD saldırısının 40 yıllık yıkımının her alanda yaptığı büyük zararlar sinsice yaygın kitlelerinin algısını yıprattı. Sizler gibi vatanseverlerin bilimsel çalışmaları çok önemli ,iğne ile kuyu kazılsa, göle maya çalınsa dahi gerçekler ergeç daha yaygın kavranacaktır.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!