Casusluk kumpası

Casusluk kumpası

FETÖ, her ne yapıyorsa hasımlarını onla suçlayan çok tehlikeli bir örgüttür. Şantajdan casusluğa, terörden kadın pazarlamaya ve uyuşturucuya kadar hemen her alanda suça bulaşan FETÖ’nün bu karanlık yüzü, İstanbul ve İzmir “Casusluk, Fuhuş ve Şantaj” kumpas davalarında net olarak açığa çıkıyor.

Henüz 22 yaşında eskort kadınlardan ve üst rütbeli subaylarla astsubaylardan oluşan toplam 64 kişiye emirler yağdıran bir kadın(!)

Henüz 7 yaşında bir çocukken “örgüt koordinatörü” olarak görünen bir kız çocuğu(!)

Okuma yazma bilmeyen seks işçilerinin birçok teknik bilgiler içeren belgeleri hazırlamaları(!)

Yakışıklı genç subayların yolda görse dönüp bakmayacakları yaşlı, topal, çirkin hayat kadınları ile görüşmeleri(!)

Arama kararlarındaki ev adresleri ve şahısların ismi yanlış olsa da belirlenen yerlerin inatla kanunsuz bir şekilde aranması…

Hemen her evde buzdolaplarının üzerinde siyah poşete sarılı bulunan harici bellekler…

Her evde bulunan “aynı” anormal pornografik filmler…

Türk Ordusu’nun bu kadar ağır iftiralara uğramasına sessiz kalanlar…

Ve daha ne iğrençlikler…

Bu kumpas davalarında “komutanlar” yenildi. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yürütülen kapsamlı bir psikolojik savaştı bu. Savaşın taşeron gücü ise şu an hepimizin “en tehlikeli iç düşman” olarak bildiği “FETÖ” idi. TSK’yı milletin gözünden düşürmek istiyorlardı.

Emekli Kurmay Albay Mustafa Önsel’in “İstanbul’dan İzmir’e Casusluk Kumpası – Kim Bunlar?”[1] başlıklı üçüncü kitabını okurken, ordumuza bu denli ağır iğrenç iftiraların atılmasına nasıl izin verilebildi diye insan kendini sorguluyor.

Kitap içerisinde her biri ayrı bir film senaryosu olabilecek şekilde, çok acı yaşanmışlıklar bulunuyor.

İçinden seçtiğim bazı örnekler şu şekildedir:

- Davada ismi geçen subaylardan birkaçının diş tedavisini yapan ellili yaşlarda hiç evlenmemiş dişçi bir kadın, resmen “fahişelikle” itham edilir. Bu subaylarla tek ilişkisi şahısların diş tedavilerini yapmasıdır. Kadın doktor, utana sıkıla “bekâret raporu” almak zorunda kalır. Düzmece bir sayısal veride kendisini “fuhuş” yapıyormuş gibi gösterenlere karşı onurunu korumak için bu belgeyi mahkemeye sunar. Mahkeme başkanı bu özel durumu onlarca kişinin arasında okumak durumundadır. Utanması gerekenler utanmasa da kadın ve diğer mağdur sanıklar da bu duruma utanıp çok üzülürler.

- Arama kararında evi aranacaklardan biri Burak Bekâr olarak geçmektedir. Fakat arama Deniz Üsteğmen Burak Çetin’in Gölcük’teki evinde yapılır. Birliği evine 10 dakikalık bir mesafede olsa da kendisine haber verilmez. Bu tür aramalarda “önce koyma, sonra bulur gibi yapma” taktiğine başvurulur ve genelde bu operasyonlar bekâr evlerinde yapılır. Büyük ihtimal bu örnekte ilgili kumpasçı not alırken Burak’ın yanına “bekâr” diye not almış ve sonra da onu soy ismi zannederek arama kararına ismini o şekilde geçirmiştir.

- Casusluğun delili diye sunulan belgelerin büyük çoğunluğu Atatürkçülük ve Liderlikle ilgili ders notları, ilk yardım dokümanları, açık kaynaklarda bulunan bilgiler, gizliliği olmayan idari yazışmalar ve hatta bir anti virüs programıdır!

- GATA’da çalışan değerli bir bilim insanı Tayfun Uzbay pek çok deneyden sonra patentini de aldığı bir ilaç ile şizofreni hastalığına çare bulur. Bulduğu ilacın milyar dolarla ölçülen formülü “milli” kalsın diye ABD’deki ilaç şirketlerinin verdiği yüklü miktardaki paraları elinin tersiyle iter. TUBİTAK ile sözleşme imzalar. O halde burnu sürtülmelidir ve bir anda “casuslukla” suçlanır!

- 22 yaşındaki Narin’in İzmir’de yaşayan babasının evinde buzdolabının üzerinde siyah bir poşet bulunur. Poşetin içinden ilk bakışta ambalajından yeni çıkartıldığı kolayca anlaşılan bir harici bellek çıkar. Belleğin ismi “ByCasus” Casuslar, casuslukları hemen anlaşılsın diye harici belleğe böyle bir isim koymuşlardır(!)

- Aramaların tamamına yakınında ev sahipleri evde bulunmaz. Aramada hazır bulundurulan şahıslar ise çoğu kez bir odada oturtulur ve arama bittikten sonra bir tutanağa imza atmak zorunda kalırlar. Arama sırasında kamera ile kesintisiz çekim yapılmalıdır fakat daha sonradan bu görüntülere bakıldığında bazı kısımların kesildiği görülür. Özellikle delillerin bulunduğu sıralardaki görüntüler ya kesiktir ya da hiç yoktur.

- Atatürk’ün hatırası olan Savarona’da 18 yaşın altındaki kız çocuklarıyla yüksek paralar karşılığında zengin iş adamlarıyla “fuhuş” yaptırıldığına dair bir ihbar gelir. Jandarmayla birlikte Sahil Güvenlik Komutanlığı’ndan bir Sahil Güvenlik Botu ile müşterek bir operasyon yapılır. Operasyonda diplomatik pasaport taşıyan çok sayıda Kazakistan uyruklu şahıs gözaltına alınır. Bunların arasında Kazakistan Devlet Başkanı’nın danışmanı da vardır. Ya sonra? Bu operasyonu yürüten bot komutanı “İzmir Fuhuş ve Casusluk Davasında” sözde “çete yöneticisi” olarak gösterilir. Operasyonun başındaki görevliler içinde bulunan İl Jandarma Komutan Yardımcısı yarbay da bu dava kapsamında tutuklanır. Aynı operasyonda görev alan iki jandarma subayı da bu davaya dâhil edilip yargılanır. “Madem fuhuş operasyonu yaptınız, alın o zaman sizi fuhuştan tutuklatalım da görün” mesajı verilmiş gibidir.

Bu kumpaslarla milli değerlerine bağlı birçok vatansever insan cezaevlerine tıkılıp dışarıda kalanlara da gözdağı verilirken FETÖ ne yapıyordu?

Dışarıda esas casusluğu yapıyor, 17-25 Aralık sürecine hazırlanıyor, hükümeti devirmek için planlar kuruyor, gizli belgeleri dosta düşmana göstermek amacıyla kumpas davalarının iddianamelerine ekliyordu.

FETÖ’nün vatansever insanlara karşı yürüttüğü bu kumpaslar neticesinde ülke içerisinde küresel güçlerin ve onlarla işbirliği halindeki yerel temsilcilerin önü açılıyor, “milli menfaatleri gözeten muhalif bütün unsurlar” hızla etkisiz hale getiriliyordu.

Aynı kumpaslar yarın tekrar yaşanabilir mi?

Yaşananlardan pek ders almadığımız için ne yazık ki hala daha böyle bir ihtimal var. Fetullahçı sırtlanlar, küresel güçlerle birlikte milli tüm unsurları yerle bir etmek için pusuda bekliyor.

“Leoparın kuyruğu ya hiç tutulmamalı ya da tutulduysa hiç bırakılmamalıdır.”

Gelebilecek her türlü tehlikeye karşı her zaman uyanık olmak zorundayız. Aynı acıları tekrar yaşamamak adına  “Casusluk Kumpası” gibi kıymetli eserleri hatırlamalı, hatırlatmalıyız.

 

 

[1] Mustafa Önsel, İstanbul’dan İzmir’e Casusluk Kumpası – Kim Bunlar?, 2. Baskı, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2014.